Son dönemde Türk medyasında en fazla yer edinen konuların başında PKK’ye yeni katılımların olması geliyor. Aynı merkezden servis edildiği aşikar olan haberler yazılı ve görsel medyada geniş yer buluyor. Bu haberlerin nereden servis edildiği ve haber kaynakları geçen günlerde açıklanan bir anket ile netleşmiş oldu. Uluslararası Terörizm ve Sınıraşan Suçlar Merkezi (UTSAM) tarafından 9-11 Aralık tarihleri arasında Antalya’da düzenlenen ‘3. Uluslararası Terörizm ve Sınıraşan Suçlar Sempozyumu’nda ilgili araştırmanın sonuçları açıklandı.
Rapor özetle şöyle: 90’lı yıllarda Kürdistan’ı kasıp kavuran OHAL sisteminin uygulamaları olan faili meçhul cinayetler, köy yakmalar, köy boşaltmalar, zorla göç ettirmeler ve devletin hataları PKK’ye katılıma neden oluyordu. Türkiye’de yaşanan demokratikleşme(!) süreciyle birlikte PKK artık eleman bulmakta zorlanıyor. Bundan kaynaklı gençleri dağa çıkarmak için ailelere baskı uyguluyor.
UTSAM’ın sunduğu raporun özü bu. Peki gerçekler böyle mi?
Aslında bu anket veya araştırma, PKK ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik ne ilk, ne de sonuncusu. Bundan önce yüzlercesi yapıldı ve böyle giderse daha da yapılacağa benziyor.
Kürt gençlerinin dağı tercih etmesi, Türk devletinin yanı sıra AKP hükümetinin ve Türk ordusunun da temel gündemlerinden birisi idi. Artık Türk medyasının da temel gündemi olmuş durumda.
Hatırlanacağı gibi geçen yıllarda dönemin Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ, PKK’ye katılımları engelleme konusunda başarısız olduklarını kamuoyuna itiraf etmişti. Bu raporu hazırlatan UTSAM Müdürü ve Polis Akademisi öğretim üyesi Doç. Dr. Süleyman Özeren ise, “Terörle mücadelede hedef kitlemiz 12-25 yaş arası olmalı. Enerjimizin yüzde 90’ını buraya ayırmalıyız. Gençlerin arkadaş çevresine yönelik çalışmalar yapılmalı“ diyerek bu başarısızlığın devam ettiğini yeniden itiraf etmiş oluyor.
Akademisyen emniyet personelleri tarafından yapılan “PKK terör örgütü mensuplarının profili” adlı araştırmada ilginç sonuçlar var. Anket, taraflı bir kuruluş tarafından yapılmış olsa da, dikkatle bakıldığında aslında birçok itirafı içerdiği görülüyor. Anket, başından sonuna kadar çelişkilerle ve aslında itiraflarla dolu. Anket bir yandan gerçekleri çarpıtarak sunarken öte yandan bütün suçları OHAL sistemine mal ederek AKP iktidarını aklamaya çalışıyor.
Bu itiraflara geçmeden önce çelişkili olan ve anketörlerce görmezden gelinen hususlara bir bakalım.

