• Huzurevlerinde şu anda vefat eden 3 kişiden 2’sinin salgından dolayı yaşamını kaybettiği tahmin ediliyor. Bu da resmi olarak açıklanan “ölüm sayısının”, gerçekte 3 katı olduğunu gösteriyor bize. Açıklanan resmi ölüm sayılarını "devlet yalanı" olarak değerlendiriyorum.

BARIŞ BALSEÇER/STRASBOURG

Bütün dünyaya yayılarak pandemiye dönüşen Koronavirüs salgını ile yoğun bir mücadele veren Fransa’da yaşamını yitiren sayısındaki artış devam ediyor. 17 Mart tarihinde getirilen serbest dolaşımın zorunlu haller dışında sınırlandırılması ise 15 Nisan tarihine uzatılmış durumda.

Salgının başladığı ilk günden itibaren, Macron hükümeti salgına karşı yeterli önlem almadığı gerekçesiyle eleştirilerin hedefinde. Yapılan anketlere göre halkın yüzde 73’ü ülkenin krizi atlatma konusunda hazırlıksız olduğunu düşünüyor. Halkın büyük çoğunluğu, maske ve salgın testleri konusunda durumun iyi yönetilmediğini belirtiyor.

Salgının ilk gününden beri Fransa’da alınan önlemleri, sağlık çalışanlarının durumunu, başta Kürt nüfusu olmak üzere Fransa’da yaşayan göçmenlerin bu süreçte karşı karşıya oldukları riskleri ve Paris’teki Kürt kurumlarının salgına dönük çalışmalarını Roja Sor ve KCKD-E Sağlık Komisyonu üyesi Doktor Mehmet Köroğlu gazetemize değerlendirdi.

Fransa'da 600 doktor, yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgının yol açtığı kriz yönetiminde “devlet yalanı” söyledikleri iddiasıyla Başbakan Edouard Philippe ve eski Sağlık Bakanı Agnes Buzyn hakkında suç duyurusunda bulundu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Öncelikle bunun istisnai bir kriz olduğunu belirteyim. Modern dünya hiçbir zaman böyle bir durumla karşılaşmadı. Zengin ülkeler –özellikle Batı– halk sağlığı pahasına, kapitalizmin imtiyazlarını korudu. Sağlık hizmetlerini bir “muhasebe yönetim teorisi” olarak ele alarak, kısıtlamalara gittiler. Kriz tam da, ticaret, turizm ve bölgeler arasındaki bağlantıların çok önemli olduğu, özellikle Avrupa’da “sağlık sisteminin” bütçe kesintileri nedeniyle sıkıntılar yaşadığı bir dönemde ortaya çıktı. Zaten 2000'li yıllardan beri, Covid-19 virüsünün kuzenleri olan SARS ve MERS salgınlarıyla ilgili uyarılar yapılmıştı. Ancak hükümetler, yaşanan bu salgınlardan gereken dersleri çıkaramadılar.  İnsanların sağlıklı yaşamı; büyümenin dogması, kâr arayışı ve pazar yasalarına kurban edildi.

Salgına yönelik Fransa özelinde, Avrupa ülkelerinin aldığı önlemleri yeterli buluyor musunuz?

Fransa’da son güncel veriler şöyle: 5 Nisan günü vaka sayısı 89 bin 953 ve hayatını kaybedenlerin sayısı ise 7 bin 560’dır. Bu sayılar gözle görülür şekilde küçümseniyor. Fransa başlangıçta yaygın testten kaçınarak, bilinçli ve yanlış bir seçim yaptı. Resmi istatistikler şehir doktorları tarafından değil, sadece hastaneler tarafından teşhis edilen hastaları dikkate alıyor. Yani diyebiliriz ki, artırılan testlerle bu sayının giderek artacağı ortada.

Salgın ilk olarak Aralık ayında Çin’de başladı. Çin bu konuda gerekli önlemleri alarak, salgını kontrol altına aldı. Her an bir biyolojik ve kimyasal riske karşı tetikte olan ordusuyla başardı. Kararlı bir şekilde, milyonlarca insan izolasyona tabi tutuldu, felaket onbinlerce ölüm ve yüzbinlerce hasta sayısıyla, büyük bir bedel ödenerek önlendi. Çin her ne kadar felaketi önlemiş olsa da, şeffaf bilgi paylaşmamasından dolayı birçok ülke tarafından sert tepkiler aldı. Çünkü kaynaklar aslında Çin’deki enfeksiyonun Aralık 2019 tarihinde değil, Eylül 2019 tarihinde ortaya çıktığını göstermektedir. Kaynaklara bakılarak şunu söylemek mümkün: Çin gereken bilgiyi paylaşmadığı için diğer ülkeler, salgına hazırlık yapamadılar. Salgının Avrupa’ya yayılması sonrasında, Avrupa ülkeleri de çeşitli hatalar yaptılar.

