İbrahim Ag Alhabib, bir gün gitar ile tanıştı. Sonra elinden hiç bırakmadı. Aslında geleneğe göre bu Berberi kabilesine ait olmayan enstrümanları çalmak uygunsuzluk olarak görülürdü, ancak İbrahim Ag Alhabib içindeki müzik tutkusundan dolayı buna pek kulak asmadı ve müziğine harmanlamak üzere gitara dört elle sarıldı. 

Bu dönemde bir şekilde Sahra çölüne ulaşan Bob Marley, Jimi Hendrix, James Brown ve John Lee Hooker gibi sanatçıların kasetlerini dinleyen İbrahim, kendisi gibi düşünen Japonais, Hassan, Inteyeden, Khedou adlı genç yerel sanatçılar ile bir topluluk oluşturdu. Ağırlıkla gitar çalan sanatçıları dinleyen bu topluluk, aynı zamanda Fas ve Cezayir’den gelen Magreb ezgilerini dinlemeye başladı. 

Berberi ezgileri ile birlikte tüm bu dinledikleri melodileri müzik havanında dövmeye başlayan ekip, bir anda bölgelerinde hiç duyulmayan ezgiler üretmeye başladı. Yükselmekte olan bu farklı sesi algılayabilen kulaklar ise gruba yakınlaşmaya başladı.


Şarkılarda açlık, kuraklık ve göç 

Devrimci bir yapıya sahip olan grubun ilk besteleri asimilasyon ve sömürgecilerin baskısı altında Berberilerin açlık, kuraklık ve göç sorunlarına değinen filozofik şairane şarkılardı. O anı, acıyı ve sorunları yansıtan bu müzik her ne kadar bir kültürel muhafazakarlık olarak gösterilmeye çalışılsa da halkın yüreğine dokundu, özellikle de ezilenlerin…

Bu dönemlerde Mali hükümetine karşı Tuareg ayaklanmasına katılan grup, Libya’daki askeri kampa katıldı. Burada hem askeri eğitim alıp hem de müziklerini icra eden ekip, bünyesine aynı yolda ilerleyen Abdallah adlı bir gitaristi dahil etti. Böylece 1985 yılında Sahra Çölü’nün bir köşesinde yer alan bir askeri kampta Tinariwen resmen kuruldu. Berberi dilinde çölün çoğul halini ifade eden Tinariwen kelimesi, grubun geniş müzikal ovasını yansıtan en doğru kelime olarak  ekibin adı oldu.

 

Büyüleci çöl melodileri

Abdallah’ın gruba katılması, grubu, kendi çapında bir efsane mertebesine ulaşan Mali’li Blues ilahı Ali Farka Touré’nin müziği ile tanıştırdı. Büyüleyici çöl blues melodilerini duyan ekip hemen bu tınıları kendi müzikleri ile birleştirme kararı aldı ve böylece asıl ses sentezi ortaya çıktı.

Bir süre sonra Sahra Çölü’nde yaşayan her genç Tuareg’in dinlediği bir grup haline gelen Tinariwen, böylece geleneksel ve modern kültürleri birleştiren bir köprü inşa etti. Beş yıl boyunca Tuareg kültürünün özünde olan göçebe yaşantısına benzer bir şekilde, grup şehirden şehre gidip müziklerini dinletti. 


Çölün gerillaları

1990’da Tuareg ayaklanmasının resmen başlaması üzerine, grup çalışmalarına ara verip özgürlükleri için silahlara kuşandı. Bir omzunda silahı diğer omzunda gitarı ile dağlarda savaştı. Bu dönemde grubun tüm müzikleri yasaklandı. Evlerinde, arabalarında kasetleri olanlara 3 yıl hasipten başlayan cezalar verildi. Birkaç yıl sonra, Kuzey Mali’ye demokratik bir yönetim gelince, Tuareg’lerin kaldıkları yerden müziğe devam ettiler.

1999 yılından Mali’yi ziyaret eden, Fransa’dan çıkan en sofistiğe dünya müziği grubu Lo’jo bir şekilde Tinariwen ile tanışma fırsatına sahip oldu ve böylece uzun yıllar sürecek olan dostluk tohumları atıldı. Öncelikle Lo’jo bu kendi yağında kavrulmuş, el değmemiş grubu Fransa’da bir festivale davet etti. Bu fırsatı kaçırmayan Tinariwen bir anda kendisini ilk defa yabancı bir topluluk önünde konser verirken buldu. Seyirciden alınan tepkiler inanılmazdı. Batılı yapımcılar hemen bir albüm yapma önerisinde bulundu, böyle bir teklif karşısında heyecanlarını gizleyemeyen Tuaregler hemen evet dediler.

Böylece Mali’nin Kidal şehrinde yer alan Tisdas radyo istasyonuna taşınan donanımlar sayesinde bir seyyar stüdyo kuruldu ve Tinariwen’in ilk albümü “The Radio Tisdas Sessions” kaydedildi. Folklorik tutku, büyüleyici gitar ezgileri ve geniş bir ambiyansa sahip olan on parçadan oluşan albüm 2000 yılında Wayward Records tarafından piyasaya sürüldü daha sonra aynı albüm geniş kitlelere ulaştırılmak üzere World Village etiketi ile 2002’de tekrar basıldı. 


