Ekonomik sömürü, kurumsallaşıp siyasi hegemonya kurarken, içinde askeri tehditlerin de olduğu pek çok yöntemle sermaye transferleri yapar. Servetin belli bir zümrede toplanabilmesi, çatışma ortamlarında daha rahat gerçekleşir. Türkiye gibi ülkeler bu çatışma ortamlarını çok acemice ve milyonlarca insanın öldüğü/ölebileceği ortamlarda yaratırken, görece daha gelişmiş ülkeler bu çatışmaları ustaca gizlerler.
Ekonominin değişen dinamikleri, sömürüyü en azından teoride eleştirip, ayıplarken birçok devlet zamanla sömürüyü meşrulaştıracak ara formlar geliştirmeye yönelmiştir. Örneğin, İngiltere’nin dönemin Hindistan Üst Kurul üyesi Lord Macauley 1835’te yazdığı tutanaklarda; „Bizimle yönettiğimiz milyonlar arasında çevirmen olabilecek bir sınıf, kan ve renk olarak Hintli, ama zevk açısından, görüş açısından, ahlaki bakımdan ve entelektüel açıdan İngiliz olan bir sınıf oluşturmak için elimizden geleni yapmalıyız.“ demiştir.
Pek tabi Türkiye Cumhuriyeti, politikalarını „incelikle“ yürüten bir İngiltere değildi ve Kürtlerden „ahlaklı ve entelektüel“ bir sınıf yaratma derdi de yoktu. Ancak, bir şekilde varlığını sürdürecek bir formüle ihtiyaç duyuyordu. O da sürgün edilen Kürt, Ermeni ve Süryanilerden kalma arazilerin zenginleştirdiği mutant bir tür yaratıp tabiri caizse 80-90 yıl „uzatmaları“ oynadı.
Üretimden tamamen kopartılan, kendi kendine yetemeyen kocaman, ama bir o kadar da çorak bir coğrafyada Kürtler, yaratılan bu karanlık iklimi, dişiyle, tırnağıyla parçalamaya başladığı anda daha net ortaya çıkan bu çelişkili durumun kendini bu şekilde var etmeye devam edemeyeceği artık çok netti. Kurulan tahakküm şekillerinin eskisi gibi kalamayacağı, sistemin Kürtlerle ilişkisini eskisi gibi sürdüremeyeceği, bahsi geçen bu „mutant“ türün de bir karar vermesi gerektiği gün yüzüne çıkmıştır.
Ekonomik entegrasyon tezleri yerini koşulsuz asimilasyona bırakırken özellikle Kürt iş dünyası için de zor dönemler başlamış oldu. En azından bugün için, muğlak ve ortada duran, eski alışkanlıkları artık geçer akçe değil. Devletin, Amed Belediye Eşbaşkanları ile çat kapı makama girme samimiyetinde olan iş insanlarının, başkanların esir alınmasını adet yerini bulsun diye 7-8 cümlelik bir basın metni ile kınamasına karşılık olarak müfettişler ve savcılar görevlendirmesi bunun bir göstergesidir. Bu sayede çözüm sürecinin bittiği iş insanlarına üst perdeden hatırlatılmış oldu.
Bugüne kadar bir şekilde varlığını sürdüren, savaşa/barışa adapte olmuş gri alanlara artık ihtiyaç duyulmayıp, savaş korosunda ahengi bozan en cılız sesler bile ayıklanmaktadır. Devlet, insanlardan, STKlardan, Ticaret Odaları ve Borsalarından, hatta şirketlerden net bir duruş beklemektedir. „Ya savaşın bir ucundan tutacak ya da tasfiye edileceklerdir“.
Kürtler açısından baktığımızda ise hangi tarafı seçerlerse seçsinler, bu kişi ve kurumların nihai bir karar verecek olması büyük bir şanstır. Zira, çürümüş ve kirli yapıların devlet eliyle ayıklanıyor oluşu, gelecekte kurulacak sistemlerin daha homojen ve ahlaklı yapılar olacağını işaret etmektedir.