Küçücük bir taş attılar, taş o kadar küçüktü ki; minik ellerinde kayboluyordu… Bütün öfkeleriydi o taş… Onlardan çalınan çocukluklarının öfkesiydi… Üniformalılar korktular o taştan ve minik bedenlerden, ite kaka, kıra döke tıktılar zindanlara o körpecik, küçücük taş atan çocukları…
Kim bunlar? Sormadılar, sormak istemediler, niye o küçücük taş ellerinde, ilgilenmediler bile… İşlerine gelmedi… Onlar da biliyorlardı, o taşı onlar verdiler ellerine, kaybettikleri vicdanlarıyla…
Pozantı Cezaevinde yaşanan insanlık ayıbı, devletin adalet anlayışının ne denli taraflı ve çürük olduğunun kanıtıdır. Trajik olan, attığımız her adımdan, ettiğimiz her laftan anında haberdar olan devlet kendi zindanında çocuk tutsaklara tecavüz edilmesinden nedense haberdar olmamışmış! Elbet buna inanmak ahmaklık olur. Ve tabi ki bu insanlık dışı durumdan Adalet Bakanlığı ve cezaevi idaresi sorumludur. Adalet Bakanı imzalamış oldukları BM Çocuk Hakları Sözleşmesini de herhalde çerçeveletip süs diye bakanlıklarına asar artık… Nasılsa uymuyorlar bari dekor olarak kullansınlar, imzaları ziyan olmasın bari…
Taş attıkları gerekçesi ile tutuklanan çocuklar cinayet, tecavüz, hırsızlık gibi suçlardan tutuklanan adli mahkûmların koğuşlarına koyarak „alın size PKK’lileri getirdik ne yapıyorsanız, yapın“ diye bu çocuklara tecavüz edilmesine neden olan cezaevi idaresi bu suçun birinci dereceden müsebbibidir.
Şüphesiz buradaki amaç çocukların beden bütünlüklerine, dünyalarına, kimliklerine dönük intikamcı ve ideolojik bir yaklaşımdır. Onların geleceklerini karartan, bugünlerini yıkıma uğratan, masumiyetlerini hedefleyen bu saldırılar asla affedilemez ve görmezden gelinemez… Çocukların yaşadığı ağır travma ve şiddete rağmen, gerçeğin üstünü kapama çabası ahlaksızlıktan başka bir şey değildir.
Bu ahlaksızlık yeni de değildir. Siirt’te YİBO’larda, Mardin’de N.Ç’ye de devlet eliyle tecavüz edilmişti? Devlet suçluları korudukça bu tür ahlaksızlar devam edecektir.
Bu çocukların dışarıda ailelerin yanında olması gerekirken, Adalet Bakanlığı, Pozantı Cezaevi’nde bulunan 200 çocuğu Sincan Cezaevi’ne nakletmiştir. Çok ciddi ağır bir travmaya maruz kalan bu çocuklar, ailelerinin bulunduğu yerden alınıp, başka cezaevlerine konulması onların benzer saldırıları görmeyeceğinin garantisini verecek mi? Hangi koruyucu önlemler alınıyor? Gittikleri yer Pozantı’dan ne kadar iyi olacak? Adalet Bakanlığı Pozantı’yı yönetememiştir, Sincan’ı veya başka yerleri nasıl denetleyecek?
Devlet toplumsal olaylarda tutuklanan ve adli koğuşlara atılan çocuklara adli tutuklular tarafından bu türden muameleler yapılacağını öngörmüş ve dahası planlanmıştır. Böylelikle devlet, çocuklara kendi üstünlüğünü ve gücünü hayatları boyunca unutamayacağı bir yöntemle kabul ettirmek istemiştir. Pozantı da yaşananlar tam da bu gerçeğe işaret ediyor. Yaşanan dayak, taciz ve tecavüz olayı bizzat Adalet Bakanlığı’nın tercihi ve uygulamalarının sonucunda gelişmiştir.
Ailelerin ekonomik güçleri göz ardı edilerek Sincan’a götürülen bu çocukların aileleri yargı sürecini uzaktan video ile izleyebileceklermiş! Sözde kanun güvencesi altında bunca travmayı yaşadıktan sonra, daha yaraları sarılmadan ailelerinden kopartılan bu çocukları devlet vicdanı, sanal sevgiyle mi iyileştirecek?
Bu çocukların bir an önce serbest bırakılıp ailelerinin yanına gönderilmeleri, psikolojik yardım almaları ve suçluların yargılanması gerekmektedir. Belki o zaman devlet vicdanı utanma duygusuyla yüzleşebilir…
Utanması gerekenler nerede?