
Evrensel hukuk normlarıymış, masumiyet karinesiymiş, meslek dayanışmasıymış bunların hepsini bir kenara bırakan Vatan Gazetesi de savcı ve polis gibi bizleri suçlama içerisine girmiştir. Hatta birçok noktada onların bile ruhuna rahmet okutmuştur. Örneğin, yasanın her insana tanıdığı 'Kollukta susma hakkını' kullanmamızı bize yönelik suçlamanın dayanağı yapmıştır. Suçlamasını örgütlü toplum düşmanlığına kadar vardırarak gazetecilerin ortaklaşmasını ihbar etmiştir. Gazete Çağdaş'ın bizim gibi gazetecilik mesleğinin 'Zencilerinden' olmadığını anlatmak için; ne ilke, ne hukuk ne de gazetecilik ahlakı tanımamıştır. Hepsini ayaklar altına alarak rezil bir duruma düşmekten geri durmamıştır. Şimdi insan düşünüyor; meslektaşlarını herkesten önce mahkum eden bir basın etiğine (Ne kadar etik olduğu ortadadır) sahip bir ülkede insanları 'Bilimsel terörizm' ile suçlayan bir İçişleri Bakanı'nın olması kadar doğal ne olabilir ki? Böyle ülkeye böyle İçişleri Bakanı az bile.
Bu duruma bakınca insan yaşanan mesleki sefaletten utanıyor. Buradan bir itirafta bulunmak istiyorum. Hükümet ve iktidar güçleri zaferlerini ilan edebilirler. Yürüttükleri operasyonlar amacına ulaşmıştır. Toplumun bir kesimi içeri alınarak, dışarıda kalan kesimine gözdağı verme amacı gerçekleşmiştir. Vatan Gazetesi'nin açıklamasından anlıyoruz ki, bu operasyonlar içerideki bizleri değil ama dışarıdaki bazı kesimleri esir almıştır. Bu kesimler sadece teslim alınmamış aynı zamanda kendi mesleklerini ve meslektaşlarını ihbar etme noktasına varmıştır. Gazeteciliği muhbirlik olarak algılamaya başlamıştır. Operasyon sahipleri eserinizle gurur duyabilirsiniz. Çağdaş Ulus'a en büyük kötülüğü gazetesi yapmıştır. Çağdaş'ın mağduriyetine neden olan suçlamayı meslektaşlarına yönelterek içerideki tüm gazetecileri suçlu ilan etmiştir. Gazetesinin yarattığı mağduriyetten dolayı Çağdaş arkadaşımıza geçmiş olsun diyorum."