Yirmibir yıl sonra gidebildiğim Kürdistan’da kapitalizm öncesi üretim biçiminin yerini kapitalist üretim ilişkilerinin aldığını, vaşi kapitalizmin Kürdistan’ı nasıl talan ettiğine bizzat şahit oldum.

1993 sürecinde boşaltılan köylerden özellikle Diyarbekir’e büyük bir göç yaşanmış. Köyleri başlarına yıkılan Kürdistanlılar, Kürdistan’ın kalbi Diyabekir’de yoğunlaşmışlar. GAP projesi nedeni ile Urfa da kazalarından ve civar vilayetlerden oldukça yoğun bir göç almış.
Kürdistan’ın bu her iki büyük şehrinde ve kazalarında vahşi kapitalizmin çarpık yapılanması kendisini açıkça gösteriyor.
Güzelim Diyarbekir’in tarihi Suriçi’nde bu çarpık gelişme kendisini daha bariz bir biçimde gösteriyor.
Dörtyol’da İzzetpaşa Caddesinin bir köşesinde bulunan bir zamanların yerli, yabancı herkesin uğrak yeri olan Şeyhmus Pastahanesi’nin yerine hiç bir mimari özelliği bulunmayan kaba bir AVM (Alış Veriş Merkezi) yapılmış. Eski Onur Palas Oteli yıkılarak onun yerinede yine hiç bir mimari özelliği bulunmayan bir AVM kondurulmuş. Suriçi’nde yapılan en önemli gelişme ise surların etrafını çevreleyen gecekonduların ortadan kaldırılması olmuş.
1925 Kürt Milli Hareketinin önderi Şeyh Sait ve 46 arkadaşının idam edidiği eski Şehir sinemasının yerine şimdilerde atıl durumda bulunan bir Alman hastahanesi yapılmış. Dört yoldaki tarihi Nebii Camii vahşi kapitalizmin rant aracı olan AVM’lerin, çarpık yapılaşmanın arasında kaybolup gitmiş.
Dr.Fuat, Karacadağlı Şeyh Eyyüp, Bave Tujo(Av.Mehmet Tevfik), Bitlisli Kemal Fevzi, Seyid Abdülkadir ve oğlu ile yüzlerce Kürt yurtseverinin idam edildiği Ulucamii meydanının şekli değiştirilmiş. Eski meydanın altında CHP’li Belediye başkanı Atalay döneminde bir yer altı çarşısı yapılmış. Ulucamii meydanının talanına daha sonrada Refah Partisi döneminde devam edilmiş.
Diyarbekir’in akciğeri konumunda olan Dicle vadisi de vahşi kapitalizmin talan politikasından nasibini almış. Balık çiftliği olarak ruhsat verilen alanlardan kum çekilerek kocaman göletler meydana getirilmiş.
Diyarbekir kutsal dağı olan Kırklar Dağın’da kocaman siteler, otellerin kaba inşaatı tamamlanmış. Emekli bir Yarbay’a verilen inşaat ruhsatı hangi akla hizmet edilerek verilmiş bilemiyorum. Yapacağı siteler karşılığında binbeşyüz vatanadaşı dolandıran emekli Yarbay sıra kadem basmış. Daha sonra bir başka müteahhide verlen inşaat iznine rağmen inşaat kademeli olarak devam ediyor. Oysaki Kırklar Dağı gibi böylesine kutsal alanda güzel bir botanik bahçesi, mesire yerleri yapılabilinirdi. Dilimizden düşmeyen ekolojik devrimede uygun olurdu sanırım. Vakit geçmeden Kırklar Dağı eski haline getirilip, burası halkın istifadesine daha uygun bir biçimde düzenlenebilir. Vakit geçmemiştir.
Aynı çarpık gelişmeyi Urfa da yaşamış, halen yaşıyor. Urfa’nın nar bahçeleri ile meşhur Karaköprü vahşi kapitalizmin rantına feda edilmiş. Güzelim bahçeler ortadan kaldırılarak onların yerini çarpık yapılanmanın örneği olan devasa beton binalar almış. Yenişehir’de eski bahçelievler yıkılıp yerine on katlı binalar yapılmış. Binaların arasında yeşil alan bırakılmamış. Urfa’nın tek yeşil alanı olarak sadece Balıklıgöl kalmış.