Ne gibi hatalar yapıldı?

  • Çin ile doğru şekilde kurulamayan iletişim, Batı’da değerlendirme hatasına yol açtı. Tıp dünyasına verilen tüm bilgilerde Çin’deki durum “basit grip” olarak tanımlandı, hastalık hafife alındı.
  • Birçok Avrupa ülkesinde, vaka tespit edilmesine rağmen, “karantina” kararında geç alındı, virüsün giderek yayılması önlenemedi.
  • Öngörüde bulunulmayarak, oluşabilecek salgın durumunda koruyucu ekipmanın tedariği yapılmadı. Sağlık sistemi koordine edilemedi ve salgın durumuna hazırlık yapılmadı.

Mesela Fransa'da Şubat ayında Mulhouse kentindeki bir “evangelist kilisede” düzenlenen dini toplantının, binlerce Covid-19 vakasının kaynağı olduğu ortaya çıktı. Kentin, virüsün ülke geneline yayılma noktalarından biri olduğu tespit edildi. Aynı gün içerisinde virüs binlerce kişiye bulaştı. Virüsün en önemli yayılma noktası olan Mulhouse’dan sonra ise birçok yerde salgının izine rastlandı. Olay yerine gelen doktorlar devlet görevlilerini uyarsa da, bu uyarılara çok geç cevap verildi. Artık çok geç kalınmış ve salgın önlemez hale gelmişti. Bu olay bir grup doktor, tıp öğrencisi ve sağlık personeli tarafından tespit edilmiş ve kayıt altına alınmıştır. Yani devletin yaşananları reddetmesi mümkün değil. Oysa demokrasi, vatandaşın çıkarlarının esas alındığı ve politikacıların yanlış eylemlerinden sorumlu tutulduğu bir sistemdir. Maalesef yaşananlara baktığımızda durumun hiç de böyle olmadığı görüldü. Salgına karşı yetkililer zamanında önlem almadılar ve bu aşamaya gelindi.

Sağlık çalışanları şu anda ne durumda, yeterli materyal sağlanıyor mu?

2009 yılında H1N1 salgınının ülkeye yayılacağı düşüncesiyle Sağlık Bakanı Roselyne Bachelot bir karar alarak, tüm doktor ve sağlık personellerine maske, eldiven ve koruyucu ekipman sağlamıştı. Nitekim beklenilen düzeyde bir salgın gerçekleşmemiş, sağlık bakanının aldığı önlemler muhalefet tarafından eleştirilmişti. Bugün ise salgına karşı alınmayan önlemler, hazırlanmayan koruyucu ekipman tamamlanmaya çalışılıyor. Sağlık meselelerinde her zaman, siyasilerin vereceği kararlarda böylesi riskler söz konusu. Alınan önlemler ya öngörülebilir durumun çok ötesinde bir hazırlığa neden oluyor ya da öngörülebilir durumu karşılar nitelikte olmuyor.

Covid-19 salgınında ise bir öngörü yoktu. Öngörüde bulunulmadığından herhangi bir hazırlık da yapılmadı. “Bekle ve gör” taktiği uygulandı. Macron hükümeti açıkçası salgın üzerine “bahse girdi” diyebiliriz. Salgının patladıktan çok kısa bir süre sonra ekipman stoğu, özellikle kaliteli maskeler (FFP2 ve FFP3) yetersiz kaldı. Birçok yerde hemşireler ve sağlık görevlileri –büyük bir bedel verme pahasına– herhangi bir koruma olmadan çalışıyor, yani adeta ölüme gidiyorlar. Bu insanlar hükümet tarafından kaderlerine terk edildiler. Sağlık emekçileri hastalığa karşı vicdanları ve insan hayatına verdikleri değer nedeniyle savaşıyorlar; ama o iki kuruşluk maske tüketilmesin diye, sorumlular tarafından onlara cezalar veriliyor.

