Dün yayımlanan bir gazete küpürü, liderleri Erdoğan’ın orman arazisine gecekondu kondurarak, ilk mahkumiyetini (10 ay hapis cezası) alıp, siciline sabıka kaydı düşürdüğünü bağırıyordu.
Ve bu ekip sahneye çıktığında, hırsızdan, madrabaz, soyguncudan alıp, yoksullara vermeyi vaaddeden çağdaş "Robin Hud" edalıydı.
Cömertlikleri sınırsız, vaadleriyle hakiki gibi görünüyorlardı. Öyle ki, Avrupa demokrasisini de beğenmiyor, "ileri demokrasi"yi getirip, yerleştireceklerdi.
Yüzyıldır kırılan, yangınlara atılan, evleri başlarına yıkılan, yurtları talan edilen Kürtler de, cömertliklerinden paylarına düşeni alacak, özgürleşeceklerdi.
Kürtler nice badireden geçmiş, vaadlerden ne vaadler görmüşlerdi. O nedenle temkinliydiler. Ama Türk halkı, hafıza kaybına uğramış, eli sopalı "şanlı" geçmişlerini de unutmuş, dört elle sarılmışlardı. Koşuya kalkan, "beni tutmayın" desteğini başından aşağıya boca ediyordu.
Türk aydınları, koca koca yazarlar, yalanlar rüzgarına yelken açmış, "görülmemiş demokrasi"nin gelişini müjdeliyor, bir yandan da uçaklara, helikopterlere doluşup, Kürdistanı havadan keşfe çıkıyor, dönüşte "teröristlerin beli kırılıyor, kökleri kazınıyor Allahın izniyle" diye başlıyorlardı, yazılarına…
Aydın vicdanı bu ya, sanki Kürtler işgalci, üstüne ek olarak Türk köylerini yakan, kuş avına çıkar gibi insanlarını avlayan, dillerini, kimliklerini yasaklayandı da, "terörist" olmayı hak ediyorlardı.
Neyse ki, her yalanın sönme anı vardı. Gözü olan vicdanlar görebildiler.
Bugün ortaya saçılan fezlekelerin içeriğiyle, AKP, "Robin Hud"culuğu takla atmıştır. O artık, yoksuldan alıp, yarattığı çapul burjuvazisine veren kara yüzlüdür. Varoşların kurtarıcı çocukları yolsuzluk, rüşvet dolanbacında, mala, mülke konma hırsına kurban gitmiş, yara, bere içinde, Kürtlerin deyimiyle yanına yanaşılmaz kokular salan "cendek"tir.
Yer yüzünde, bu akibetin benzeri yoktur. AKP, iktidarı gücünün doruğundayken, bu hale düşmüş, kendi savcı ve mahkemeleri tarafından kovalanarak, gülünç olmuştu.
Oysa, medyayı susturup, karanlıkta iş gören bu soy rejimlerin tümü, devrilip yere düştükten sonra, pislikleri ortalığa saçılıyordu. AKP, iktidardayken başı eğik…
Etrafına toplayıp, yandaşlaştırdığı dalkavukların gazına gelen Erdoğan’ın bölge liderliği hayalleri de, El Kaide müttefikliğiyle kire bulandı.
Eğer Lübnanlı avukat Mey Hansa’nın yayımlanan açıklaması doğruysa, Erdoğan bu bağlantıları yüzünden, Avrupa Birliği İnsan Hakları ve Cinayet Mahkemesinde de "sanık"tır. İsnat edilen suç ürkütücüdür: Suriye'de yağma ve cinayet…
Kürtlere reva görülenleri, Roboskî Katliamıyla bile görmeyen medeni dünya, Suriye ile uyanıyor muydu? Belki…
Kürtlere (BDP) Fecebook’u yasaklarken ses çıkarmayan Amerika da, nihayet sıra Twitter’e geldiğinde, Erdoğan’ı kitap yakan Hitler'e benzetiyordu.
İktidar, dünyada faşizmin karikatürü haline gelmiş manzarasıyla, yerel seçimlere gidiyordu. Erdoğan’a göre seçim, kaderini (geleceğini) tayin eden referandumdu. "Beni kimse yargılayamaz" diye bağırırken, aslında, can derdindeydi. İktidardan düştüğü an, üstüne çökecek korku bulutlarını görüyor, panik içinde bayrak ve kan üzere ırkçı, şoven suları köpürdeterek, CHP ve MHP’den oy koparıp, tutunmaya çabalıyordu.
Rakipleri CHP ve MHP liderleri, onun hızına yetişme yarışında…
Erdoğan onları geride bırakmak için, General Evren’in, çürümüş "kansızlar" narasını bile çöplükten alıp, hayaletini meydanlarda dolaştırmaya başladı. Nazizmin kara, Musolini Faşizminin haki gömleklilerini andıran kefenli taraftarlarını ölmeye ve öldürmeye özendirircesine, bayrağının üstünde kan lekesi olmayan halklar, kansızmış gibi, "bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır" diye haykırıyor.
Kaybetme korkusuyla titreyen adamın kışkırtıcılığıdır, bu. Savaş çıkarmak dahil, her şey beklenir, böyle bir ruh halinden. Altı kilometre içeriye girip, Suriye uçağını vurmak, bu ruh halinin yansıması…
Her neyse, son söze gelince: Zalime direnen Kürtlerin, düzenbaz, madrabaz ırkçıların yarışında yeri yok, olmamalı.
Seçim referandumsa eğer, Kürtler için namus günüdür. Namusluların rakamsal olarak sayıldığı gününde, tek oy bile paha biçilmez değerdedir.
Sadece Kürtlerin oyu mu? Vicdanları, yer yüzündeki mazlum ve masumlardan yana akan Türkler de Kürtlere borçludur. Bu gün, o topraklarda bazı şeyler konuşluyorsa eğer, unutmamak gerekir ki, bu Kürtlerin ödediği bedeller sayesindedir.
Varoş çocuklarının sonu ve Kürtlerin oyu
AKP iktidarının "reisler zinciri" en alttan gelen "varoş çocukları"ydı. Yarı aç, elde, cepte yok, pabucu delik, ama topuğuna basıp, yampiri yürüyen semt kabadayıları.