Alex WILSON*

Brüksel’de Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen 16. Uluslararası Avrupa Birliği, Türkiye, Ortadoğu ve Kürtler Konferansı’na ve Abdullah Öcalan’a Özgürlük için Uzun Yürüyüş’e katılma ayrıcalığına eriştim. Aşağıda göstereceğim üzere, konferans ve yürüyüş, Avrupa ve Ortadoğu’da Kürt hareketinin karşı karşıya olduğu entelektüel sorunlar ile yaşanan devrim deneyimi arasında hoş bir denge oluşturdu.

Konferans, “Türkiye’de Baskı ve Direniş”ten “Rojava’da Türk İşgali ve İşgalin Kadınlar ve Cinsiyet Eşitliği üzerindeki Etkisi”ne kadar değişen birçok konuyu kapsıyordu. Konferanstaki konuşmacılar, Avrupa Parlamentosu üyeleri, akademisyenler, aktivistler, gazeteciler, Rojava’daki partilerin (Süryani Demokratik Konseyi ve Kongra Star gibi) üyeleri ve Hevrîn Xelef’in annesi Sîwat Mustafa ile Rojava’daki Gelecek Suriye Partisi’nin genel sekreteriydi. Xelef, geçtiğimiz yıl Ekim ayında Türk destekli Ahrar el-Şarkiye savaşçıları tarafından öldürülmüştü.

Sunumların birçoğu entelektüel açıdan ufuk açıcıydı ve ele aldıkları konular (Türk anayasasında güvence altına alınmış ırkçılıktan kadınkırıma karşı küresel mücadeleye kadar) hakkında birçok ayrıntılı bilgi veriyordu. Ancak en güçlü konuşma Sîwat Mustafa’dan geldi. Kızının uğradığı gaddarca suikast karşısındaki güçlü duruşu tüm odayı aydınlatan bir ışık oldu. Xelef’in devrim için yaptığı fedakarlıktan gurur duyduğunu ifade etti. Mustafa kızının “halka kardeşlik” getirecek yeni bir parti kurma planları olduğunu söyledi. Xelef’in dinmek bilmez merakı ve hem sanat hem de bilim aşkı gibi, kızının yaşamına ilişkin ayrıntılar anlattı. Kızı hakkında anlattıklarının yanı sıra, Mustafa Türk devletinin kadınları ve Rojava’nın çok etnisiteli yapısını hedef aldığını belirtti.

Konuşmacılar farklı konularda konuşsalar da, her sunumda ortak olan temalar vardı. İlki, Kürtlere ve diğer gruplara karşı birçok insan hakları ihlalleri nedeniyle Türkiye’ye ekonomik yaptırımlar ve bir silah ambargosu uygulanması gerekliliğiydi. İkincisi, PKK’nin terör örgütleri listesinden çıkarılmasıydı. Bir süre önce Belçika’daki bir mahkeme, PKK’nin terör örgütü değil, devlet-dışı bir aktör olduğuna hükmetmişti. Mahkeme, PKK’nin bu kategori için kriterleri karşıladığını tespit etmişti: sivilleri savaş suçlarından koruyorlar, bir ordu gibi davranıyorlar ve Cenevre Konvansiyonlarını uygulayabiliyorlar. Dahası, mahkeme PKK’nin uluslararası nitelikte olmayan bir silahlı çatışmada taraf olduğu neticesine vardı. Bu hükmün emsali, Nazilere karşı çeşitli direniş hareketlerinden ve sonrasında da sömürgecilik karşıtı hareketlerden geliyor.

Üçüncü ortak konu, AB’nin Türkiye ile sahip olduğu ve onu ekonomik yaptırımlar uygulamaktan ve silah satışlarını dondurmaktan alıkoyan birçok mali ve askeri bağdı. Bu özellikle, silah endüstrisi esasen Türkiye’ye satış yapan Almanya açısından geçerli. Sonuncu ortak konu ise, Türk hükümetinin AB’yi kendi çıkarlarına karşı hareket etmemeye ikna etmek için mültecileri Avrupa’ya salacağı tehdidini kullanıyor olması idi. Örneğin, Fransa’nın Türkiye ile derin mali veya askeri bağları yok ve siyasal yelpazedeki partilerinin hepsi Rojava işgalini kınadı. Ancak Fransa’daki yaygın mülteci düşmanlığı nedeniyle Türkiye’ye karşı hiçbir adım atılmadı. Dolayısıyla, AB’nin Türkiye ile ciddi ekonomik ve askeri bağları varken ve Avrupa’da mülteci düşmanlığı hakimken, Kürtleri desteklemek için Türkiye’ye karşı hiçbir eylemde bulunulmayacak gibi görünüyor.