Bugün, tüm bilgiler salgının giderek büyüyeceğine dair verilerle dolu. Hükümet ise nihai çözüme, zamanında sağlayamadığı ekipman ve maskeleri sağlayarak ulaşacağına ikna bir şekilde harekete geçmiş durumda. Ama ekipman ve maskeler ancak haftalar sonra sağlık çalışanlarına ulaşabilecek. Bu çok uzun bir süre, bu süreçte pek çok kaybımız olacak.

Yapılan günlük test, tespit edilen vaka ve ölüm oranlarına bakıldığında, nasıl bir tablo ile karşı karşıyayız?

Biraz önce de söylediğim gibi, Çin gerçek rakamları vermese de salgını dünyaya duyurdu. Batılılar ise ülkelerinin güvenli olacağına güvendi, kibirli davrandılar. Salgını hafife aldılar. İtalya’da hızla uygulanan izolasyon önlemlerine rağmen ölü ve vaka sayısı, Çin’in açıkladığı vaka ve ölümleri aşmış durumda. Ve ne yazık ki, henüz salgının başlangıç aşamasındayız. Bizi daha sıkıntılı günlerin beklediğini üzülerek belirtmem gerekiyor.

“Sokağa çıkmayın” deniliyor ama diğer tarafta çalışmak zorunda olan insanlar var. Bu kişilerde oluşabilecek risklere karşı alınan önlemler yeterli mi?

Fransa’da, savaşlar dışında sokağa çıkma yasağı olmadı. Bu türden yasaklar, Cermen veya İskandinav tipi “disiplinli” toplumlar tarafından kabul edilebilir uygulamalar. Akdeniz mizacına sahip Fransız nüfusu ise iktidarlarca dillendirilen “kaliteli sağlık” sistemleri ve “refah devleti” söylemlerine güvendiler. Salgınla birlikte, bu iki söylem çöktü. Elbette bu sağlık krizi aşılacak, sadece zaman gerekiyor. Aslında hastalığa karşı iki boyutlu bir savaş veriyoruz, verilmelidir de. Birincisi virüse karşı, diğeri ise bu süreçte ve sonrasında oluşabilecek ekonomik krize karşı. Tedbirler, gündelik yaşamın devam etmesi için zorunlu ihtiyaçların karşılanmasını sağlayan ve çalışmak zorunda olanlar için de gerekli. Gündelik yaşamın devam etmesi, hayatın felç olmaması için sağlık hizmetlerinin, gıda, temiz su, elektrik, benzin gibi zaruri ihtiyaçların karşılanması gerekiyor. Bu savaşı bırakırsak maalesef hepimiz kaybedeceğiz. Çocuklarımız açlıktan ölecek.

Çalışanları motive etmek için ikramiye, teşvik ve kâr paylaşımı karara bağlandı. Bir dizi koruyucu önlemler alındı. Ayrıca uzaktan çalışma, maskeler, hidroalkollü jel gibi koruyucu ekipman ve bu sektörlerde çalışanların ücretsiz seyahat etmeleri sağlandı. Bunlar elbette önemli kararlar. Ama hastalığın kontrol altına alınma veya tamamen sonlandırılma süreci, zamana yayılacak. Dolayısıyla şimdi alınan tedbirlerin yeterli olup, olmayacağı herkes için önemli bir soru. Artık başa dönülmeyeceğine göre, şimdi zorunlu hizmetlerde çalışanların işlerine devam etmesi için tüm koşulların seferber edilmesi gerekiyor.

Başta Kürtler olmak üzere, göçmen nüfusun en fazla yaşadığı yerlerden biri olan Paris’te göçmenlerin durumu hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Kürt göçmen nüfusunun çoğunluğu Paris’te yaşıyor. Genellikle küçük dairelerde, nadiren bahçeli evlerde yaşıyorlar. Bu durum izolasyon konusunda çeşitli sorunları da beraberinde getiriyor. Öte yandan halkımız sosyal ilişkilere önem veren bir halk. Bu da izolasyonu zorlaştıran etkenlerden birisi. Paris bölgesinde ve Fransa’nın bazı büyük kentlerinde toplumumuzdan birçok vaka var. Ayrıca maalesef bazı insanlarımız da hastalıktan kaynaklı hayatlarını kaybetmiş durumda.

Önümüzdeki günlerde daha da sıkıntılı durumlar yaşayacağımızı öngörüyorum. Bu nedenle halkımız, hastalığa karşı önerileri dikkate almalıdır. Bu sadece kişinin kendisi için gerekmiyor, aynı zamanda birlikte yaşadığı insanların hayatını korumaları için de gerekiyor.

