Geriye çekilip bakmak ondan bağımsız olmak anlamına da gelmiyor. Her bilge bıldırcın’ın ezber eylediği ve ezberden ötürü mühim olmayan bir alışkanlık sanılan doğrular vardır. Yanlış yerde duran doğrular.
Cümleler içinde yerini bulmayan kelimeler ezbere düşer, adı çıkar. Ve dahi alem-i-teyra ya malamat olur.
Duvarı kendi kelimesi ile örülmemiş cümle, darbuzu tez uçmuş çorak turab misalidir; bilge bıldırcınların gagasında şiire hasret olur. Şiir örgütlenmiş kelimelerdir.
Dante’nin “isimsiz çığırtkanların arasına düşmeli” sözü cümlenin duvarına konan taştır. Yaban olmak esas olarak yabandan korunmak olduğuna göre kim yabandır? Kim kimden korunuyor? Yabana düşmenin erdemi olmalı o halde! Yabanıl erdem sedantarist zorbanın karabasanıdır. Tutsak zabandan korkar. Ve dahi tutsak yabanda özgürleşir. Tutsak köle ruhlar özgürlükten korkar.
Bıldırcınlar yaban kuşlarıdır.
İçimdeki ve dışımdaki aç(ık) yer şimal dili ile kontenjandır. Kontenjan daima bir söylem, bir söz olur, bir soru ile yola çıkar. Cevabı eşyanın temelinde, yaşamın içinde kendini ele verir. Cevabı kendi içinde barındırmayan soru, soru değildir. Bir iddia’dır. Bir hipotez, bir olabilirlilik sunumu değildir.
Hiçbir şey zamandan daha hızlı değildir. Tüm süratler zaman içinde vardır. Adını koyarak müdahale etmek hülyanın mimarlığıdır. Mimarlık pragma ile müdahaledir. Hayata ad ile ve söz ile müdahale gereklidir.
Bilge bıldırcın dedi; nokat-i-noksanı bulmak, farkında olmak tüm insan faaliyetinin müdahale riskinin probabilité’si ile belki mümkündür!
Geçici yaşamların engelleyici durağanlığı “temel” yokluktır. Var olmanın başlıbaşına bir direniş olduğunu kelime anarşizminde sözsüz cümleler iddia eder. Bu sadece bir iddia’dır. Adı sanı yoktur. Nokta-i-noksanı yolun ucundaki menzil sanır cahalet. Savaş zorunluluğu bir imkansızlığın sonucudur. Az düşünüp çok yanılan infazcı hiçbir şeyden kendisinin sorumlu olmadığını sanır. O bilmez; ancak sanabilir.
Hesap edilemeyen tarihlerce ve tarihlerden bu yana bilinir ki, esas olan yoldur. Menzil değil. Menzilin esas olduğu “itineris”de evren lal olur.
Temelde titizlik (rigueur rigura) olmalıdır. Titizliğin olmadığı yerde çılgınlık da yoktur. Yaşamı ileri sıçratan çılgınlıklardır. Her çılgınlığın kendi uygarlığını keşfetmesi için terazinin bir kefesinde titizlik, diğerinde de talep olmalıdır, vardır.
Sadece (tek başına) çılgınlık talebi kriminalize yargı ve ceza gerektirir. Burası aşkın bittiği yerdir, bıldırcınların katledildiği mekandır gayrı.
Ancak yapılanın, yapılagelinenin içinde “aklı başında çılgınlık” vardır. Aklı başında çılgınlık yalıtılmaktan korur. Titizlik yoksa çılgınlık imkansızlıktır.
Yaban domuzlarının gönenli toprağı azı’larıyla deşip hallaç eyledikleri bu ovada, insan tenine düşen her zerre gökten yağan güneşin kalbinden geliyor. Sıcak namlular önce aşkları katlettiler ardından aşıkları... Görkemli mezarlara tapıyor tehçizatlı-postallı “sivil”ler. Hala öldürmekle aşkların biteceğini sanıyorlar. Onlar bilmiyorlar, bilemezler; ancak sanabilirler.
Onlar tüm kuşların soyuna düşman. Onlar ölmeye, öldürmeye gidiyor. Biz yaşamaya geliyoruz. Aşk’a geliyoruz. Aşk’a düşmek herkesin iyiliğinedir.