Cumartesi Anneleri'nin 700'üncü hafta eylemine destek amacıyla birçok kentte eylem düzenlendi. İnsan hakları savunucuları eylemlerde, "Kayıplarımızı unutmayacağız. Gözaltında kaybedilenleri insanlarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz" dedi. 

Cumartesi Anneleri'nin "Kayıplar bulunsun failleri yargılansın" sloganıyla düzenledikleri eylemlerinin 700'üncü haftasında birçok kentte destek eylemleri düzenlendi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, Cumartesi Anneleri'nin 700'üncü hafta etkinliğine destek eylemi düzenledi. Dernek binası önünde yapılan eyleme insan hakları savunucularının yanı sıra HDP Milletvekilleri Kemal Bülbül, hasta tutsak yakınları ve çok sayıda yurttaş katıldı. Açıklamada, “700. haftamız vesilesiyle bir kez daha ilan ediyoruz: Gözaltında kayıplara karşı mücadele yürüten bizler, hakikat adına, adalet adına ,vicdan ve insanlık onuru adına mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.Kayıplarımızı unutmayacağız. Gözaltında kaybedilenleri insanlarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz” denildi.

İHD Amed Şubesi ve kayıp yakınları tarafından “Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın” sloganıyla gerçekleştirilen oturma eyleminin 498’incisi, Bağlar ilçesi Koşuyolu Parkı’ndaki Yaşam Hakkı Anıtı önünde gerçekleştirildi. İstanbul’daki yasak, saldırı ve gözaltılar bir dakika boyunca alkışlarla protesto edildi. Konuşmaların ardından kayıp yakınları, oturma eylemi yaptı.

İHD Van Şubesi, Cumartesi Anneleri'nin 700’üncü hafta eylemine ilişkin Feqiyê Teyran Parkı'nda basın açıklaması yaptı. Ellerinde faili meçhul cinayetlerde kaybedilen ve akıbeti öğrenilemeyen kişilerin fotoğraflarını taşıyan kitle, İHD Van Şubesi'nden Feqiyê Teyran Parkı'na kadar yürüdü. Konuşmaların ardından eylem son buldu.

İHD Adana Şubesi de Cumartesi Anneleri'nin eylemine destek olmak amacıyla Abidin Dino parkında bir araya geldi.  “Zaman aşımı katille çalışıyor”, “Failler belli kayıp nerede” ve “Cezasızlığa adalet son verir” dövizlerinin taşındığı eyleme, siyasi parti temsilcilerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi katıldı.

İHD Malatya Şubesi, şube binasında açıklama yaptı.  Açıklama ve Cumartesi Anneleri’nin mücadelesini anlatan sinevizyon gösteriminin ardından etkinlik son buldu.

Batman’da OHAL ve valiliğin “güvenlik” gerekçesiyle 2 yıldır yasakladığı "Kayıplar bulunsun, failler yargılansın" eylemi Gülistan Caddesi'nde gerçekleştirildi. Yakınlarının akıbetini soran aileler, İstanbul’da Cumartesi Anneleri’ne yapılan saldırıyı kınadı. Kayıp yakınları, 5 dakikalık oturma eylemi yaptı.

İHD İzmir Şubesi, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın" eylemlerinin 445’inci haftasında Cumartesi Anneleri'nin 700’üncü hafta eylemlerine destek olmak için Konak’ta bulunan Başbakanlık Binası önünde bir araya geldi. Konuşmaların ardından 5 dakikalık oturma eylemi gerçekleştirildi. Ardından yurttaşlar Konak ilçesinde bulunan Konak Pier yanında denize karanfiller attı.

Ortak talepler

* Zorla kaybedilenlerin akıbeti ortaya çıkarılmalı

 * Fail ve sorumulular yargı önünde hesap verilmeli,

* Devlet gözaltında kaybetme suçundaki sorumluluğunu kabul etmeli,

 * Gözaltında kaybetme suçunun fail ve sorumlularını koruyan cezasızlığa son verilmeli; adalet sağlanmalı,

* Gözaltında kaybetme fiilinin insanlığa karşı işlenen suç olarak düzenlenmesine, önlenmesine ve cezalandırılmasına yönelik yasal düzenlemeler yapılmalı ki bir daha asla hiç kimse gözaltında kaybedilmesin,

 * Türkiye, Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi imzalamalı, onaylamalı ve uygulamalı.

