Yalanla birbirini kandırıp, dolandırdılar. Nimetlerin paylaşımında anlaşmazlık derinleşince, yalan senaryolarla birbirini boğazladılar.
 Başbakan, bakanlarını astılar. Sonrakileri cezaevine doldurarak, diz çöktürüp, “biat”a zorladılar.
Entrika çemberlerimdeki bu kanlı arena, Kürtleri ilgilendirmiyor. Ama Kürtleri yalanla, yalanın yetersiz kaldığı yerde, kan emerek yaşayan vampir sıfatına bürünüp, “biat”a zorlamaları, ölümcül meseledir.
Geçmişte, Kürdistan’ın kanına ekmek doğrayarak kaşıklamaları bir yana, son otuz yıldır katliam ve yangınlarla yürüyor, “ben insanım“ deme meydanında da, utanmazlığın gülen maskını takıp, “Kürtler vatandaş, biz etle tırnak olmuş kardeşiz“ yalanına sığınıyorlar.
Vatandaş, hem de “etle tırnak olmuş“ vatandaş, ama Kürdistan dağlarına top, tank, uçaklarla bomba yağdırılıyor, otuz yıldan beri. Haydutlaşmadır. Kürdistan haydutlaşmanın darbeleri altında..
 “Yurttaşım“ dediği bir halkın ne istediğine, niçin barbarca saldırılara göğüs gerdiğine, arlanmazın edasıyla kulaklarını tıkalı, yüzünü gülen maskeli, ağzı tıkaçlı tutacaksın, sonra gülünesi hallerle, dönüp Suriye, Mısır, Libya, Tunus rejimlerine, “insanları öldürmeyin, isteklerini dinleyip, çare bulun“ diyeceksin. İçeride vampir, Amerikan-Suudi Arabistan ikilisinin, “Arapları yeniden düzenleme“ projesinin hayata geçirilmesinde “kiralık asker“, tetikçi kabadayı, hem de “insanları öldürmeyin, onları dinleyin“ ötüşlü, barış kuşu…
Vampirin iki yüzlülüğüdür, bu. Kanını emip, cansız bıraktığı insanlığımıza kondurduğu öpücük…
Şu gülünesi insaniyet gösterisine bakın siz: Kürdistan, kanlı bir işgalin altında inliyor. Dili, dini (evet dini de yasak. En basidi Şafii mezhebinden olan Kürtlerin teravih namazı 8 rekat. Ama kendi mezheplerinin 20 rekatını dayatıyorlar), yaşama biçimi, kimliği yasak, satütüsü yok.
Bu, terörün eşsiz zalimliğidir. Ama onun dilinde, soykırıma direnen Kürdistan’ın kurtuluş savaşçıları “terörist“tir. Çıkarlarına bekçi tutan, baş eğmeyen düşmanlarına karşı tetikçi, tehditkar kabadayı, Kürtlerin deyimiyle “beredayi“ olarak kullananlar da, “xulamın efendisi“ edalı hınk deyicileri…
Oysa efendileri, iyilik etmiyor onlara. Aptalı sevindirip, hizmetine kızıştırma adına gaz veriyor. Bu gaz da, sonunu çabuklaştırıyor. Hepsi bu.
Besleyen efendilerinin gazına gelip, insanlık kırımını yoklara karıştırarak, İsrail’e karşı utanmazlığın karikatürü oluyor. “Filistin işgalini kaldır“ diyor ve İsrail’den “beni bırak, Kürtlere yaptığına bak“ deyince, utanmazın suçüstü yakalanma şaşkınlığıyla kalıyor.
  Kıbrıs’ta işgalciyken ve “kurtardım“ dediği Kıbrısılılar da, “dışarıya“ diye bağırıyor, ama gelin de anlatın bunlara…
Kürdistan dağları misket, napalm ve kimyasal bomba yağmuru altında, bir kere daha. Yeni değil. Kürdistan zulüm yağmurlarına alışkın. Gerilla, ta başından tedbirli. Dağlara bomba yağmuru inerken, gerilla televizyon seyredip, nanik yapıyor, uzaktan.
Din satıcısı, demokratlık taraf maskelisiyle “tutulmuş“ yandaşlar nafile yere “daha çok bomba ile bitirelim“ gazı veriyor. Bedavası yetmedi, kiralık adam öne sürelim projelerini yağlamaları da nafile…
Çünkü, Kürdistan direnişinde 10 bin gerilla sadece öncü, geneliyle bir halkın ayaklanmasıdır. Sokaklarda, çarşıda, dağlarda süren…
“Öldüre öldüre bitireceğini“ sananlar, Kürdistan bütünleşmesinin sonsuz boyutları içinde, sürülmüş Birecik tarlalarında, güneş altında açığa çıkıp, ışıldayan birer Kelaynaktır. Avcı avlanıyor.
Oysa insanlık vicdanı tanıktır ki, Kürdistan, savaş istemedi. Yalvar, yakar “hakkımı, özgürlüğümü teslim eden barış“ dedi. Çiğnenen onurunu istedi. Sözün bittiği yerde başkaldırdı, Kürdistan.
Ölümün diliyle konuşanların, direnişle karşılık görmeden sonra, “ocağımıza ateş düştü“ demeleri, timsahın göz yaşlarıdır. Timsahlar da yavrularını yutup, güneşlenirken göz yaşı dökerler. Ama bu pişmanlık değil, sindirme zorluğu sonucudur.
Her şeye rağmen, beyinleri varsa eğer, düşünmeleri için henüz zaman bitmedi: Kürdistan ve Kürtlere topyekün savaş, onlara kazandırmayacaktır. Sonlarını hızlandıracak, bir an önce, Kürdistan’daki ayaklarını kırıp, parçalayacak, kaleleri andıran sığınıklarda barınlarını da imkansızlaştıracaktır.
Unutmasınlar ki, her Kürt, adeta yakarıyor, “zulmün artsın, zulmün artsın ki, çabuk zeval bulasın!..“