Yıkılmış Van’ın halini daha da perişan edecekti kar. Lanetler okudum. Hem de henüz kış olmadan, zamansız düşmüştü. Kaldığım yer dünyanın kuzeyinde yer alsa da henüz kar düşmemişti. Hazan mevsimi hüküm sürüyordu henüz. Ama Van’da kar yağmıştı. İnsanlar perişandı. Doğa tüm hışmıyla onların üstüne çökmek istiyordu adeta. Bir çocuğun soğuktan öldüğünü öğreniyoruz gazetelerden. İki çocukta yanarak ölmüştü. Birkaç hafta öncesi, yani depremden birkaç gün sonra Kürtlerin en nadide çiçekleri kimyasal silahlarla vurulmuştu. Deprem de bile yapacaklarını yapmışlardı. İçimiz yanıyordu. Ve o insanlık düşmanlarından da bu beklenirdi.
Van’a iletilmek istenen tüm yardımların önüne geçmek istiyorlardı. Ya da oy avcılığı için birkaç şey dağıtmak zorunda kalmışlardı. Halk perişandı. Kızılay’a gelen paraları iç etmeye çalışıyorlardı her zamanki gibi. Marmara’da tüm yardımları kabul ederken, sıra Kürtlere gelince kabul etmiyorlardı. Hâlbuki Marmara depreminde ezeli ve ebedi düşman kabul ettikleri Yunanların desteğini bile kabul etmişlerdi.
Sebebini henüz çözemediğimiz bir kin vardı kalplerinde, biliyorduk. Ama böylesine kara bir kine sahip olduklarını bilmiyorduk. Doğal affet yersiz kinin önüne geçememişti. Tam tersine bir dönüm noktası olmuştu. İçlerindeki kinlerini açıkça ortaya koymuşlardı. Ve hala umutluydu insanlar. Ve insanlık kökten bitmemişti. Buna tüm kalbimizle inanıyorduk.
Ne yapmıştık onlara? Ülkelerini mi işgal etmiştik? Durup dururken çocuklarını havan topuyla vurup paramparça mı etmiştik? Hayır, hiçbirini yapmadık. Hep onlara kul olmamız istenmişti. Bunu kabul etmedik. Türkün ne kadar hakkı varsa bizim de olsun istedik, hepsi bu. Suç oldu. Hatta varlığımız suçtu onlar için. Türkün süngüsünün girdiği yerlerde Kürtlük bitmemişti. Komando baskıları, işkenceler işe yaramamıştı. Bunu içlerine sindiremiyorlardı. Öylesine ileriye gittiler ki fırıldak Fethullah yakın diye emir verdi. Allahın takdiri ilahisi, dediler. Hakkını arayan Kürt, onlara göre suç işlemişti ve Allah’ta onları cezalandırıyordu. Buna benzer yorumlar yapıyorlardı. İnandıkları dinde, “Biz sizi farklı kavimler halinde yarattık ki birbirinizi tanıyasınız,” diyordu ama Kuran’ın emrini hiçe sayıyorlardı. Topluma mal olmuş televizyon programcıları bile duruma seviniyorlardı.
Evet, buydu Kürt’e reva görülen. Bosna için gözyaşı dökenler, sıra Kürtlere gelince seviniyorlardı. Bizi Zerdüşt ilan eden Recep, her nedense bu sefer de bizi Müslüman ilan etti. Çok önemliymiş gibi. Biz kimsenin dinini kendimizinkinden aşağı görmüyoruz. Hem halkımızın tamamı Müslüman da değil. Biz hoşgörülüyüzdür ve bununla da övünüyoruz. Bingöl’de Urfa’da Muş’ta, Diyarbakır’da Kars’ta kaç Alevi öldürüldü? Hiç. Evet, hiçbir Alevi, Alevi oldukları için Sünni Kürt bölgelerinde öldürülmedi. Ama sizin ırkçılıkla psikolojilerini alt üst ettiğiniz Maraş’ta, Sivas’ta nelerin yapıldığını çok iyi biliyoruz. Ve siz kudurdukça gerçekleri öğrendik. Kenetlendik birbirimize. Kendi imkânlarımızla Van’a yardımcı olmaya çalıştık. Yeterli olmadı biliyoruz. Çünkü bizim de imkânlarımız sınırlıydı.
Sonbaharda yapraklar düşerken, Van’da kar yağıyor. Daha düne kadar öldürülen çocuklarımız soğuktan ve açlıktan ölmek üzereler. Ey sevgili halkım, Van için tekrardan seferber olmanın tam da zamanı. Çünkü Van hala kanamaya devam ediyor ve yardımlarınızı bekliyor.
mehmetsogut-k@hotmail.com