23 Ekim’de Van’da yaşanan 7,2 şiddeti büyüklüğündeki deprem; yüzlerce insanın ölümüne, binlerce insanın yaralanmasına ve binlerce insanın da sokakta kalmasına neden oldu…
Deprem sonrası yaşanan felaket, bir bakıma Türkiye’nin realitesini de ortaya koydu. Çarpık yapılaşma ve kentleşmenin önünü açan politikalar ve bunlara göz yuman iktidarlar… Yine Türkiye realitesi olan ırkçılık da boy göstermeye başladı. Depremin Van’da olması sebebiyle birtakım ağzı salyalı, faşist insanların nefret saçan açıklamalarının yanı sıra, devletin de depremzedelere ilişkin ötekileştirici yaklaşımlarını, ne yazık ki gördük.
Van ve ilçelerinde yaşanan depremin şoku sürmeye devam ederken, bir yandan yaralar sarılmaya çalışılırken, sürekli artçı depremler oluyor ve oradaki halk yaşadığı travmayı sürekli yaşamak zorunda kalıyor ve bir yandan da yeni ölümler oluyor.  Son olarak 9 Kasım’da yaşanan 5,2 şiddeti büyüklüğündeki artçı deprem, hoş hala artçı olduğuna ikna değilim, 40 kişinin daha ölümüne sebep oldu. Ölenlerin arasında kardeşim gibi sevdiğim gazeteci Cem Emir de vardı. Cem, ilk deprem sonrası Van vali’sinin ‘oteller için hiçbir endişe yok” dediği otellerden biri olan Bayram Oteli'nin enkazı altında kalarak yaşamını yitirdi. Vali’nin jeoloji uzmanı olduğunu sananlar ve ona inanıp otelleri tasfiye etmeyenler de en az vali kadar suçludur…
Oysaki depremden saatler sonra bile devlet kurumları bir türlü harekete geçemedi ve Başbakan Erdoğan da başarısızlıklarını mecburen itiraf etmek zorunda kaldı. Depremin üzerinden neredeyse bir ay geçmesine rağmen, birçok depremzedenin hala çadırı dahi yok. Hoş, bu karda kışta çadır neylesin… Van bir enkaz yığını olmasına rağmen, Vali’nin bu mesnetsiz açıklamasını dikkate almak, bölgeye karşı olan tutumu gözler önüne seriyor…
Van hala sallanıyor, Van’ın afet bölgesi olmasına itiraz edenler yeni ölümlere alkış tutuyor. Geçtiğimiz Salı günü Meclis’in gündeminde Van depremi vardı. Muhalif partilerin deprem konusunda devleti eleştirmelerini bir yana koyarak, siyasetin ne kadar insan yaşamının üstünde olduğunu Başbakan’ın açıklamalarından sonra bir kere daha gördük.
Başbakan’ın Van’ın afet bölgesi olmasına ilişkin gelen önerilere karşı çıkış sözleri ürkütücü olmanın yanı sıra bir o kadar da korkunçtu. Başbakan’ın, Van’ın afet bölgesi olmasına itiraz etmesinin tek nedeni; Van belediyesinin BDP’li olması idi. Yani Van Belediyesi, AKP’li belediye olsaydı, hiçbir sorun olmayacaktı ve Van, afet bölgesi ilan edilecekti… Yani Van halkı oylarını BDP'ye verdiği için ceremesini de çekecek, oysa AKP’ye verseydi böyle mi olurdu?
İktidarın ve yandaşlarının depremzedelerin yaralarını sarmak yerine, neredeyse halkı suçlayarak, “Van belediyesi BDP’li” demesi ve arkasından da “Çünkü Van afet bölgesi olursa, belediyeye para gider. Van Belediyesi BDP’li ve bunlar da bu parayı alır, PKK’ye gönderir” diye bir açıklama yapması, hangi insani değerlere sığıyor? Bu konuşmanın ardından, ‘Van Belediye’si AKP’li olsaydı, paralar nereye gidecekti?’ diye sormazlar mı adama!
Van’dan hiç iyi haberler gelmiyor. İnsanlar hala sokakta, aç be ilaç bekliyorlar. Kar yağışı devam ediyor, buzlanma ve don olayı da görülecek şüphesiz. Meteorolojik değerlendirmelere göre soğuk yakalarını bırakmayacak…
 Bir hükümet ki, yaşanan trajedi karşısında hala siyasi iktidar kaygısıyla hareket etsin, bir devlet ki; insan yaşamını siyasetin üstünde görsün, o devletin de, o hükümetin de artık hiç bir meşruluğu yoktur. En azından halkın nazarında yoktur…
Not: Dün, Lozan’da toprağa verilen asırlık Kürt militan, İsmet Şerif Vanlı’yı saygıyla anıyorum.