Dünya, tarih, mücadele, direniş gibi kavramlar cümle içlerinde küçük harflerle başlasalar da hep büyük şeylerin gücüyle ayakta dururlar aslında.
Kürdistan’ın en küçük parçası olarak bilinen Rojava’da da büyük harflerle yazılacak deneyimlere imza atılıyor. Toplumun kendine ve dolatısıyla yabancılaştırıldığı değerlerine, yeniden öz vermenin ve biçim sunmanın hanesine ardı ardına artılar ekleniyor. Son 5 yıldır aralıksız cephe savaşının sürdüğü bu topraklarda verilen savaşa dek durması için hummalı bir toplumsal inşa süreci yürütülüyor.
Tunuslu sosyolog İbn-i Haldun'un yüzyıllarca önce söylediği ‘Coğrafya kaderdir’ sözleri geliyor aklıma. Coğrafya birliği etmiş halklarının üzerinde oynanan oyunlar, yapılan planlardan hangisi ne kadar tutar, ne kadar gücü yeter ki diyorum kendi kendime, Rojava’ya tanıklık etmemin ardından.
Kürtçe’de “hafıza” anlamına gelen ‘mejî’ kelimesinin “tarih” kavramı ile eşdeğer olduğu bilinir. Rojava’da tarihin yıllardır aktara geldiği hafıza, devrimsel yenilenmelerle karşı karşıya.
Önceleri kimlikleri ellerinden alınarak “vatansız” sayılan Kürtler, 1963 yılında Baas Partisi’nin iktidara gelmesinin ardından “Arap Kemeri” adı verilen uygulama ile karşı karşıya kaldılar. Bakurê Kürdistan ile olan sınır boyunda yaşayan Kürtler, sınırdan 50 kilometre uzaklaştırılıp yerlerine Araplar yerleştirildi. 150 bini aşkın Kürt vatandaş bile sayılmazken, 300 bini ise göçe zorlandı. Kontrol altına alınmak ve ciddi bir asimilasyona tabi tutulmak istenen Kürt gerçeği, yıllar sonra verdiği özgürlük direnişinde aralarına kocaman kemerlerin örülmeye çalıştığı Araplarla birlikte Türk-İslam sentezinin faşist yanılsaması olan politikalara karşı birlikte atağa geçiyor.
Ulus devlet zihniyetinin bir getirisi, daha doğrusu götürüsü olan suni düşmanlıklarla halkların ortak iletişim ağları kesilirken, aynı coğrafyada tazelenen ortak ‘mejî’ ile halklar tarihini yeniden yazıyor.
Toprak, ortak coğrafya bizi biz yapıyor yine. Demografik değişimlerle sonuç almak için uzanan iktidarı kuşanmış eller, öze dokunamıyor. Biçimsel olarak şu veya bu güç tarafından inceden inceye dokunan örgü, her yana yerleştirilen panaptikonların özde olan biteni görmeye gücü yetmiyor Rojava’da.
Arap Kemeri, Rojava topraklarında halklar nezdinde çoktan su almaya başladı. Önceleri Rojava ve Suriye’de açığa çıkan soysuzlar çetesine karşı verilen mücadele ile birlikte bir direniş halayına tutuşuldu. 12 Ekim 2015 tarihinde içerisinde çok sayıda devrimci Arap ve Kürt taburunun yer aldığı QSD ve ardı sıra siyasi çatı olarak 9 Aralık’ta ilan edilen meclis ile birlikte Suriye halklarının birlikte demokratikleşmesinin önünde kapılar ardı ardına açılmaya başladı.
Üçüncü paylaşım savaşı planlarının yapıldığı Rojava ve Kuzey Suriye’de, özellikle Kürt ve Arap halkları arasında bir birleşim savaşı, mücadelesi veriliyor şimdilerde.
Cephede birlikte savaş yürüten Kürt ve Arap gençleri birbirlerine omuz verirken kızlarını ve oğullarını YPG/YPJ savaşçılarına teslim eden Arap ailelerinin sayısı her geçen gün artıyor. Toplumların ortak tarihi açısından bir dönüm noktası olan demokratik federalizm inşa sürecinde de çalışmaları göğüsleyen halkların başında yine Kürtler ve Araplar geliyor.
2012 yılında Kürtlerin öncülüğünde açığa çıkan 3. çizgiye paralel olarak süregelen demokratik federalizm projesinde planlanan her adım bölge halklarının onayına sunuluyor. Bölgenin gelişimine katkı sunacak her fikir, öneri olarak sunulması ardından hayat buluyor. Arap Kemeri ile susması hükmedilen Kürtler, demokratik federalizm projesine öncülük ederek Arap halkı ile birlikte konuşmak istiyor.
Yaşanması muhtemel bir etnik savaşı engellemek için öncelikle halklar hakkında doğru bilgi sahibi olmak gerekir. Demografik ve fiziki değişimlerle tarihin talan edileceğini sanan güçler sahnede epeydir. Oysa ‘coğrafya kaderdir’ Rojava’da, tarihin, hafızanın inkar edemeyeceği yığınla hakikat var bu topraklarda. Resmi olarak ilanı yeni yapılan demokratik federalizm de facto olarak epeydir uygulanıyor. Halen bu coğrafyada kader birliği yapan Kürtler ve Arapların yıkamadıkları öz kemerlerine alternatifler devreye koymanın derdinde birileri. Arap devletlerinin Kürtlere yönelik Bu kez de “Türk Kemeri” olarak tanımlanabilecek saldırı ve işgal planları ile sonuç alınmaya çalışılıyor.
Binxet (Bakurê Kürdistan) ve serxet (Rojava) arasında devreye konulan yeni dönem Türk kemeri de yıkılmaya mahkum. Zira Reqa operasyonunun başlaması ardından akın akın Demokratik Suriye Meclisi saflarına gelen Arap gençleri, şimdiden aday bu kemeri yıkmaya. Tamamı Arap gençlerinden oluşan Senadid güçleri, “Türk kemeri” coğrafyanın kader birliğini mücadele birliğine çeviren halk ve direniş gerçeğine çarpıyor, çarpacaktır da.
Geçtiğimiz günlerde 5 Kasım’da startı verilen “Fırat’ın Gazabı” hamlesine ilişkin açıklama yapan El-Senadid Güçleri çatısı altında toplanan 2 bin Arap savaşçı, hamleye dahil olmak istediklerini ilan etti. “Türk kemeri” söylemleri iddia edildiği gibi olsaydı, bunca insan iradesi dışında böylesi yoğun bir savaşa nasıl katılabilir ki? Demokratik Suriye Güçleri’nde geleceğini görmeyen, bunca insan nasıl dahil olur ki savaşa ve inşaya?