"Vahşet bodrumu"nda günlerdir çığlıklar yükseliyor, "insanlığınızı yitirmeyin". Söylenen tam da bu. Onlar zalime boyun eğmedikleri için onurlu insanlar olarak ölüm ipini göğüslüyorlar, ama bu vahşeti durduramadığımız için toplum olarak bizler her gün insanlığımızı yitiriyoruz.
Bütün bir toplum olarak bir avuç zırvanın egolarının kurbanı oluyoruz her gün. Göremiyoruz muyuz bu bir avuç zengin ve iktidar sevdalısı zırvanın bir şokla tüm toplumu esir aldığını, tüm bir toplumun hafızasını, vicdanını, insanlığını kendi kirli emelleri, çıkarları için her gün yerlerde çiğnediğini? Görüyoruz. Görüyorsak neden yeterince bir karşı duruş sergile(ye)miyoruz? Sarayın soytarısı milyonlarca insanın gözüne baka baka ve utanmadan, sıkılmadan "orada yaralıların olup olmadığı da belli değil" diyebiliyor.
Aslında her şey çok planlı yürütülüyor. Bütün bir toplum olarak "Şok Terapisi"ne tabi tutuluyoruz. Toplumsal hafızamız, insani değerlerimiz, geçmişimiz, kültürel mirasımız, direniş irademiz bu "şok terapisi" ile ortadan kaldırılıyor. Yaratılacak enkazımız üzerinden bu bir avuç zırva kesim kendilerine yeni bir gelecek kuruyorlar.
Uygulanan bu "şok terapisi" kendiliğinden ortaya çıkan, bir anda olup biten bir durum değildir. Bu, "felaket kapitalizminin" kendisini yeniden toplumun tüm hücrelerinde yeniden üretmesinin "biricik" yöntemidir. Tarihimiz, kültürümüz, toplumsal belleğimiz üzerinden kendini yeniden yaratmanın "heyecan verici fırsatçılığı"yla normal bir geçişle elde edemediği iktidarını "şok terapileriyle" yapma yöntemidir.
Dolayısıyla Cizre’de "vahşet bodrumunda" yaşanan bir tesadüf değildir. Sur’da enkaza dönen tarihi mirasımız üzerinden, TOKİ’nin iş başına çağrılması bir proje dahilinde işleyen toplumsal yok etme adımlarıdır.
Amerika’da Katrina kasırgası felaketinde yok olan New Orleans şehri için dönemin cumhuriyetçi kongre üyesi Richard Baker, "nihayet New Orleans’taki toplu konutları temizlemiş olduk. Bu işi biz yapamıyorduk, tanrı yaptı." Diye yorumlamıştı. New Orleans’ın varlıklı bir müteahhidi, "sanırım yeniden başlamak için temiz bir sayfaya sahip olduk. Ve temiz sayfayla elimize çok büyük bazı fırsatlar geçmiş durumda" diyordu. Ama Kürdistan’da bu "temiz sayfa"yı tanrı değil, Erdoğan ve avenesi açıyor. Tanrıyı beklemeden, tanrıya rağmen, tanrıya inat yapıyorlar.
İşte Cizre’de, Sur’da bir tarih yok edilirken, insanlar hunharca katledilirken, toplumun adeta terapiye tabi tutulup uyutularak tepkisiz kılınması ve ardından TOKİ’nin yapacağı yeni kentsel yapılanmadan söz edilmesi, aynı bu "felaket kapitalizmi" zihniyetinin tezahürüdür. Çünkü bir ulus yok edilirken bu bir avuç zırva kesim, yok edilen ulusun külleri üzerinden kendilerine yeni ve "temiz" bir sayfa açmak istiyorlar.
Saldırıların bu kadar pervasız ve aralıksız sürdürülmesi, "şok" etkisini sürekli canlı tutmak, toplumun direniş iradesini kırmak ve başlarına gelecek olası şeylerden dolayı korkutarak teslim almak amacıyladır.
Ama iki ayı aşkındır tüm bu planlar Sur’un, Cizre’nin duvarlarına çarpıp geri dönüyor. Biraz daha direniş güçlendirilirse "şok terapisi" bumerang etkisi yapacaktır. Yaratılan bu enkazın altında kalmamak için arkalarına dahi bakamadan kaçacaklardır. Onun için Sur ve Cizre "felaket kapitalizmi"nin "Şok Terapisi"nin her yerde başarılı olamayacağını, özgürlük için yola çıkmışların iradelerinin her şeyden daha güçlü olduğunu gösterebilir. Bu bize bağlıdır. Eğer direniş saflarını sıklaştırırsak, eğer çelikten bir iradeyle faşizme karşı dik durabilirsek, eğer sustuğumuz anda yarınımızın bir enkazdan ibaret olacağını bilerek hep birlikte ayağa kalkarsak işte o zaman bunu gerçekleştirebiliriz. Unutmayalım "vahşet bodrumunda" ölen bedenler karşısında biz sustukça aslında ölen insanlığımız olacaktır.