
Geçtiğimiz günlerde Erdoğan’ın Gezi heyetiyle yaptığı görüşmede dile getirdiği "beni yok etmek istiyorlar" ifadesi üzerinde durulması gereken temel noktalardan biridir. Kürt Özgürlük Hareketi olarak biz bir birimizi eleştirirken ya da farklı güçlerle mücadele ederken şahsi bir düşmanlık gütmeyiz. Hiçbir zaman sorunları kişiselleştirmemeyi esas alırız. PKK’nin 3. Kongresinde geçmiş pratik değerlendirilip, özeleştiri platformları yapılınca Kürt Halk Önderi A.Öcalan, "Burada yargılanan an değil tarihtir, kişi değil toplumdur" belirlemesini yaparak mücadelemizin evrensel bir özgürlük hareketi olduğunu ortaya koydu. Sorunlara bakış açımız, çözüm yöntemimiz her zaman farklı oldu. Erdoğan’ın günlerdir bas bas bağırıp dile getirdiği hususlara ilişkin de aynı yöntemi kullanıyoruz. Türkiye demokrasi hareketinin, Gezi Parkı direnişinin de özünde böyle bir yöntemi esas aldığını söyleyebiliriz. Bu konuda Erdoğan ve tüm yandaş medya takımı direnişin asıl amacını, yöntemini çarpıtmak için çok büyük bir uğraş içindeler.
"Birkaç hipi", "Camide bira içiyorlar", "Faiz lobilerinin işidir" gibi ifadeler kullanıyorlar. Bunların hepsinin egemenlerin binlerce yıllık oyunları olduğunu bilmeyen yok. Ama herkese anlatmak konusunda Türkiye demokrasi hareketinin taksim direnişi gerçeğini, ruhunu tüm Türkiye’ye yaymak gibi bir sorumluluğu var. Bu, çatışmalarda, direnişte yaşamlarını yitirenlerin anısına sahip çıkmanın bir gereğidir. Bu direnişlerde yaşamını yitirenler kimdir? Ne için yaşamlarını yitirdiler? Bu iyi kavratılmalı ve Erdoğan hükümetinin bundan sonraki her türlü uygulamalarına da çok daha örgütlü cevaplar verebilmek için hazırlanılmalıdır.
Bir faşizm taktiği
Erdoğan, "kimlerin tahrik ettiğini biliyoruz" diyor. Bu, 1994’te "cebimde PKK’ye yardım edenlerin listesi var" diyen Tansu Çiller’i andırıyor. 1994 sürecine benzer uygulamaların olmaması için örgütlü olmak, buna karşı duyarlı olmak gerekiyor.
Yukarıda örneklendirdiğimiz ve daha sayılabilecek pek çok konuda Erdoğan hükümetinin tutumu faşizmdir. Protestolarla, eylemlerle, örgütlenmeyle yok edilmesi gereken bu tutumdur. Yoksa Erdoğan’ın kendisi değil.
Özal, zamanında Kürt hareketine ve Türkiye demokrasi güçlerine karşı büyük bir savaş vermiş ancak sonunda bu işin böyle olmayacağını anlamıştır. Kürt Halk Önderi Türkiye devletinin geçmişteki karakterine rağmen onu değiştirip bu karakteri yok etmek için mücadele etmiş, bundan rahatsız olan güçler Özal’ı katletmişlerdir. Katletmek, yok etmek, fiziki imha egemenlerin yöntemidir. Demokrasi güçlerinin, Özgürlük Hareketinin hedefi devletçi siyaset mantığıdır. Yok edilmesi gereken bu anlayıştır.
Türkiye’nin ihtiyacı olan Demokratik siyasetin yaratılmasıdır. Bu konuda başı sıkışan Erdoğan’ın ilk söylediği şeylerden biri referandum yapılsın, çoğunluk ne dediyse o olsundur. Sandığa gitmeyi demokrasi saymak demokrasiyi çarpıtmaktan başka bir şey değildir. Asıl siyasetin alanlarda, meydanlarda eylemle, örgütlenmeyle olduğu bilinmelidir. Erdoğan’ın temsil ettiği, dile getirdiği anlayış demokratik siyaset değil, devletçi yönetimdir. Özünde yaptığının siyasetle alakası yoktur. Yaptığı iktidarını sağlamlaştırmak için idare etmektir.
Erdoğan hükümetinin geçen seçimler öncesinde olduğu gibi bu seçimler öncesinde de başlattığı zıtlaşma kampanyası dikkat çekicidir. Bu konuda Gezi Parkı direnişini kullanıyor olması, bu yolla kendine Menderes ve Özal gibi bir tarihsel arka plan yaratarak puan kazanmaya çalıştığı görülmelidir. Geçen seçimler öncesinde düşman orduydu, Ergenekon’du. Kapatma davaları, darbe girişimleri, e-muhtıralar. Sonuç kitlelerin bilinç altında yaratılan düşman algısı. Sahiplenilen Erdoğan.
Düşman belirleme, bunun üzerinden etrafındaki kitleyi harekete geçirme bir faşizm taktiğidir. Bu taktik egemenlerin temel taktiklerindendir. Yapılacak siyasette Erdoğan’ın bu tarzı görülmeli, bu teşhir edilmelidir. İktidara gelmesi de dahil her kritik süreçte bu politikanın usta uygulayıcısı olduğunun farkında olmak önemlidir.