*  Türkiye Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni Kuran Roma Statüsü'ne taraf olmalı.”


Hasan Ocak’tan sonra başladı

Emine Ocak’ın oğlu Hasan Ocak, 23 yıl önce İstanbul’da gözaltına alınmış, çeşitli mercilere yapılan tüm başvurulara rağmen gözaltında olduğu inkar edilmiş, işkence görmüş bedeni Beykoz’da ormanlık alanda bulunduktan sonra kimsesizler mezarlığına gömülmüştü. Emine Ocak, oğlunun cenazesine 17 Mayıs 1995’te Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaştı. Bu gelişme üzerine dönemin İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Akın Birdal İle Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Yavuz Önen’in yaptıkları ortak çağrının ardından yakınlarını kaybedenler 27 Mayıs 1995’ten itibaren Cumartesi günleri Galatasaray Meydanı’nda oturmaya başladılar. Oturma eylemleri ağır baskılar altında 200 hafta yapıldı ve ara verildi. Ergenekon soruşturmaları sürecinde gözaltında kayıpların bulunması ve faillerin yargılanması amacıyla İHD Genel Merkezi’nin aldığı kararla başta İstanbul Galatasaray olmak üzere Diyarbakır, Şanlıurfa, Batman, Mardin, Şırnak/Cizre, Hakkari/Yüksekova, Van, Ankara, İzmir, Adana ve Mersin gibi İHD şubelerinin bulunduğu şehirlerde oturma eylemleri Şubat 2009’da tekrar başlatıldı.

Emine Ocak, oğlu Hasan Ocak’ın cenazesine ulaştı, inanç ve geleneklerine uygun bir biçimde toprağa vererek yasını olabildiğince yaşamaya çalıştı. Kayıp yakınlarının onlarcası bu denli insani/kültürel temel bir haktan dahi yoksunlar. O nedenledir ki Cumartesi Anneleri/İnsanları, zorla kaybedilen yakınlarının akıbetini öğrenmek, faillerin açığa çıkarılmasını, adil bir şekilde yargılanıp cezalandırılmasını yanı sıra usulüne uygun bir şekilde yaslarını tutmak istiyorlar.


İHD ve TİHV kınadı: Kayıplar Sözleşmesi’ni imzalayın

 İçişleri Bakanlığı’nın Cumartesi Anneleri’nin eylemini yasaklaması sonrası gelişen polis saldırısını kınayan İHD ve TİHV, “Utançtan kurtulmanın bir göstergesi olarak siyasal iktidar ‘Kayıplar Sözleşmesi’ni imzalamalı” çağrısı yaptı.

İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Cumartesi Anneleri’nin 700’üncü eylemlerine dönük polis saldırısına dair yazılı açıklama yaptı. Gözaltında zorla kaybetme eylemlerinin siyasal iktidardan sivil topluma tüm Türkiye’nin utancı olduğunun belirtildiği açıklamada, “23 yıldır, gücü ve sağlığı elverdikçe yaz kış demeden, cumartesi günleri adalet ve vicdan talebiyle gözaltında zorla kaybedilenlerin akıbetini sormak üzere Galatasaray’da oturma eylemi yapan 82 yaşında bir anne, bir kayıp yakını, beraberindeki onlarca kişi ile birlikte gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan birçoğu darp edilerek işkence ve kötü muamele yasağına aykırı olacak şekilde yaralandı” denildi.

“Ne oldu şimdi, Galatasaray’da kimyasal gaz, plastik mermi, aşırı ve orantısız güç kullanarak, genç yaşlı demeden onlarca kişiyi gözaltına alıp insanların ‘Gözaltında zorla kaybetme eylemi insanlığa karşı suçtur!’, ‘Kayıplarımızı bulun, failleri cezalandırın!’, ‘Birleşmiş Milletler Kayıplar Sözleşmesi çekincesiz biçimde derhal imzalanmalı ve uygulanmalıdır!’ demelerini engelleyince otoritenizi mi tesis etmiş oldunuz? Ya da hakikatin üzerini mi örtmüş oldunuz?" diye sorulan açıklamada, şunlar belirtildi: "Yıllarca bu barışçıl eyleme kolluk güçleri müdahale etmediği takdirde hiçbir sorunun yaşanmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Hem de üç beş kere değil, 699 kez sınadık bu gerçekliği.