İsyancı ruh

Çok farklı bir yapıya sahip olan Tinariwen’ın en büyük özelliği gel-git bir yapıya sahip olması. Örneğin grubun ilk başlarda kadın vokallerden oluşan bir arka korosu vardı, sonra bu kadınlar bir anda yok oldu ve yerine bir baterist geldi, daha sonra grup 6 kişilik bir ekip olarak sahnelere çıktı. Adeta her konserlerine grup farklı bir oluşum içinde çıktı ancak icra edilen müzik her zaman aynı lezzette oldu. Bu gel-gitin en büyük nedenlerinden birisi ise grubun isyancı Tuareg ruhuna sahip olması. Sürekli seyir halinde ve göçebe yaşantısına alışkın olan grup üyeleri, dönemsel olarak kendi yolculuklarına çıktı. Bu tür kayıtlardaki en önemli kurallardan birisi ise parçanın bestecisinin her zaman lider gitar çalması. 

2001 yılında Lo’jo öncülüğünde organize edilen “Festival In The Desert” (Çöldeki Festival) sayesinde artık Tinariwen dünyanın dört bir köşesine çöl onurunu taşıyan mesajlarını ve ham işlenmemiş tınılarını ulaştırabilir oldu. Avrupa’da sürekli ufak-tefek festivallere davet edilen ekip böylece zamanla büyüyen sadık bir hayran kitlesine ulaştı. 

Üç yıl sonra grup “Gezgin” anlamına gelen ikinci albümleri “Amassakoul”u Bamako’da kaydetti. Bu albüme daha geniş bir müzik skalası ekleyen grup, uzman oldukları gitar çöl melodilerine, farklı vokal teknikleri ve enstrümanlar ekleyerek daha orijinal ve organik bir ses sentezine ulaştı. 

Dünya müzik platformunda resmen bir fenomen statüsüne ulaşan Tinariwen yoğun konserler zincirinden sonra 2006 başlarında, kadrosunu beş erkek ve bir kadından oluşacak şekilde sabitleyen ekip daha bilinçli ve programlı olarak stüdyoya girdi. Yine Justin Adams yönetiminde kaydedilen albüm, Şubat 2007’de “Aman Iman: Water Is Life (Su Hayattır)” adı altında piyasaya sürüldü. 


Ben çölde yaşadım

Albüm ilk dinleyişte hemen farklılığını hissettiriyor. Albümde epik bir ağırlık ve bütünlük var, müziklerin Sahra Çölü’nün genişliğini yansıtmasının yanısıra, kati ve keskin ritimler dinleyeni bu coğrafyaya odaklıyor. Bu albümde belirgin bir şekilde ortaya çıkan kadın vokaller ise müziği kucaklayan bir bütünlük yaratmış. Yavaş, iç yakan ‘Ahimana’ (Oh Benim Ruhum), Tuaregler’in sürgünü ele alan ‘Cler Achel’ (Günü Harcadım), 1995’te uçak kazasında hayata gözlerini yuman Tuaregler’in özgürlüğü için savaşan Nijeryalı Mano Dayak’a adanan ‘Mano Dayak’ ve çölün güzelliğini, gizemini müziksel olarak yansıtan ‘Izarharh Tenere’ (Ben Çölde Yaşadım) ilk dikkat çeken parçalar arasında. Albümdeki diğer bir güzellik ise, dünyadaki en eski alfabelerden biri olan ve halen kullanılan Tifinar dilinin kullanılması. Dijital dünyaya taşınması için uğraşılan bu dil albümün görselliğine gizemli bir hava getiriyor.

Sahra Çölü’nde grup temasını yaratan en mücbir geçmişe sahip olan Tinariwen, müziğini kuşanmış sağlam adımlarla kendi güzergahında ilerliyor. Samimiyeti, içtenliği, ticari kaygısızlığı, teknolojiden ırak yapısı ile dünya müziğinde ayrıcalıklı bir dünyaya sahip. 


Kürtlerin dağları Berberilerin çölü

Berberiler, geçtiğimiz 50 yıl içerisinde bağlı oldukları yönetime karşı otonomi ve bağımsızlık talebiyle yedi kez ayaklandılar. Berberilerin çok az dostu var. Kürtler onların dostu. Son yıllarda Kürtler ve Berberiler Avrupa’daki ortak toplantılar, etkinlikler yaptılar. Dostlukları da her geçen gün gelişiyor.

Çöl, onları hem zenginleştiriyor hem de fakirleştiriyor. Çöl, onların anneleri ve ocakları ama aynı zamanda yok edicileri ve mezarları. Kürtlerin dağları gibi... 


Ve Ibrahim’in sözleri


*  Çöl bizim için köklerimiz demek. Sahra’da yaşayan ve yolculuk eden insanlar bizleriz. Çöl vatanımızdır.


*  Ben anaç toprağın oğluyum, ben ebedi acının çocuğuyum. Ben çölün efendisi değilim, çıplak ufukların kölesiyim


*  Çöldeki yalnızlığın dehşeti, gece gökteki yıldızlar kadar ürkütücü. Tüm bunlar sana gerçeği hatırlatıyor: Evrende yapayalnızsın ve sevdiğin herkes ölecek.


*  Benim de içinde bulunduğum Berberi nesil, bir kimsesizler neslidir.


* Ordu babamı buradan aldığında henüz gençtim. Onu aldılar ve öldürdüler. Sonra hayvanlarımızı öldürdüler. 


KÜLTÜR SERVİSİ