1979 Wan doğumlu oyuncu, pandomim sanatçısı İlker Kılıçer İzmir'de ikamet ediyor. On yıldan fazladır tiyatroyla ilgileniyor. İlk sahne deneyimini 2001 yılında gerçekleştiren Kılıçer, İzmir’deki çeşitli kültür merkezlerinde şiir ve öykü uyarlamaları derleyerek, tek kişilik oyunlar sergiledi. 2008 yılında Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi’nde Uğur Özakıncı’nın öykülerinden derlediği "Oysa bu benim son hayatımdı" ve Arkadaş Zekai Özger’in mektuplarından dramatize ettiği "Sakalsız bir oğlanın tragedyası" oyunlarıyla, salon faaliyetlerine ara verdi ve hayatın kalbinin attığı sokaklara çıktı. 2008 yılından beri çalışmalarını sokaklarda sergileyen Kılıçer, yaklaşık dört yıldır pandomim sanatıyla ilgileniyor. Uğur Kaymaz, Ceylan Önkol, Roboskî Katliamı gibi olayları, sıcağı sıcağına sokağa taşıdı, duyarlılık yaratmaya çalıştı. Kılıçer, çalışmalarına ilişkin sorularımızı yanıtladı.

Kendinizi, yaptığınız işi nasıl tanımlıyorsunuz?

Kendimi hiçbir kimlik üzerinden tanımlamıyorum. Kimlik kibirdir, gösteri toplumunun ambalajıdır. İktidar meşalesidir. O yüzden ne sanatçıyım, ne oyuncuyum, ne de aktörüm. Sıradan herhangi biriyim. Kendilerine sokak sanatçısı diyenler bile, sokaktaki insanla aralarına korkunç bir uçurum inşaa etmekteler. O nedenle 'sokakta sanatı kullanarak duyarlılık yaratmaya çalışan' ya da 'sokakta sanatı kullanarak isyan eden' denilebilir.

Mim sanatı ile sokağın ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sokağın ne gibi avantajları var?

Mim uğraşı alanlarımdan biri. Hiçbir şey yok. Ne dekor, ne de söz. Sadece siz varsınız; yani bedeniniz elleriniz ve mimikleriniz. Yoktan var ediyorsunuz. Sokaksa insanın kendini varettiği, hayatla doğrudan bütünleştiği bir yer. 2007 yılına kadar tek kişilik sahne performansları yapıyordum. Sürekli aynı insanlar geliyor, o  'sanatsever' kitle işte... Bir bahçıvana bile ulaşamıyorsam, ne işim var salonlarda diyerek dışarı ile buluştum. Simitçi, midyeci ya da kağıt toplayıcı tezgahını yana koyarak gelip izliyor. Kendinden bir şeyler buluyor. Hüzne ya da sevince ortak oluyor. Daha özgürüm dışarıda. Kendim de besleniyorum sokaktaki akıştan, insandan...

Sosyal meselelere duyarlılığınız yaptıklarınıza yansıyor ve sanırım sizi içkinleştiren bir durum bu.

Olan bitene duyarsız kalmıyorum. Bu her ne olursa olsun... Bir travesti sokak ortasında vuruluyorsa, 8 yaşındaki bir çocuk bile ensesi terli ve avuçları tozlu diye TMK'dan yargılanıyorsa, doğum yapan bir penguen kan revan içinde doğum sonrası sirke çıkartılıyorsa ve bunun gibi yüzlerce vicdansızlık olguları, benim sokağa çıkmam için bir nedendir. Bu meseleleri; bilinmeyeni bildirme, duyulmayanı duydurma adına bir farkındalık yaratmaya çalışıyorum. Mesela Roboskî Katliamı'ndan bir gün sonra sokağa çıkıp mesele ile ilgili müzikal mim yaparak dışavurum gerçekleştirdim. Üç kişi tarafından sözlü saldırıya uğradım. Performansı tamamlayıp o üç kişiyi ikna ederek çay ocağına gittik. Uzun muhabbetten sonra bana fiziki şiddet uygulamaya teşebbüs eden yumruğu sıkılı, titrek olan özür diledi ve şunu söyledi: 'Mehmet Ali Birand neyse, Ali Kırca neyse, biz de oyuz.' Diğer iki kişiden avukat olanı bu meseleyi daha farklı kaynaktan ve vicdan odaklı okuyacağına dair söz verdi. Esnaf olan da, içindeki öfkeyle hesaplaşacağını söyledi. Telefonlarımızı aldık ve yine görüşmek üzere ayrıldık.

12 yaşında 13 kurşunla katledilen Uğur Kaymaz ile ilgili yaratımlarda bulundunuz. Bu çalışmayı ne zaman kurgulayıp sergilediniz? Buna benzer çalışmalarınız, projeleriniz var mi?

Uğur katledildikten bir gün sonra, yine sokaklarda bir çalışma gerçekleştirdim. Sıcağı sıcağına yapıyorum bu tür şeyleri. Ceylan Önkol katliamında da aynı şekilde olay ertesi, uzun kalmalarla gerçekleştirdim. Mesela büyük mukavvadan kara kaplı bir gazete yapıyorum. O kara sayfaya konu ile ilgili fotoğraf ve küpürler yerleştiriyorum. Tek tek insan dolaşıyorum. Meseleyi oyunlaştırarak müzikle yoğurarak dışsallaştırıyorum. Mesela Ceylan ile yaptığım sokak eyleminde kolu, bacağı, kafası kopuk bebekler verdim seyircilerin eline. Ceylan’ın parçalanan bedenini simgeleştirdim oyuncaklarla.


Tepkiler nasıl oluyor?
Vicdanlarına kürek çekiyorlarsa, kimliği ne olursa olsun çocuk ölümü diye tepki gösteriyorlar. Fakat milliyetçi damarları ağır basanlar, terör ambalajında paketleyerek yaşı kaç olursa olsun ölümleri doğruluyorlar.

Üzerinde çalıştığınız ya da ileriye yönelik çalışmalarınız nelerdir?

Dans üzerine yoğunlaşıyorum. Sokakta dans ederek tepki vermek, bedenimi bir araç olarak sunmak istiyorum. Ayrıca ipli kukla üzerinde yeni çalışmalarım var. Birey-iktidar ilişkisini anlatmak için sıkı bir alan. Şimdi teknik geliştirmekle meşgulüm. Mesela kuklanın beni oynatmasını istiyorum. Sırtımdan metod alarak bunu gerçekleştireceğim. Bağlantıların dengesini kurarak aslında ben ne yapıyorsam, kukla da onu yapacak. Fakat kukla üstümde olduğu için dışarıdan beni oynatan oymuş gibi görünecek. Günümüzdeki tahakküm ilişkileri de bu şekilde zaten. O yüzden gönlümüzü yeterince açamıyoruz.


SUNA KÖSE