Herşeyin olduğu gibi, utanmazlığın da, alçaklığın da, vicdansızlığın da bir dip hali vardır. Yani insanlık dışılığın sınırlarının en dipte olduğu zamanlar ve mekanlar vardır. Bütün bunlar yaşanırken de bir yanda yaşatmayı, öte yanda öldürmeyi savunanlar vardır…
Binlerce örnek verilebilir bugünlerde…
Bir yanda diktatör Esad, diğer yanda ona karşı olduğunu ileri sürüp "muhaliflere yardım adı altında" IŞİD gibi hilkat garibesi çetelerin büyütülüp beslendiği Suriye’den kaçan çocukların cesetlerinin karaya vurduğu ülkeye Türkiye denir… Akçakale’de IŞİD’in bomba yapmakta kullandığı malzemelerin gümrükten nasıl geçirildiğini görüntüleyen gazetelerin aynı gün basıldığı ülkeye Türkiye denir.
Oysa ki Kobanê'ye düşmanlık yapmak yerine oradaki yaşamın kolaylaştırmasına ön ayak etseydi Türkiye, Bodrum kıyılarındaki bu cinayetlerin faili olmayacaktı.. Üstelik de Alan bebelerin minik bedenlerinin kıyıya vurduğu ilk olay da değil bu. Ardından B20 zirvesinde ne mi dediler? "Bütün insanlık bu 3 yaşındaki yavrunun hesabını vermeyecek mi?" İyi de, bu yavru Kobanêli'ydi ve sen orada canı pahasına bu insanları koruyan YPG’lilere "İŞİD’den daha tehlikelidirler" demedin mi? Kobanê’nin düşmesini ellerini sıvazlayarak beklemedin mi?
Başka nerelerde mi yaşanıyor vicdanın rafa kalktığı yerler? Sayılamayacak kez, sayılamayacak kadar korkunç şekilde hem de. Nasıl mı?
Bir cumhurbaşkanı kalkıp canlı yayında onlarca askerin ölümüyle ilgili şunu derse; "400 vekil alınsaydı; Anayasa’yı tek başına değiştirmeye yetseydi bir partinin koltuk sayısı; işte o zaman Dağlıca gibi hadiseler olmazdı!" Hay yere batsın sizin koltuklarınız!!
Binbir emekle, kuru ekmekle büyüttüğü oğullarının ölümünü sorgulayan içi yanmış babalara dönüp de aynı cumhurbaşkanı, "kanı bozuk, karaktersiz babalar da var!" diyebiliyorsa işte o ülkeye Türkiye denir. Ölen asker babasının "evladım neden öldü" çığlığına "kanıbozukluk" diyen kişiye cumhurbaşkanı; ama asker ailelerinin "çok meraklıysanız korumalarla gezmeyin, gidin siz oralara" diyenlerin cumhurbaşkanına hakaretten tutuklandığı ülkeye ise Türkiye denir! 77 milyonun gözünün içine bakıp bakıp AKP’nin darbeyle tüm kurumları, gazeteleri, vb ele geçirdiği ülkeye; aldatmacalarla erken seçim kararının alındığı ülkeye Türkiye denir!
Minicik bir çocuğun yaşıtları sokaklarda katledildiği için elindeki sapanla AKP binasının tek bir camını kırmaya yeltendiği anda öldürüldüğü; "onlar çocuk değil; terörist" dendiği, polisin zaten artık sınırsız öldürme yetkisiyle donandığı; bunun planlarının aylarca önce İç Güvenlik Yasasıyla hazırlandığı ülkeye Türkiye denir… Ama aynı ülkede 24 saat içinde yüzlerce HDP binasının yakılarak kül edildiği, çalışanlarının Madımak Katliamındaki gibi yakılmak istendiği, tekbir getiren kalabalığın yaptığı alçaklıklara "duygusal tepki göstermiş halkımız" denilerek bir fiske dahi vurulmadığı ülkeye Türkiye denir…
İnsanlıktan zerre kadar nasibini almamış güruhun sosyal medya üzerinden örgütlenmesine ses çıkartılmadığı; aksine desteklendiği; HDP’liler ve Kürtlere saldırıların organize edildiği sosyal medyanın tedbiren bir dakika bile kapatılmadığı, aynı sosyal medyanın Suruç Katliamında da, Bilal’le babasının konuşmalarını ve Reza’nın çantalar dolusu para sevkıyatını yayınladığı haftalarca kapatıldığı ülkeye Türkiye denir. Cinayetleri gizleyen, günlerdir katledilen sivillerden bahsetmeyen ya da bahsetse bile "teröristlerce öldürüldüler" iğrenç yalanını tekrarlayarak 90’ların diline dönen, lince-yakıp yıkmalara güzellemeler dizen trollere "gazeteci" denilen ülkeye Türkiye denir..
Bir annenin, polislerce katledilen yavrusunun cesedini gömemediği için derin dondurucuda sakladığı; avluların üzeri buzlarla kaplanan insan cesetleriyle dolu olduğu coğrafyaya Cizire Botan denilirken; binlerce odalı saraylarda yaşayıp, "çözüm süreci artık buzdolabında; kimse bizden çözüm mözüm beklemesin!" diyene de "Cumhurbaşkanı" denir…
50 milletvekili ve 2 bakanın bir şehre giremediği, saldırıya uğradığı ülkeye Türkiye denir. Gece boyunca hedef gösterilerek katliam yapılan, polis araçlarınca "işte HDP’ye oy verirseniz sonunuz bu olur" denilen topraklara Kürdistan denilir…
Kürt inşaat işçilerini linç eden, işkenceyle Atatürk büstü öptüren, yerlerde elleri arkadan bağlı şekilde "Türk’ün gücünü göreceksiniz" diyerek tekmeleyen, cesedi Bodrum kıyılarına vurun ve gözlerini yüreğimize gömdüğümüz Alan’la ilgili; "önce üzülmüştüm ama Kürt olduğunu öğrendikten sonra çok rahatladım" diyenlere, alçak denilir. "Katilsiniz" denilir. İnsanlığın dip noktasının en dibindesiniz denilir…
200 yıldır direnen, "yaşamanın bir başka adı da direnmektir" diyen, 7 Haziran öncesi AKP’nin savaşı başlatmak için attığı ilk adım olan Diyadin’de sırf çatışma başlamasın, süreç zarar görmesin diye kendisini öldüren gerillaya, annelerine yazdıkları mektupta "gidişim Afrikalı bir çocuğun yediği ekmek, Filistin'de demir yığınlarına atılan bir taş, yüzyıldır direnen Kürdistan gibi helaldir anne…" diyen binlerce gence de Kürt denilir…
Tarih, kimin safını nerede tuttuğunu asla ve asla unutmayacaktır…