İktidar suç işliyor

 Bir siyasal iktidarın konunun üzerine kararlılıkla gitmemesi, hatta hak arayan kayıp yakınlarının sesini kısmaya çalışması insanlığa karşı suç niteliğindeki zorla kaybetme eyleminin resmi olarak ve mutlak biçimde inkâr edilmesi anlamına gelir ki suçtur… Bu aynı zamanda işkence ve kötü muamele yasağının da ihlali niteliğindedir. Çünkü yakınları, zorla kaybedilen kişinin yaşayıp yaşamadığını, yaşıyorsa nerede, hangi koşullar içinde tutulduğunu, öldürüldüyse cesedinin nerede bulunduğunu öğrenememenin derin acısı içindedir. Uzun yıllar boyunca süreklilik gösteren bu durum ‘kayıp’ yakınları açısından; ‘işkence ve zalimce, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele’ yasağının ihlali anlamına gelir.

 Türkiye sistematik zorla kaybetme eylemleri ile her ne kadar 12 Eylül askeri darbesinden sonra tanışmışsa da bu tür eylemler asıl 90’lı yılların başında yaygınlık ve yoğunluk kazanmıştır. İnsan hakları kuruluşlarının verilerine göre yüzlerce zorla kaybetme eylemi gerçekleşmiştir. Özellikle 90’lı yılların ilk yarısında ülkenin pek çok yerinde, bilhassa da Güneydoğu’da insanlar evlerinden, işyerlerinden, okuldan, sokaktan ya da kahvehaneden günün herhangi bir saatinde, ansızın sivil veya üniformalı güvenlik güçleri ya da onlara yardımcı olan kişiler (itirafçılar) veya gruplar (korucular) tarafından özgürlüklerinden alıkonulmuşlar ve bir süre sonra elleri bağlı, işkence yapılmış halde bir köprünün altında veya bir tarlanın kenarında cesetleri bulunmuştur. Ya da bir daha haber alınamayacak şekilde kaybolmuşlardır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu tür gerçekleşen çok sayıda zorla kaybetme eyleminde devletin sorumluluğu olduğu, kayıp iddialarını etkin, şeffaf ve bağımsız biçimde araştırmadığı, sorumluları açığa çıkarıp cezalandırmadığı, kayıp yakınlarının acılarını dindirecek telafi ve onarım süreçlerini işletmediği için Türkiye’yi mahkûm etmiştir. Bugün de kayıp iddiaları özellikle 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi sonrasında artış göstermektedir.

 Cumartesi Anneleri’ne, kayıp yakınlarına ve insan hakları savunucularına 700’üncü oturma eylemi öncesi yapılan saldırıyı kınıyoruz.

Sözleşme imzalansın

Zorla kaybetme eylemleri siyasal iktidardan sivil topluma kadar topyekun bu toplumun, Türkiye’nin utancıdır. Bu utançtan hiçbirimiz kaçınamayız, kendimizi azade kılamayız. Kayıp yakınlarına dün yapılan müdahale bu utancı daha da derinleştirmiş ve vicdanları yaralamıştır. Bu nedenle dünkü müdahalelere yol açan her düzeydeki tüm yetkililer kayıp yakınlarından derhal özür dilemelidirler. Bunun yanı sıra kayıtlarda yer aldığı gibi bu olayda herkesin tanıklığında gerçekleşen işkence ve diğer kötü muamele düzeyine ulaşan uygulamalar nedeniyle de tüm sorumlular hakkında derhal etkili soruşturma süreçleri başlatılmalıdır. Gözaltına alınanların ise haklarında hiçbir işlem yapılmamalıdır. Utançtan kurtulmanın bir göstergesi olarak siyasal iktidar Birleşmiş Milletlerin kısaca ‘Kayıplar Sözleşmesi’ olarak bilinen ‘Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşmesi’ni hiçbir çekince koymadan derhal imzalamalı ve onaylamalıdır.”


Devletin öfkesi sessiz çığlığa, solmayan karanfile

SAFİYE ALAGAŞ/JINNEWS/İSTANBUL

İnsan kabullendiğinde vazgeçiyor. Yüzlerce kayıp ve onları arayan yüzlerce insan. 700 haftadır onları Galatasaray Meydanı'nda arayan Cumartesi Anneleri. 23 yıldır, 700 haftadır yakınlarının kayıp edilişini, onları kayıp edenlerin hesap vermeyişini kabullenmediler. Kabullenmedikleri için arayışlarından hiç vazgeçmediler. Vazgeçmedikleri için umutları, dirençleri, inançları her geçen gün biraz daha büyüdü.

