Cumartesi günü Türkiye Ankara’dan gelen bir vahşet haberi ile uyandı. Barış bileşenlerinin Ankara Sıhhiye Meydanı’nda gerçekleştirecekleri “Barış Mitingi” Ankara Gar kavşağında toplanan kitle içerisinde patlatılan iki canlı bombanın intihar saldırısı ile başlamadan kanlı bir biçimde sona erdirildi.
Açıklanan resmi kayıtlara göre 100’e yakın kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce de yaralı var. Olay yeri delil toplama ekipleri, bomba uzmanları Cumartesi öğlene kadar görev(!)lerini bitirip son taramalarını yaptıktan sonra olay yerinden ayrıldılar.
Görgü tanıkları, soruşturmayı yürüten ekip tarafından yapılan ilk açıklamaya göre katliamı gerçekleştirenler iki kişi. Ancak diğerlerinde olduğu gibi arkasındaki derin güçler, taşaronlar yine hali firarda, devlet tarafından faili meçhuller(!). Bizler açısından ise her zaman olduğu gibi failleri belliler.
Katliam sonrası devletin sözde başbakanı henüz failler yakalanıp, deliller toplanmadan PKK, DAİŞ, DHKP örgütlerini işaret etti. Her olayda olduğu bizce künyesi malum olan taşeronunun üzerini örtmeye gayret etti. Evet, açık olarak konuşalım. Ben hukuk tahsili yaptım. O nedenle de bir olayın failleri kuvvetli delilleri ile ortaya çıkmadan kimseyi suçlamak istemem. Ancak bugüne kadar elde edilen veriler Adana, Mersin, Diyarbakır, Suruç’ta olduğu gibi derin devlet güdümlü DAİŞ’i gösteriyor.
Derin devlet derken, 1954 yılından bu yana faaliyet gösteren Türk Gladyosunu yalnız başına kast etmiyorum. AKP gladyosu, Ergenekonun yeniden uyanan hücreleri de buna dahildir. Melih Gökçek seçimlere doğru Türkiye’de önemli olayların olacağını 7 Haziran öncesinden itibaren hep telafuz ediyor. Bu kadar net konuştuğuna göre hazırlıklar konusunda da bilgi sahibi olması gerekiyor.
Ankara Katliamı’nın yapıldığı gün ile PKK’nin tek taraflı olarak ilan ettiği eylemsizlik kararı aynı güne rastladı. Eylemsizlik kararının ilanının hemen ertesi günü PKK kamplarını yeniden bombaladı. Genelkurmay Başkanlığı yaptığı açıklamada PKK’nin lojistik gerilla gücüne darbe vurulduğunu söylüyor. PKK devletin psikolojik savaş propagandası ürünü olarak gördüğü diğer haberler gibi bu haberin de doğruluğunu onaylamadı.
Bu durumda normal demokratik seçimlerin yapılması mümkün değildir. Seçim propagandalarının, seçim mitinglerinin yapılamadığı bir ortamda normal demokratik seçimlerden söz edilebilinir mi? Türkiye bu koşullarda 1 Kasım’a doğru yol alıyor. Binlerce günahsız insan yaşamını yitiriyor/yitirecek. Hergün yeni bir provokasyonun ayak sesleri duyuluyor.
Bu koşullarda insanlar toplanma merkezi olarak Ankara Garı gibi açık bir meydanda bir araya geliyorlar. Devletin bu insanların güvenliğini sağlamasını beklemek siyasetsizliktir. Miting tertip komitesi Ankara Gar’ında kendi barikatlarını oluşturup gelen insanların güvenlik aramasını bizzat yapacaktı. Onların güvenliğini bizzat kendisi alacaktı. Gaflet kötüdür. Kötü sonuçlara gebedir. Tıpkı Ankara Gar’ında olduğu gibi. Toplantının yapılacağı yer, toplanma merkezleri aylar öncesinden bangır, bangır ilan edildi. Derin devletin, AKP Gladyosunun, uykusundan uyanıp yeni yeni kendisine gelen Ergenekon hücrelerinin varlığı sanki bu topraklarda değil de Mars’tadır gibi hareket edilirse böyle vahim sonuçlarla karşılaşırız. Gafletin tekrarlanmaması için; Yaşanan acı olaylardan ders alınması gerekir.
Yaşamını yitirenlere rahmet, kederli ailelerine sabırlı olmalarını diliyor, diri durmalarını öneriyorum. Zulüm ile var olmaya çalışanların sonu berbat olacaktır. Her karanlığın ardından aydınlık gelecektir..
KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* 12 Ekim 1997'de Kürt yazar, aydını ve politikacısı Mehmed Uzun Diyarbekir’de yakalandığı kanser hastalığına yenik düşerek aramızdan ayrıldı.
* 14 Ekim 1989'da Paris Kürt Enstitüsü tarafından Kürt Konferansı düzenlendi. Konferansa katılan 7 Kürt milletvekili SHP’den ihraç edildi.
* 14 Ekim 1992'de Malatya Doğanşehir'de gerillaya katılmak üzere yola çıkan 23 Kürt genci Türk ordusu tarafından katledildi. Bu gençlerin yalnız iki tanesi silahlı idi.
* 18 Ekim 1923'te TBMM'de İzaley-i Şekavat kanunu çıkarıldı. Bu yasa ile Kürt başkaldırıları bitirilmek isteniyordu. Yasa 1985 yılında köy koruculuğunun tesisi için yeniden işletildi.
* 18 Ekim 1961'de 103 sayılı İskan Yasası çıkartılarak aralarında yurtsever Kürtlerin de bulunduğu 55 Kürt şahsiyetinin batıya sürgünü için hazırlıklara başlandı.