Açıklanan günlük ölüm oranlarına huzurevlerindeki ölümler ve evlerinde hayatlarını kaybedenler ekleniyor mu?

Bilinmeyen bir nedenden ötürü (muhtemelen siyasi) Fransız hükümeti huzurevlerindeki (EHPAD) ölümleri salgından dolayı gerçekleşen ölümlere eklemedi. Salgın ile birlikte gelişen patolojik durumların, yaşlı nüfusta ölümleri arttırdığı kesin. Huzurevlerinde şu anda vefat eden 3 kişiden 2’sinin salgından dolayı yaşamını kaybettiği tahmin ediliyor. Bu da resmi olarak açıklanan “ölüm sayısının”, gerçekte 3 katı olduğunu gösteriyor bize. Açıklanan resmi ölüm sayılarını "devlet yalanı" olarak değerlendiriyorum.

Bir hekim olarak sizler ne gibi sıkıntılar yaşıyorsunuz? Bir yıldır sağlık emekçileri grevdeydi. Bugün emekçilerin taleplerinin haklılığı ortaya çıktı diyebilir miyiz?

İstenilen düzeyde olmasa da, birçok ülkenin sağlık hizmetleriyle karşılaştırdığımızda, yine de şanslı olduğumuzu söyleyebilirim. En azından mütevazı insanlar için bu böyle. Bugün eğer salgına karşı büyük bir mücadele veriliyorsa bilinmelidir ki bu, hükümete rağmen veriliyor. Aylardır sağlıkçıların talepleri hükümet tarafından dikkate alınmadı. Sağlık çalışanlarının fazla mesaileri bile ödenmedi. Sağlık hizmetleri buna rağmen çalışanların özverisiyle ayakta kaldı. Çalışanların talep ettikleri ve hükümet tarafından görmezden gelinen eksikliklere rağmen ayakta duran sağlık hizmetleri, artık büyük bir soruna dönüşmüş durumda. Çalışanların taleplerinin haklılığı ortaya çıktı. Kapitalizmin insanların hayatını muhasebeye dönüştürdükleri ve ihtiyaçları karşılamadığı açığa çıktı. Grevlere destek vermeyen aynı halk bugün ise balkonlara çıkıp, doktorları, hemşireleri alkışlıyorlar. Çalışanlar için para topluyorlar. Çünkü halk korkuyor. Bu gerçekten oldukça ironik.

Roja Sor olarak, Paris’te yaşayan Kürtlere yönelik çalışmalarınız var mı? Kürtler açısından salgının boyutu nedir?

Herkes gibi kurumlarımız da bu salgından çok etkilendi. Kurum olarak, Fransa’da yaşayan halkımızdan gönüllülerin katılımıyla organize olmuş durumdayız. Halkımızdan birçok hastamız var. Ulaşım sıkıntısı çeken insanlarımız var. Çoğu hastamız yavaş yavaş iyileşme gösteriyor. Salgın öncesindeki birçok planımızı maalesef askıya almış durumdayız. Kürt halkı hepimizin bildiği gibi, bugüne dek büyük acılar yaşadı. Halkımızın bu salgında büyük bedeller ödemesi, hepimiz için dayanılmaz olacaktır. Halkımızın bizlere her zamankinden daha çok ihtiyacı var.

Alınan güvenlik tedbirlerini halkımıza bildirmek için kurumsal web sitemiz üzerinden bir bilgilendirme sistemi oluşturduk. Paris’teki kurumumuzda proje yönetimine odaklanmış durumdayız. Şu anda, bir iletişim ağı oluşturuyoruz. Bu iletişim ağı üzerinden (e-mail ve de telefon) halkımıza salgınla ilgili bilgilendirme yapacağız. İnsanlarımız acil durumlar başta olmak üzere, salgın dönemindeki her türden sorun ve sorular için, bize ulaşabilirler. Kendimizi örgütlemeliyiz çünkü bu kriz haftalar sürecek.

Ne yazık ki halkımız başta olmak üzere, binlerce yıldır beraber yaşadığımız halklarımızdan (özellikle Keldani-Asuri) çok sayıda insan hayatını kaybetti. Gazeteniz aracılığıyla ailelerine ve sevdiklerine başsağlığı diliyoruz.

Salgının ilk gününden bugüne, ölüm ve vaka sayılarında bir düşüş var mı? Bizi gelecek günlerde neler bekliyor? İzolasyonun ne zaman kadar devam edeceğini düşünüyorsunuz?

