Ekranda önce deprem sonra “göç” görüntüleri… Acı dolu kareler zihnimize oturuyor. Van “boşalıyor!” İnsanlar ardı ardına gelen sarsıntılar, bunun yarattığı korku ve hükümetin “salın gitsinler” yaklaşımı arasında bir başka trajik öyküye konu olmak üzere bilinmezliğe doğru yol alıyor.
Mekan ise “yurt” kimliğine uymayan her şeyleriyle yarım bırakılmış, örselenmiş, suçlanmış, yutulmuş, “ötekileştirilmiş” kent varoşları…
Adana, Mersin, Antalya ve İstanbul…
 * * *
Olup biten doğal, kendiliğinden bir akış, bir “kaçış” değil ama… Düpedüz/doğrudan bir boşaltma, tenkil etme, yurtsuzlaştırma çalışması. Bir özel girişim… Bir direniş odağını dağıtma, etkinliğini kırma, merkez olmaktan çıkarma, bir halkın demokratik ulus refleksini, birliğini zayıflatma adımı…
Depremi ve halkın doğal korkusunu göçertme politikalarına basamak yapmış sömürgeci akıl…
Bundandır ki Van boşaltılıyor. Hükümet, başta sağlık ve barınma gerekli önlemleri alma, sorumluluğunun gereğini yapma yerine, “göç”ü kolaylaştırıyor. Van’da yeni yaşam alanları yaratma, halkın sosyal ve kültürel doğasını ve ilişkiler bütününü bu alanlarda sürdürmesini sağlama yerine; bu bütünün, kolaylıkla parçalanacağı ya da denetlenebileceği alanlara çekiyor…
“İsteyen ayrılabilir. Belirlenen alanlara gidecekler için gerekli kolaylıklar sağlanacaktır. Bu konuda gerekli hazırlıklar yapılmıştır” yönlü açıklamalar da buna işaret ediyor.
Bundandır ki Van “boşalmıyor”, boşaltılıyor. Bir direniş alanı, hak ve özgürlüklere, temel toplumsal sorunlara duyarlı bir alan fırsatçı, müstemlekeci bir anlayışla dağıtılmaya çalışılıyor.
 * * *
Hükümeti bir yana bırakalım! Erdoğan “Van Afet Bölgesi olsun” önerisine karşılık, “Afet bölgesi olunca para belediyeye gidecek, ya o paraların ne yapılacağını, nereye gideceğini iyi biliyorsunuz” diyerek, rengini de niteliğini de, politikasını da zaten baskın tarzda göstermiş, dışa vurmuş oluyor.
Biliyoruz…
Ancak bu konuda demokratik muhalefeti de eleştirmek gerekiyor.
“Van afet bölgesi ilan edilsin” istemi, yine “Evimi Vanlı kardeşimle paylaşıyorum” gibi duyarlılık içeren kampanyalar elbette önemlidir. Ancak yetersizdir. Van örneğiyle bir kez daha ayyuka çıkan tenkil politikalarını ve bu politikaların beslendiği sömürgeci zihniyeti de açığa vurmak, göçertme politikalarına karşı çıkmak, ilgilileri “yerinde (Van) çözüm”e zorlamak gerekir.
Vanlılarla dayanışma, yaraları sarma, yeni yaşam alanları yaratma elbette politik bir mesele değildir, yapılmamalıdır da… Politikanın oldukça üstünde (dışında) sosyal sorumluluğu ağır vicdani ve ahlaki bir meseledir. İnsanın yarattığı araçlarla, kurumlarla, kaidelerle ilgili değil, insanın özüyle, bozulmamış doğasıyla ilgilidir.
Böyle olmakla birlikte AKP eliyle politize edilmiş, oradan bir tür demografik yapıyı bozma, Kürt direncini kırma zeminine dönüştürülmüş bir sorundur.

Dolayısıyla muhalefet güçlerinin (demokratik güçlerin); hükümetin mevcut yaklaşım ve uygulamaların eleştirisini yapmanın yanında bu hakikati de görerek hareket etmesi çok daha doğru, bir o kadar da etkili bir tutum olacaktır.


delil-karakocan@hotmail.com