Cumartesi Anneleri 700 haftadır bıkmadan usanmadan yılmadan her hafta sessizce oturma eylemi gerçekleştiriyor. 700'üncü haftasında yapılacak olan kitlesel eylem İçişleri Bakanlığı tarafından yasaklandı. Polis, meydana gelmek isteyen kitleye, bir yandan gaz bombası atıyor, bir yandan plastik mermi sıkıyor. Bir yandan grubu iterek pasajın içerisine sürüklüyor. Bütün bu kargaşanın içinde bir demet karanfille eyleme gelen Cumartesi Anneleri’nden bir kadın köşede durmuş olanları izliyor.

Bu devlet değişmedi

Her hafta getirilen karanfiller eylemden sonra kayıpların fotoğrafının bulunduğu pankartın üzerine bırakılıyor. Cumartesi Annesi bir demet karanfili kucağına almış sessizce polisin saldırısını izliyor. Karanfiller sıkı sıkıya tutulmuş yüzünde derin bir hüzün, acı keder ve direncin izleri belirmiş. Yaşananları izlerken 23 yıl önceki oturma eylemlerinde yapılan saldırıya adeta gitmiş. O günden bu güne ne değişti diye soruyor kendine. Yüzündeki ifade "Hala biz suçluymuşuz gibi gözaltına alınıyoruz. Bir nesil büyüdü bu meydanda. Niceleri kayıplarını bulamadan göçüp gitti. Çocuklar büyüdü, mücadele mirasını devraldılar. Bu devlette hala bir şey değişmedi. Hala coplanıyoruz, gözaltına alınıyoruz. Bu zulüm, bu acı ne zaman son bulacak. Ne zaman adalet sağlanacak."

Gözlerindeki bu sözleri okurken, bir anda derin bir iç çekip karanfillerle birlikte Cumartesi Anneleri'nin beklediği pasajın içine gidiyor.

Gözaltına alınmalar, gaz bombası ve saldırı boyunca Ahmet Kaya'nın 'Beni Bul Anne' parçası İstiklal'de son ses çalındı. Annelerin çocuklarını bulma çığlığı yıllardır dinmeyen sessiz çığlık. Şarkı İstiklal'de yankılanırken tam da bu sırada polis iki gencin kollarına girmiş gözaltına alıyor. Bu görüntüyü izlerken bir şarkı 23 yıl sonra güncel karşılığını aynı şekilde bulabilir mi? Hala iki yanımızda iki polis gözaltına alınıyoruz. Hala anneler çocuklarını ararken gözaltına alınıyor. Ne değişti? Değişmediyse nasıl değişecek? soruları kafamda beliriyor.

Bu arayış hiç bitmeyecek

Cumartesi Anneleri kaç yüz hafta daha çocuklarını arayacak? Kaç yüz hafta sessiz çığlığını göğe haykıracak? Daha kaç yüz hafta sessizce adalet isteyecek? Bu meydan bir adalet arayışı ve bu arayış hiç bitmeyecek. Evet gözaltında kayıplar bir devlet politikası olarak hala devam ediyor. Devlet politikası; çünkü insanlar kayıplarını ararken hala gözaltına alınıyor, gaz yiyor, şiddete maruz kalıyor. Devlet politikası; çünkü hala sessizce yapılan eylem yasaklanıyor. Devlet politikası; çünkü hala yalnızlaştırılmaya çalışılan bir eylem.

 Devletin bütün yalnızlaştırma politikasına, Türk medyasının  eylemi görmek istememesine rağmen Cumartesi Anneleri yalnızlaştırılamadı. Bu 700 hafta ve bu gün binlerce kişi Cumartesi Anneleri'nin sessiz çığlığına ses olabilmek için Galatasaray Meydanı'na geldi. Devletin bu günkü öfkesi, bu günkü şiddeti bütün çabalarına rağmen hala Cumartesi Anneleri'ne sahip çıkılmasıdır.