Duyarlı olunması gereken diğer bir nokta ise güya uzlaşıldığı hatta bir kazanım olarak görülen Erdoğan’ın mahkeme kararını bekleyeceğiz vaadidir. Mahkemelerin ne kadar bağımsız olup, olmadığını herkes biliyor. Bu konuda devletin, hukukun karakterini hatırlamak önemlidir.
Fikirsel çıkışlar gerekli
Hukuk kavramını Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan şöyle dile getiriyor;
"Hak ve adaletle tüm bağlantılarına rağmen, hukukun esas işlevi devlet iktidarını daha da pekiştirip toplumsal alanı gittikçe daraltmaktır. Hukukun propagandası çok yapılır, ama esas işlevi bu nedenle çokça açıklığa kavuşturulmaz. Toplumun sürekliliğini, beslenmesini ve korunmasını sağlayan kurallı yaşamı yerine ikame edilen hukukla bu imkan elinden alınmakta, toplum özyönetimden ve politikadan yoksun kılınarak, iktidarın ve devletin üstten tek taraflı hazırlanmış hukuku ve idaresiyle kuşatılmakta, sınıfsal baskı ve sömürüye tabi kılınmaktadır. Bu nedenle hukuk kavramı da en az iktidar ve politika kavramı kadar muğlâk, çarpıtılmaya oldukça müsait, kafa karışıklığının en çok işlendiği bir alan konumundadır."
Bu gerçeği bilerek Erdoğan’ın açıklamalarına karşı tavır almak gerekiyor. Hem Gezi Parkı hem de tüm demokratik talepler için örgütlenmek, direnmek, direnişi her yere yaymak gerekir.
Gezi direnişin onyedinci gününde, 15-16 Haziran olaylarının yıldönümünde, Erdoğan’ın 'milli iradeye saygı' diye tanımladığı, mitinglerdeki faşistçe söylemlere karşı örgütlenmek gerekir. Erdoğan 15-16 haziran günlerinin tarihsel önemini bilerek bir karşı hamle yapıyorsa, buna karşı örgütlü durmak bu geleneğin asıl sahiplerinin görevidir.
Bu görevler Ankara'da Barış ve Demokrasi Konferansı'nda ana hatlarıyla belirlenmişti. Amed konferansı da belirledi. Bundan sonra yapılması gereken belirlenen bu çizginin, alınan kararların uygulanmasıdır. Kürt Halk Önderi Öcalan’ın başlattığı yeni süreçte 2. Aşamanın ilerleyebilmesi için büyük bir örgütsel, eylemsel, fikirsel çıkışlar gereklidir.
Bu da Erdoğan’ın yukarıda da belirttiğimiz politikalarını görmekle başlar. Tüm söylemlerine rağmen başlatılan hamlenin ikinci adımının gereklerine zorlamak, yeni anayasanın yapımına zorlamalıdır. Bunun için kitlesel eylem ve kampanyalar acil gereklidir. Köye dönüş konusunu hamlenin başlangıcındaki süreçte Kürt Halk Önderi dile getirmişti. Bu konuda çok acil örgütlenmeler gerekir. Kürt Halk Önderi Öcalan'ın Savunmaları'nda dile getirdiği demokratik modernite inşasının politik, ahlaki ve entelektüel görevleri hepimizin önündedir. Çok nettir. Görev aşkla işe koyulmaktır.
Komünler yaygınlaştırılmalı
Gezi Parkı'nda kurulan komünleri hayatın her alanında daha da işlevselleştirip, kapsamlı hale getirerek halkların örgütlenmesinde, yaşamının özgür bir şekilde kurulmasında Türkiye ve Kürdistan’da devletsiz yaşamı kurmadaki görevler önümüzdedir. Tarihsel örnekleri olduğu kadar, dünyanın dört bir yanında demokratik, devlet dışı yaşamın örgütlenmesinde Gezi Parkı önemli bir nirengi noktası olarak alınabilir.
İran, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kesin sonuçları halen açıklanmış olmasa bile, Ruhani ile birlikte eski çizgisinde devam edeceği ve Ortadoğu’daki alternatif modernite olma politikalarını sürdüreceğe benziyor.
Hem Kürtler hem de Ortadoğu halkları için var olmak ve yok olmak ikilemindeki önemli bir mücadele alanı olan Suriye’deki çatışmalar hız kaybetmeden sürüyor. Özelde Halep ve Afrin’de Kürtlere dönük saldırıların yoğunlaştığı bu günlerde Kürt halkının direnişi, demokratik ve özgür bir yaşamdaki ısrarları tüm Kürdistan ve dünya halklarına ilham kaynağı olma gerçeğini koruyor. Yürütülen bu tarihi direnişte KDP çizgisinin tarihi yanlışını sürdürmesi görülüp, teşhir edilmesi gereken temel noktadır. Sınır kapılarının halen kapalı tutulması, Afrin ve Halep’te Kürtlere saldıran çetelere el altından destek vermesi Rojava devriminde pay almak, rant elde etmek isteyen güçlerin işbirlikçiliği gerçeğinin bir sonucudur. Bir taraftan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü kampanyasına destek açıklaması yapıp diğer yandan Rojava devrimine karşı geliştirdiği politikalar çelişkilidir. KDP, çizgisini netleştirmelidir. Örgütlü Kürt halk çizgisi mi, uluslararası güçlerin Ortadoğu’daki menfaatlerinin çizgisi mi? Hangi taraftandır?
Şu iyi bilinmelidir; Ortadoğu ve dünyadaki içinden geçilen tarihi önemdeki süreçte yok olmak iradesiz, örgütsüz olmakken, var olmak, özgür olmak, örgütlü olmaktır.
ERDAL CEYLAN