Halkların, coğrafyaların, bireylerin öyküleri vardır. Her bir öykü hayata dair anlamlar taşır. Bizim öykümüz ise direniş sözcüğünün taşıdığı anlama kayıtlıdır. Varoluşumuzun kaynağında direniş öykülerimiz vardır. “Yaşamak direnmektir” cümlesi varoluşumuzun özetidir adeta… Bizim coğrafyamızda direnmek ile varolmak aynı anlamı karşılar zira…

Hafızasını direniş öyküleri ile koruyan bir halkız. Geleceğini bu öyküler ile kuran bir halk. Özgünlüğünü korumanın özgürlüğün şifresi olduğunu bilen bir halk aynı zamanda. Özgünden özgürlüğe, yerelden evrensele uzanan mücadele diyalektiğimiz şimdi dünyanın ilgisini çekmekte. Varlığını halkının özgürlüğüne emanet eden sayısız kahramanın bilinci merak edilmekte… Dünya bu bilincin demokratik ekolojik kadın özgürlüğüne dayalı paradigma ile form kazanmasına tanıklık etmekte. Nice acıları, hayalleri, özlemleri, umudu irade gücü ile sisteme kavuşturan mücadelemiz çağın en büyük direniş hareketi olarak özgürlük arayışçılarının adresine dönüşmekte.

Varlığımızın her anlamda tehdit altında olduğu bir aşamada bedenlerini özgürlüğe yatıran Leyla Güven, Nasır Yağız ve İmam Şiş başta olmak üzere yüzlerce direnişçi bize özgürlük hareketinin artık halklaştığını anlatmakta. Kemal Pirlerden Mehmet Tunçlara, Sakine Cansızlardan Asya Yüksellere, Engin Sincarlardan Pakize Nayırlara uzanan bayrağı devr aldıklarını dünyaya duyuran Leyla Güven, “direnerek kazanacağız” diyerek zafere olan inançlarını ifade etmekte… Hafızayı, kültürü, hayatı direnerek kazanmanın vakur bilgeliğiyle bunu ilan etmekte.

Bugün Leyla Güven’in öncülüğünde gelişen direniş Milan Kundera’nın, “İktidar sizi en çok nerenizden yaralıyorsa orası kimliğiniz olur” cümlesini doğrularcasına gerçekleşmektedir. İktidar varlığımızı tehdit ediyor. Buna karşı gelişen direniş, yaralı olduğun yerden yükselen bir ses, bir eylem, bir duruş, bir yaşam tarzı oluyor. Gandhi’nin, doğruyu ve şiddet kullanmadan hakkını kullanmayı ilke edinen direniş biçimi olan Satyagraha’yı anlatırken kullandığı cümle aklımıza geliyor, “Kimseye kirli ayaklarıyla beynimde gezme fırsatı vermem”. Bu sese Leyla Güven’in, “Bizler elimizde tek şey olan canımızı ortaya koyduk. Sizler de devletin bütün imkanları ile üzerimize geliyorsunuz. Elbette bu hiç aşılamaz bir durum değildir. Elbette bu hiç aşılamaz bi durum değildir. Türkiye’de hala aklı selim düşünebilen, halkların kardeşliğine inanan, demokratik ekolojik kadın özgürlükçü yaşamı savunan, ahlaki politik bir sistemde yaşamak isteyen milyonlar var. Bir gider bin geliriz. İlkelerini hep akılda tutarak mücadelemizi sürdüreceğiz. Direnerek kazandık. Şimdi de direniyoruz ve kazanacağız” deyişi eşlik ediyor.

Yüzyıllar önce, “Yaşamak direnmektir, sevmek güvenmektir” diyen Mevlana’nın sözünü 20. yüzyılda “berxwedan jiyan e” diyerek anlama kavuşturan Mazlum Doğan’ın bu bilgiden haberi var mıydı bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey demokratik ekolojik kadın özgürlüğüne dayalı bilginin yaşamın ta kendisi olduğu ve 21. yüzyılda Mazlum Doğanların bayrağını Leyla Güvenlerin devraldığıdır. Bu nedenle Leyla Güven’in, “Direnerek kazanacağız” söylemi çok anlamlıdır. Bu bilginin canlı bir şekilde günümüze kadar bir direniş ve zafer damarı olarak uzandığını ve mutlaka kazanacağımızı anlatmaktadır. İktidarın her tür yöntemini direnişleri ile boşa çıkartma yönünde kararlılıklarını ifade eden Leyla Güven, Nasır Yağız ve İmam Şiş başta olmak üzere bütün direnişçilerin eylemini sahiplenmek bu nedenle bir eylem olmanın ötesinde varoluşumuzun anlamını ifade etmektedir.