RAPOR ÇARPITMALARLA DOLU


Türkiye’de devlet terörü her yerde kol gezerken, karakolda, sokak ortasında, cezaevinde polis ve asker terörü tavan yapmışken; Polis Akademisi’ne bağlı Uluslararası Terörizm Merkezi’nin (UTSAM) “Türkiye’de Terörü Besleyen Kaynaklar” adlı raporuna göre ‘PKK, savaşçı kazanma stratejisini şiddet üzerine kurmuş.’
Devlet bütün Kürtleri terörist ilan ederek; haber yapanı, gazete dağıtanı, zılgıt çekeni, puşi bağlayanı bile cezaevine atıyor. Seçilmiş Kürtlere terörist yaftası yapıştırarak tutukluyor. Devletin yasalarına uygun olarak kurulan kurumlarına terör yuvası diyor. UTSAM tarafından yapılan ankete göre; ‘Örgüte katılmadığı için kendisi veya ailesi zarar gören var mı’ sorusuna ankete katılanların yüzde 24.04 ‘evet’ demiş. Polis Akademisi bünyesindeki UTSAM tarafından hazırlanan ankette araştırmaya katılanların yüzde 51’inin Demokratik Özerklik’ten habersiz olduğu iddia ediliyor. Özeren Demokratik Özerklik’e ilişkin, “Halkın böyle bir ajandası yok. İşsizlik, yoksulluk var. Bu, terörden muzdarip halkın sorunlarına dair gerçek ipucu veriyor,” diyor.
Evet, ama kimin terörü? Bu halka terör uygulayan, onu işsiz ve aşsız bırakan kim? Ona iş ve aş sağlamakla yükümlü olan kim? Soruları ise sayın müdürü ilgilendirmiyor nedense.
Geçmişte “bir tas sıcak çorbaya gel” diyenler, şimdilerde ise fakir ve işsizlerin PKK’ye iş ve aş için katıldığını düşünüyor anlaşılan. Yani devletin Kürt gençlerine sağlamadığı imkanları PKK sunuyor.
Kürt halkının taleplerini umursamayan Özeren, sorunun ip uçlarını işsizlik ve yoksullukta arıyor.
Anketörler Demokratik Özerklik’e yönelik yapılan etkinliklere gözlerini kapamış anlaşılan. Kürt halkının meydanlarda attığı sloganları duymazdan gelen profesyonel anketçilerin başkanına göre, “Hakkari’de örgüte katılımın yüksek olmasının nedeni yapılan değil, yapılmayan operasyonlar.”
Özeren’in açıklamasından Hakkari bölgesine yönelik geliştirilen devlet terörünün daha da inceltilerek derinleştirileceği anlaşılıyor.
 
AKP’Yİ AKLAMAYA ÇALIŞIYOR


UTSAM müdürü Özeren yaptırdıkları anketi yorumlarken, “Geçmişte örgütün en önemli eleman kazanma kaynakları ‘Zorunlu göç ve köy boşaltmalar, Kamu Görevlilerinin yaptığı hatalar, Faili meçhul cinayetler’ iken bugün Türkiye demokratikleştikçe artık bu yanlışlar yapılmıyor,” derken günümüzde yaşananlara adeta at gözlükleriyle bakıyor. Özeren şöyle devam ediyor: “Örgüt bugün eleman kazanmada aileleri tehdit ederek, çocukları kaçırarak yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Yaptığımız araştırmada ‘Örgüte katılmadığı için kendisi veya ailesi zarar gören var mı’ sorusuna ankete katılanların yüzde 24.04’nün ‘evet’ cevabını vermesi PKK/KCK’nin eleman kazanmada şiddete başvurduğunu ortaya çıkardı” diyor. Özeren, böylece hedef şaşırtarak AKP terörünü gizlemeye çalışıyor.
Ankette verilen bilgilere bakıldığında 90’lı yıllara özel vurgular yapılmasına rağmen günümüze hiç değinilmediği görülüyor. Göz ardı edilen, gizlenmek istenen bir diğer husus ise; AKP iktidarı döneminde gerçekleştirilen hak ihlalleri, sokak ortası infazları, yargısız infazlar, yargı-polis-asker terörü ve OHAL sürecini aratır hale gelen Kürde dair her şeyi terörize eden uygulamaları.
Anketin ayrıntılarına bakmaya devam edelim. UTSAM’ın anketinin diğer çarpıcı bir sorunu ise ‘zorunlu göç’, ‘kamu görevlilerinin hal ve tavırları‘ ile ‘faili meçhuller’le ilgili sorulara verilen yanıtlar. UTSAM’a göre ‘katılımcıların yüzde 64.61’i kamu görevlilerinin hatalarının örgüte katılımı artırdığını söylüyor.’
‘Bölgede 1990’lı yıllarda kamu görevlilerinin yaptığı hataların izleri hala mevcut’ denilen araştırmada, Faili meçhul cinayetlerin örgüte katılımı etkilediğine inananların oranı yüzde 63 tespiti yapılırken; sanki bunlar geçmişte kalmış gibi ele alınıyor. Bilge köyünde, Peyanis’te devlet eliyle gerçekleştirilen katliamlar, Amed’de 28 Mart 2006’da başlayan ve ondan fazla sivil Kürdün katledilmesiyle sonuçlanan polis-asker terörü, Umut Kitapevi’nin bombalanması; Ceylanlar, Enesler, Uğurlar, Şerzan Kurt, Aydın Erdem ve diğerleri unutulmuşa benziyor.
PKK’ye katılımlara ilişkin raporda yer verilen bir diğer husus şu: “Zorunlu göç ve köy boşaltmalar PKK’ye katılımı arttırmıştır şeklindeki ifadeye ne derece katılıyorsunuz” sorusuna katılımcıların yüzde 66.85’i katıldığı cevabını veriyor. “Faili meçhul cinayetler PKK’ye katılımı arttırmıştır” şeklindeki görüşe katılanların oranı ise yüzde 62.68
Ankete göre; “Bir kişinin ailesinden veya akrabasından siyasî tutuklu bulunması, o kişinin PKK’ye katılımında etkili midir?” sorusuna yüzde 53 ‘evet’ cevabını veriyor. Bir kişinin akrabaları arasında PKK mensubunun bulunmasının örgüte katılımı etkilediğine inananların oranı ise daha yüksek: Yüzde 58.
Bütün bu tespitleri şöyle de okumak mümkün. Devlet Kürdistan’da gerçekleştirdiği uygulamalarla PKK’ye katılımları arttırdı.