Ancak, birçok konuşmacı AB’nin Rojava’ya onu bölgedeki meşru bir siyasi oluşum olarak tanıyarak, Türk destekli Özgür Suriye Ordusu’nu desteklemeyi bırakarak, DAİŞ tutukluları için uluslararası bir mahkeme kurarak ve Rojava ve Türkiye arasındaki sınıra BM barış gücü yerleştirilmesi için baskı yaparak yardım edebileceğini not etti.

Sehîd Gabar Rojava kömünü…

Uzun Yürüyüş, Batı Avrupa’nın farklı yerlerinden başlayan üç ayrı yürüyüş kolundan oluşuyordu. Bir tanesi Frankfurt’tan, diğeri Cenevre’den, sonuncusu ise Lüksemburg’dan başladı. Bu yürüyüşlerde cezaevindeki PKK kurucusu Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması çağrısı yapıldı. Yürüyüş katılımcıları, Kürt diasporasının mensuplarının yanı sıra, büyük oranda Kanada, Birleşik Devletler, Birleşik Krallık, İspanya, Ekvator, Güney Afrika, Katalonya, Bask Ülkesi, Portekiz, İsviçre, Almanya, Avustralya, İsveç, Meksika, Brezilya, İtalya, Kolombiya, Kanarya Adaları, Fransa, Belçika’dan gelmiş enternasyonalistlerden oluşuyordu. Öcalan’ın demokratik konfederalizm ideolojisinin hattında örgütleneceğimizi keşfettiğim için hoş bir şaşkınlık içindeydim. Adını şehitlerden alan komünler kuruldu. İsimler üzerine oylama yaptık ve ben komünümüzün adı için Kanadalı şehit Sehîd Gabar Rojava’yı (John Gallagher) önerdim. Kendisi bir arkadaşımın arkadaşıydı, benimle aynı üniversitedendi ve YPG üyesiydi. Komün onun adını alma kararını oybirliğiyle verdiğinde onur duydum. Yürüyüş sırasında her komün farklı bir görev üstlenmişti. Örneğin, bazıları diğer yürüyüşçülerin tekrarlaması için slogan attırıyordu, diğerleri ise gelip geçenlere bildiriler dağıtıyordu. Bir komün yürüyüşün önünde pankart taşımakla görevliydi.

Yürüyüş dörtlü kortej oluşturularak düzenli bir şekilde gerçekleştirildi. Genel olarak, yürüyüşçüler geceleri bir spor salonunun zemininde uyuyor veya gruplara ayrılarak Kürt aileler tarafından misafir ediliyorlardı. Son derece konuksever ve bizi ağırlamaktan onur duyan iki Kürt ailenin yanında kaldım. Komünler aynı çatı altındayken birlikte yemek yediler. Yürüyüşe mola verildiğinde ve akşamları oyunlar oynandı, ideoloji üzerine sohbetler edildi ve grup dansları yapılıp şarkılar söylendi. Özellikle bu son aktivite, katılımcılar arasında çok güçlü dayanışma bağları kurulmasına vesile oldu. Lüksemburg’dan gelen yürüyüş kolu polisten fazla taciz olmaksızın ve Türk faşistlerden hiçbir saldırı gerçekleşmeksizin sorunsuz bir şekilde ilerledi. Ancak Frankfurt kolu polis tacizi ile doluydu ve beş ya da altı katılımcı kısa bir süreliğine gözaltına alındı.

Yürüyüşler Strasbourg’daki bir Kürt festivalinde birleşerek sonlandı. Festivale giriş yaptığımız sırada hazır bulunan Kürt toplumu tarafından bize yapılan karşılama sıcak ve duygulandırıcıydı. Biz slogan atıp dans ederken kalabalığın da tezahüratta bulunması beni sevinçle doldurdu. Yürüyüşçülerin veda vakti geldiğinde, hepimiz sıra olup kucaklaştık. Hiçbirimiz yürüyüşün sona ermesini istemiyorduk. Önümüzdeki yıl yürüyüşe bu kez PKK lideri Öcalan’ın serbest bırakılmasını kutlamak, devrimi yaşamak ve yeni dostlarımla bir kez daha bir araya gelmek için katılmayı gönülden diliyor ve umuyorum.

* Kanada’da serbest foto muhabir.