Vahçi kapitalizmin tek sektörü ise inşaat sektörü. Sulama projesi tam olarak faaliyete geçmemiş. Çiftçiler sulama konusunda eğitilmediğnden aşırı sulama nedeniyle otuz yıl sonra Harran Ovası büyük bir çöle dönüşebilir.
Siverek’in etrafındaki bağların yerinde yeller esiyor. Çarpık yapılaşma Siverek’i de kocaman bir köy yapmış. Diyarbakır yolu üzerindeki ana caddede beş katlı binların yanında onbeş katlı binaların yapımına ruhsat verilmiş. Siverek’in eski otantik yapısı harab edilmiş. Tarihi Şeytan Küçesinin üstünü kapatarak iyi bir iş yaptıklarını sananlar çok fena yanılmışlar, yanılacaklar. Siverek’e kapalı çarşı yaptığını sananlar Siverek’in otantik yapısına onulmaz zaralar vermişler. Yine rasgele açılan caddeler Siverek’in yapısını olumsuz etkilemiş.
Suruç ise vahşi kapitalizmin talanından nasibini almamış. Suruç yine elli yıl öncesinin Suruç’u. Kürt Özgürlük Mücadelesinde önemli bir yeri olan Suruç’u sömürgeci devlet çok aşırı bir biçimde buraya yatırım yapmayarak cezalandırmış. Sadece yatırım yapmayarak cezalandırmamış. Şehit mezarlarını birden fazla defa tahrip ederek, şehitleri mezarlarında rahat bırakmadığı gibi ailelerinede manevi işkencede de bulunmuş. Ancak şehit ailelerinin evlatlarına sahiplenmesinede mani olamamış.
İzlenimlerimi ileriki haftalarda anlatmaya devam edeceğim.


KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* 28 Temmuz 1943 tarihinde Van’ı Özalp İlçesinin Sefo deresi mevkiinde 33 Kürt köylüsü 3.Ordu Komutanı Mustafa Muğlalı’nın emri ile yargısız olarak öldürüldüler. Bu davadan  yargılanan Mustafa Muğlalı ilk önce müebbed hapis cezası aldı. Ancak kararı bozan Yargıtay Muğlalı’nın tahliyesine karar verdi. Muğlalı yaniden yargılanarak 6 yıl sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı.
* 28 Temmuz 1993 tarihinde daha önce kontgerilla tarafından kaçırılan Ö.Gündem gazetesi muhabiri Ferhat Tepe’nin işkence edilmiş cesedi, Hazar Gölü kıyısında bulundu.
* 30 Temmuz 1979 tarihinde AP Urfa Milletvekili M.Celal Bucak’a Hilvana bağlı Kırbaşı köyünde eylem düzenlendi. Bu eylemde M.Celal Bucak’ın oğlu Fatih Bucak ve dayısı Mehmet Gerger yaşamını yitirirken PKK kadrolarından Salih Kandal da aynı eylemde yaşamını yitirdi.
* 31 Temmuz 1992 tarihinde Yeni Ülke ve Ö.Gündem gazetesi Gercüş muhabiri Yahya Orhan evine giderken uğradığı kontgerilla saldırısında yaşamını yitirdi.
* 2 Ağustos 1973 tarihinde Kürt aydını, yazarı, Kürt Teali Cemiyeti üyesi, Koçgiri ve Dersim Hareketlerinin planlayıcılarından Dr.Nuri Dersimi Halep’te aramızdan ayrıldı.
* 2 Ağustos 1989 tarihinde Eskişehir’den, Aydın’a Kürt tutsakların nakli sırasında PKK’li tutsaklardan Mehmet Eroğlu ve Hüseyin Yalçınkaya yaşamlarını yitirdiler.