23 yıldır başaramadılar

23 yıldır bu sessiz çığlıktan korkuyorlar, bu sessiz çığlığın sesini kısmaya çalışıyorlar. 23 yıldır adaletsizliğe alıştırmaya, umudu kırmaya, bekleyişten vazgeçirmeye, karanfili soldurmaya çalıştılar. 23 yıldır başaramadılar. Tam da bu yüzden bugün, bütün basının, kamuoyunun gözü önünde, kadınlara, yaşlılara şiddet uygulandı. Devletin bu öfkesi sessiz çığlığa ve solmayan karanfile. O karanfil dünden bu güne hiç solmadığı gibi yarında solmayacak. Adalet sağlanana kadar, kayıpların hesabı sorulana dek, Cumartesi Anneleri sessiz çığlığını atmaya devam edecek. Galatasaray Meydanı direnişle adaletin nasıl geldiğine tanıklık edecek.


Anneleri durduramazsınız

Cumartesi Anneleri’nin 700’üncü eylemine polis saldırısına tepki gösteren sanatçılar, “Annelerin mücadelesini şiddetle durduramazsınız. Mücadele bitmeyecek” dedi.

Türkali: Kınamak yetmez

Oyuncu Deniz Türkali, saldırıyı çok alçakça bulduğunu ve kınamanın yetmediğini belirterek, şunları söyledi: "Öfke duyuyorum. Böyle bir hayatı yaşattırılan insanlar, böyle bir ortamda yetiştirilen çocuklar için üzülüyorum. Cumartesi Anneleri’ne uygulanan, bir devlet politikasıdır. Her şeye rağmen Cumartesi Anneleri’nin 700 haftadır sürdürdüğü bu mücadele devam edecek. Bunu kimse durduramaz. Hele şiddetle asla durduramayacaklar. Olması gereken zaten var faillerin cezalandırılması, kayıpların bulunmasıdır.” dedi.

Üzümcü: İyilik kazanacak

Şair Edip Cansever’in “Mendilimde Kan Sesleri” şiirindeki, “Gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir ne kadar benziyoruz Türkiye’ye Ahmet abi” sözlerini hatırlatan oyuncu Levent Üzümcü, “Ben de bunu sormak istiyorum dün Galatasaray Meydanı’nda şiddet uygulayanlara. Ne kadar benziyorsunuz Türkiye’ye?” dedi. Kayıplar mücadelesinin hiçbir zaman bitmeyeceğini ifade eden Üzümcü, şöyle devam etti: "İyiliğin, doğruluğun, dürüstlüğün mücadelesi bitmez. Bugünlere kadar bu insanları mücadele getirdi. Bu iyi insanların az olması; ama sayılarının var olması getirdi bugüne kadar. Savaşları bitiren de kötülüğe karşı dik duranlar hep iyi insanlar oldu. İyi insanlar olmasaydı eğer toplumun içinde toplumlar daha iyiye daha güzele gidemezdi. Toplumlarda her zaman için aklı, fikri, vicdanı hür olmayan, çok kolaylıkla bükülebilecek, bir başkasını kendine çok kolaylıkla düşman edinebilecek çok sayıda insan var. Ama bu insanların var olması kötülüğün kazanacağı anlamına gelmez. Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi devam edecek.”

Demir: Korkularıyla gömülecekler

İktidarın, bütün güçleri elinde bulundurmanın vermiş olduğu rahatlıkla kendisinden olmayanı yok etmeye çalıştığına dikkat çeken oyuncu Hamit Demir de şöyle konuştu: “Cumartesi Anneleri’ne de tahammül edemiyorlar. Çünkü, onların vicdanının ne olduğunu en güzel Cumartesi Anneleri gösteriyor. Dimdik onurla 700 haftadır onların suratına sessizce bunu söylüyorlar. Cumartesi Anneleri’ne baktıklarında kendi yaptıklarını görüyorlar. Ve buna tahammülleri yok. Bunun yok olması için uğraşıyorlar. Onlar hiç değişmedi; ama ben de değişmeyeceğim. Tarih kimin doğru olduğunu gösterecek. Çünkü vicdansızlıklarıyla yaptıklarıyla o korkularıyla gömülecekler.” ifadelerini kullandı.

Ertem: Elbette vazgeçmeyecekler

Cumartesi Anneleri’nin 700’üncü haftası için Ahmet Kaya'nın 23 yıl önce Cumartesi Anneleri için besteleyip seslendirdiği "Beni Bul Anne" şarkısını kayıp yakınları ile birlikte yorumlayan sanatçı Ceylan Ertem de “Çok üzücü bir durum. Umarım iyi insanlar hak ettiklerini yaşarlar bu ülkede. Çocuklarını kaybetmiş insanlar yedikleri biber gazından dolayı mücadelelerinden elbette vazgeçmeyecek” şeklinde konuştu.