Dünyadaki herhangi bir edep, kural, hukuk dışı söz, davranış, yaptırım, Türk medyasında, kocaman harflerle “skandal„dır.
Oysa, Türklerin hem içeride, hem de komşularına karşı skandaldan skandala koşması normallerden baş normal, utanmazlığın adı da devlet politikasıdır.
Keline bakmadan, kendini lepiska saçlı sanıp, komşu devletlerin içlerine dil ve el uzatmak, Türkler için “skandal„ değildir. Suudilerin verdiği bir kaç inşaat ihalesine karşılık, onların düşmanı Suriye’ye karşı mezhep savaşı açıp, sınırda Suudilerin beslemesi  “Müslüman Biraderler„in eğitim ve barınma kampları inşa etmek, uyuyan güzeller ülkesinin “milli siyaseti„ olabiliyordu, bir anda.
Türk Başbakanı, nicedir hasret kalmış sevgiliyle buluşmuş gibi Suudi Kralı’yla el ele yürürken, o kamplardan çıkan biraderler, Suriye’de ırza geçip, kuzu boğazlarcasına insan kesiyor, katil kovalanınca “sınırımız ihlal edildi„ yaygarası başlıyordu.
Halbuki, Türk’ü galeyana getirecek Türk propagandasının pompalandığı sırada, Suriye yönetimi Birleşmiş Milletlere TC’yi şikayet ediyor, gazeteci, iş adamı, sevabına faaliyet gösteren insan hakları savunucusu olarak ülkelerine terörist sokulduğunu bildiriyor, iş başında yakalanan Türk subaylarının sayısı dünya medyasında yer alıyordu.
Bunların hiç biri skandal değildi. Ama Kürtlerin deyimiyle, güçsüzün sınırı bunlar için “çıraz-vıraz„dı. Skandaldan skandala koşmak Türklerin hakkı, onlar her zaman ve her yerde haklı, gerisinde hak yok, hukuk tatildeydi.
Mesela Kandil dağları Kürdistan’ın bir parçası, Kürtlerin ortak yurdu, ama son kış boyunca, Türklerin sınır ötesine akını hiç durmadı. Orada yeni doğmuş bebeği katlettiler. Koyun sürülerini bombaya tuttular. Dağlara zehir yağdırdılar.
Savaşlar, her şeye rağmen şövalyeliktir. Birleşmiş Milletler, Cenevre Sözleşmesi böyle olduğununun kurallarını bile belirlemiştir. Zehirli gazlar yasak, gerisi skandal, yani savaş suçudur.
Ama skandal ve insanlık suçu bunlara işlemez. Yan yana dizilen Kürt ölülerin bedenleri, kullanılan zehirli gazlar karasıdır.
Yine Cenevre Sözleşmesi’ne göre, sorun iç güvenlik ise tanklara, toplara, uçaklara ve helikopterlere yer yoktur. Fakat, bu kuralsızlık da medyada Türk medeniyetinin iftihar narasıdır.
Utanmazlığın adı politika ya, rejimlerini ihraç etme savaşları verdikleri Suriye’de ihraç edilmiş teröre müdahale olunca bu skandal ve suç oluyor. Talana uğrayan, yakınları üniformalı tetikçilere hedef olan Kürtler sokağa çıkan Kürtler gazla zehirlenerek yedi tanesi öldürülüyor, cezaevlerinde yer kalmayınca, hırsızlar, soyguncular serbest bırakılarak alan genişletiliyor, Suriye’deki biraderleri için gösteri özgürlüğü istiyorlardı.
Çünkü, utanmazlığın adı politikadır, “ben yaptıysam olur„ dünyasında. Çoğu Kürt 96 gazeteciyi tutuklayan, sayısız yazarı işsiz, işlevsiz bıkaran rejim, utanmazlığın evrensel tarihine geçen iki yüzlü bir başka politik rezaletle, Suriye’de basın özgürlüğünü savunuyordu.
Suudi Kralı’yla el ele, özgürlük adına dikta rejimi ihracı adına bölgesel savaş rüzgarı estirenler, içeride Müslüman Kürtlerin işkencecileriydi. Kürtler sözkonusu ise din yok, iman tatildeydi. Kürtler, kendi yurtlarında esirdi. Dilleri kesik, işgalci değil, ama topraklarında yasaklıydılar. Bahar geldi. Yaylaları, otlak, çayır ve tarlalarına, bir kere daha uzaktan seyirciler. Toprakları mayınlı ya da askerlerle çevrili olarak yasaklıdır.
Türk Başbakanı, devletin yeni “kurucu„ ve “kurtarıcısı„ olarak, asker darbecileri mahkum ederken dişlerini sıkıp, tıslarcasına “benim müdürümü bile fişlediler„ diyor, ama fişlenmemiş Kürt yok. Fişlenmişlerin telefondaki “alo„ sözü bile tınlamaya göre anlamlandırılarak ceza istemine konu. Kameralar Kürtlerin yatak odaları, düğün, toplantı salonlarında. Kürtler bütün olarak dinlenme ve gözetim altında.
Özgürlük ihracı adına rezil, rüsva olmaktır, bu. Rezaletlerin boyutu ise türlü, çeşitlidir.
 
AÇLIK GREVLERİ
Kürtler, kendilerine reva görülen zulmü, dünyaya duyurmak için, Avrupa’nın kalbinde başlattıkları açlık grevi, yer yer ölüm kapısına dayandı. Durumu ağırlaşanlar, koma halinde birer ikişer, hastaneye kaldırılıyorlar.
İnsanlığın öldürüldüğü bir yerde, insani çığlık olmak iyi de, gören, duyan kim!..
Kürtlerin hayatı ucuz, çıkarları söz konusu ise insan oğlunun vicdanı rolüne çıkan Batı dünyasının gözü mil çekilmişçesine kapalı, kör, kulakları kurşun akıtılmışcasına sağırdır. Vicdanlar, para kasalarına kilitlidir.
Kulakları açacak, gözleri gören edecek kilit ise petrol ve değerli madenlerdir. Kürtlerin iniltisini duyan, yarı ölü düşeni gören yok.
Çünkü, Mesud Barzani’nin deyimiyle, “bir varil petrol, Kürtlerin hayatından daha değerli„dir. Kuzey Kürtlerinin, Güney Sudan gibi zengin petrol kuyuları, Afganistan benzeri el değmemiş maden yatakları yok.
O nedenle ölümüne insanlığı aramaları nafilelikle, karşı seda bulamıyor.
Kürt siyasetinin “çıkar kasalarına vicdansal„ gerçeği görüp, ölümleri önlemesi gerekiyor. Mücadele yaşayanlarla mümkün…