KÜRTLER NEDEN DAÐA ÇIKIYOR?

Uzun süredir gerilla alanlarında gazetecilik yapıyorum. Çok ilginç gerilla anıları, katılım öyküleri dinledim. Gerillayı, dağı nasıl anlamlandırdıklarını, dağa geldiklerinde ne ile karşılaştıklarını sordum. Onlar da içten anlattılar. Belki de yeni katılan gerillalara en fazla sorduğum soruların başında “neden gerillaya katıldın?” sorusu geliyor. Bu soruyu yüzlerce gerillaya yönelttim, bir o kadar yanıt aldım. Akabinde “ne bekliyordun?, ne ile karşılaştın?” sorusu. Uzun yürüyüşlerde, dinlenmek için verdiğimiz molalarda, mevzilerde, kısacası ayrıntılarda yüzlerinde ve gözlerinde gerçeği bulmaya çalıştım.
İlginç katılımlar, ilginç öyküler, çarpıcı yanıtlar aradık hep. Farklı yönleri kadar benzer olan katılım öykülerinden sonuçlar çıkarıp, “Kürt gençleri neden dağa gidiyor?” sorusuna yanıt aradık. Bu yanıtları bir gazeteci olarak okuyucularımızla paylaştık. Hariçten gazel okumadık hiç. Anketlere konu olan genç erkekler ve kadınlarla konuştuk. Onları kendilerinden dinledik. Biz bıkmadık “neden dağa geldin?” diye sormaya, hakeza onlar da yanıt vermekten bıkmadılar. Çünkü bizim önemsediğimiz kadar onlar da önemsiyordu, gerillaya katılımlarını; tıpkı bu araştırmayı yapanların önemsediği gibi. Bir farkla; biz gerçekten bu gençlerin neden dağa çıktıklarını anlamaya çalışıyorduk. UTSAM ise daha farklı niyetlerle yapıyor bunu.

GENÇLER NE DİYOR?


Birçok gerilla birliğinde bu sorunun yanıtını aradık.
UTSAM’ın anketine konu olan Kürt gençleriyle konuştuk. Gerçekten yoksul oldukları için mi dağa gelmişlerdi? Yoksa işsizlikten mi? Ya da başka nedenleri mi vardı, dağlara gelmek için?
Dağa neden çıktın? sorusuna aldığımız yanıtlar şöyle:
“Özgür bir yaşam için”
“PKK bir çözüm gücü olduğu için”
“Devrime katılmak için”
“Dağdan başka özgürlük alanı yok”
“Halkımın özgürlüğü için dağlardayım”
“Kimliğim, dilim ve kültürüm yasak. Dağa geliş nedenim bu”
“Devlet beni tanımıyor, beni yok sayıyor. Böyle bir devlette yaşanmaz”...
Tabii ki bunların dışında farklı yanıtlar da aldık; ancak genel olarak gençlerin katılım gerekçeleri bunlar. Elbette ki bazı olaylar, yaşadıkları katılım kararlarını etkilemiş gençlerin… Rohat, taş atan bir çocukken tahliye olur olmaz dağlara koşmuş. Rızgar askerden firar edip gerillaya katılmış. Rojinda üniversiteyi terk ederek dağı tercih etmiş. Ronahi ise feodal toplumun kadına reva gördüğü yaşama isyan edip dağların yolunu tutmuş. Kimisi koruculaştırılan bir ailenin çocuğu, Hüseyin Munzur gibi…
Kimisi “ailemde yaşanan şehadetler beni etkiledi” diyor. Bir başkası gerilla eylemlerinden etkilenmiş, kimisi devlete, bir diğeri polise isyan etmiş… Sebepler, tetikleyen etmenler farklı da olsa sonuç dağa akış olarak karşımıza çıkıyor. Onlar PKK’yi bir çözüm gücü olarak görüyorlar. Sistemle sorunu olan, toplumsal geriliklerle sorunu olan, özgürlük sorunu olan dağlara koşuyor.

