İngiltere Gündemi


Geçtiğimiz Perşembe günü Britanya’da yapılan Avrupa Birliği (AB) referandumunda, AB’den çıkılsın oyları çoğunluk çıktı. Dünya şokta. Ülke bölündü. Ha deyince çıkmayacak elbette. En az iki senelik bir süreç gerek ancak Britanya’yı uzun yıllar belirsiz bir gelecek bekliyor. 

Referandum sonucunun arasında çok fark yok gerçi. Kalmayı isteyenler yüzde 48.1 oranındayken, çıkmak isteyenlerin oyu yüzde 51.9 dolaylarında. Son haftalarda yapılan anketler tam tersi bir sonuca işaret ediyordu. 

Britanya’nın her ülkesi farklı bir oranda oy kullanmış. Örneğin AB’de kalmayı en çok İskoçya isterken, en çok çıkmak isteyen ülke ise İngiltere, özellikle Kuzey Doğu İngiltere. AB’de kalmayı en çok isteyen kent ise Londra. AB’den kalınsın oyları yüzde 70 dolaylarında. 

Londra dışında diğer kentlerdeki oy farkı o kadar az ki. Bu kadar az farkın olduğu bir referandumun sonucu da bir hayli tartışmalı olur haliyle. Ülke kaos içinde. Sterlin yüzde 4 dolaylarında değer kaybetti. Başbakan istifa edeceğini açıkladı. İngiliz işverenleri ev fiyatlarının düşüp, kıyafet ve yiyecek fiyatlarının ise artacağını bildirdi. Referandum sonucunu kabul etmeyin ikinci bir referandum isteyenlerin başlattığı kampanyaya destek çığ gibi artıyor. İmza ataların sayısı 2.5 milyonu buldu bile. AB’de en çok kalmayı isteyen başkent Londra’nın Britanya’dan bağımsız bir kent olmasını isteyenler bile var. Bir AB oylamanın da İngiltere Meclisi'ne sunulması gerektiğini savunanlar da gittikçe artıyor. 

Gerçek şu ki İngilizler seçim ya da referandumlarda oy kullanmaları bakımından çok vasatlar. 46 milyonluk seçmenin 33 milyonu oy kullanmış. 17 milyonu çıkılsın derken, 16 milyonu kalınsın demiş. Aradaki fark bir milyon. Bu demek oluyor ki 65 milyonluk ülkenin kaderini bir milyon kişi karar vermiş. Demokrasinin bir handikaplarından biri de bu işte. 

İskoçya gibi Kuzey İrlanda’da AB’den çıkılması durumunda bağımsızlık için referandum çağrılarının güçleneceğini ifade etmişti. Şu ana dek bağımsızlığa arka çıkmayan İşçi Partisi’nin İskoçya’daki kanadı, İskoçya’nın bağımsızlığını destekleyebileceklerini açıkladı. 

İskoç Ulusal Parti lideri Nicola Sturgeon ise AB üyeleri ile İskoçya’nın AB’de yani ortak pazarda kalması yönünde görüşmelere başladı bile. İki hafta içinde AB diplomatlarını Edinburgh’a davet etmeyi planlıyor. Bağlı olduğu ülke değil de İskoçya gibi özerk bölgenin bir AB üyesi olarak kabul edilip edilmeyeceği ise bir muamma. Böyle bir örnek yok. Sadece Danimarka’ya bağlı özerk bölge olan Grönland adası vardı ki o da 1984 yılında olaylı bir şekilde AB’den ayrılmıştı. Ayrılması da ise seneyi bulmuştu. 

 Öte yandan İskoç Ulusal Partisi’nin İskoçya’nın bağımsızlığı için ikinci referandumun iki yıl içerisinde gerçekleşmesi için baskı yapacağı ifade ediliyor. 

İskoçya’nın Britanya’dan ayrılıp AB’ye bağımsız bir üye olmak istemesinden daha doğal ne olabilir ki. Londra bile ayrılmak isterken, İskoçya neden istemesin.