Tam tersi, salgının zirvesine ulaşamadığımız gibi sona ermesinden de çok uzağız. Salgının başındayız ve sağlık sistemleri başa çıkmakta zorlanıyor. Şu anda yapılan, hastaneye başka hastaların gelişlerini sınırlayarak, testlerle vakaları tespit edip acil tedaviye ihtiyacı olanları tedavi etmek. Bunun için tüm vatandaşların işbirliğine ihtiyaç var. İnsanların bu süreçte dışarıya çıkmaması, hijyenlerine dikkat etmesi gerekiyor. Hepimize düşen kendimizi ve etrafımızda olanları korumak. Önümüzdeki günlerde, salgının geç ortaya çıkan belirtilerinin yol açacağı viral enfeksiyonlarda, özellikle maalesef huzurevlerindeki ölümlerde kaçınılmaz artışlar öngörülüyor.

İzolasyon süresince stres, depresyon, anksiyete gibi olumsuz psikolojik durumlar artacaktır. Saldırganlık ve ev içi şiddetin de artacağını belirtmek gerekiyor. Özellikle bütün bu saydığım olumsuzluklar, küçük evlerde yaşayanlarda daha fazla görülecektir. Muhtemelen 2-3 aylık süreçte karantina haftadan haftaya uzatılacaktır. Şimdiden bu uzun karantina süreçlerine kendimizi hazırlamak zorundayız...

 
 

Nelere dikkat edilmeli?

Salgınla ilgili Kürdistanlılara bir çağrınız var mı?

Öncelikle kurumlarımız ile iletişim halinde olmaları gerektiğini ifade edeyim. Ayrıca KCDK-E Sağlık Komitesi’nin salgınla ilgili hazırladığı sağlık ve hijyen tavsiyelerini, web sitesimiz "www.rojasorfrance.com" adresini takip etsinler. Her şeyden önce bilinmelidir ki, izolasyon bir ceza değildir. Kendimizi ve sevdiklerimizi salgından korumanın etkili bir yoludur. Savaş zamanlarındaki gibi moralimizi yüksek tutmak için çeşitli aktiviteler, oyunlarla organize olmak gereklidir. Çocuklara yönelik etkinlikler düzenlemek, onlarla ilgilenmek gerekiyor. Herkesin, bunun ciddi önlemler gerektiren bir hastalık olduğunu anlaması gerekiyor. Risk faktörleri olarak belirlenen obezite, sigara içme, yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, yaş faktörü, solunum yolu hastalıklarına sahip insanların durumlarının ciddiyetini düşünmemiz gerekiyor. Bu riskleri barındıran insanlarımızı korumanın yolu da izolasyon ve dezenfektasyona dikkat etmektir.

Son olarak;

  •  Sigara içenler için sigarayı bırakma zamanının geldiğini belirteyim.
  •  Aynı zamanda kendinize dikkat etmek, hipertansiyonunuzu düzeltmek için tuzsuz yemek yemek ve ciddi komplikasyonlardan kaçınmak gerekiyor.
  •  Düzenli tedavi gören kişiler kesinlikle tedaviye devam etmeli ve şüphe durumunda doktorlarına başvurmalı.
  •  Evinizin önüne çıkıp, bir saat yürümek yasak değil. Yanınızda belgenizi alarak bir saat mutlaka dolaşmalı, spor yapmalısınız. Tabii başka insanlarla belirlenen sosyal mesafenizi korumak zorundasınız.
  •  Dengeli bir diyet yapın, bol su için, mevsim sebzelerini tüketin. Özellikle C vitamini olmak üzere, bolca vitamin alın.
  •  Hijyeninize dikkat edin. Ellerinizi günde birkaç kez –özellikle dış yüzeylerini– bol sabunlu suyla yıkayın. Yüzünüzü de yıkamaktan çekinmeyin.
  •  Son olarak, bugün yaşadıklarımıza bakarak, 9 Ekim işgali sonrası halkımızın ne acılar çektiğini düşünün. Halkımızın zor şartlar altında yaşamına devam ettiğini unutmadan, Koronavirüsün Kürdistan’da hızlı bir şekilde ilerlemesinde ortaya çıkacak tabloyu düşünün. Halkımızla dayanışmanın en önemli zamanlarından geçtiğimizi belirteyim. Avrupa’daki kurumlarımızla iletişim içerisinde olmamız gerekiyor. Acı çeken, her zaman işgal, salgın ve felaketlerle karşı karşıya olan halkımızla dayanışmanın cömertliğini göstermemiz gerekiyor.