HPG NE DİYOR?


HPG’nin yeni savaşçı eğitiminden sorumlu komutanları, katılımların azaldığı yönünde çıkan haberlere itibar etmiyor. Her ay devrelerine onlarca gencin katıldığı bilgisini veriyorlar. Kürt halkının soykırımla karşı karşıya olduğuna ve her zamankinden fazla savunma güçlerine ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekiyorlar. Kürt gençlerini dağlara çağırıyorlar.

PKK’DE ARADIKLARI NE?

“Kürtler PKK ile yeni bir dünyaya ve yeni bir yaşama adım attı. PKK ile kendimizi tanıdık, dirilişi gerçekleştirdik. Kendi öz değerlerimizle buluştuk. Özgür bir yaşamda karar kıldık. Bu yaşamı ne pahasına olursa olsun korumakta ve geliştirmekte ısrarlıyız” diyorlar genç gerillalar.
Kürt halkının alanlarda yükselttiği “PKK halktır, halk burada” sloganı, böyle karşılık bulmakta Kürdistan dağlarında. Halkla gerilla arasında oluşan bağı ise “PKK halklaştı” diye tanımlıyorlar. Kürt halkının yaşamını yitiren arkadaşlarını sahiplenmesini buna bağlıyorlar.
Kürt anneleri ve yaşamını yitiren gerillaların ailelerince cenaze törenlerinde sarf edilen sözleri hatırlatan gerilla Rızgar Koçer, “çocuğumla gurur duyuyorum, onurluyum. O, Kürdistan’ın şehididir. Sonuna kadar onun yolunda olacağız sözlerini dillerinden düşürmemeleri, UTSAM’a verilen en açık yanıttır” diyor.
Türk devletinin ve egemen güçlerin belki de en fazla anlayamadığı veya anlamak istemediği bu gerçeklik oluyor. Bir çok analizci, araştırmacı, istihbaratçı, uzman ve bilir(!) kişinin göz ardı ettiği husus.
İnsanlar çözümü PKK’de görüyor ve PKK’yi sisteme alternatif, özgür yaşam seçeneği olarak algılıyorlar. Bu algı, Ortadoğu toplumlarında ve bölge insanında da yaygın bir kanı oluşturmuş durumda.
PKK, gücünü bu imajından ve sahip olduğu vizyondan alıyor. Bu vizyon Kürt toplumunu da aşarak dünyaya açılıyor. PKK hareketi sadece bir Kürt partisi olarak değil, bütün ezilen halkların kurtuluş ve özgürlük sembolü olarak görülüyor. Bunun açık kanıtı ise son dönemlerde gerillaya diğer halkların gençlerinin yoğun katılım gerçekleştirmesi. Hatay’lı bir Arap genci olan Sinan “ben Kürt değilim, ama Kürdistanlıyım. Benim de dilim, kimliğim ve kültürüm yasak. Bu anlamda ben de Kürdüm” diyerek bu gerçekliği kendi penceresinden ifade ediyor.
PKK, Kürt halkı içerisinde kök salmış ve kökleri toplumsal derinliklerde toplumsal güçle çelikleşmiş bir harekete dönüşmüş durumda. Toplumun bağrından sökülüp atılamayacak bir fenomen PKK. Belleklere kazınan bu gerçeklik, yürek ve beyinlerde yarattığı devrimle toplumu ve sistemi sarsmakta, deprem etkisi yapmaktadır. Adeta Afrika’da kanat çırpan bir kelebeğin okyanuslarda yarattığı dalga misali bir durum Kürdistan coğrafyasında yaşanan. Şimdi Kürdistan’da kanatlanan kelebek; sınırları aşarak en ücra köşelerde yankı buluyor. İşte bütün bunların sonucunda dağa akış devam ediyor. Hem de Türk devletinin, AKP hükümeti ile Fethullahçı cemaatin işbirliğinin bütün kirli oyunlarına rağmen.


CİHAN ÖZGÜR