
Bugün, elimde olmayan nedenle gecikerek, masaya otururdum. O nedenle, yerim boş kalmasın düşüncesiyle kısa yazacağım.
Hemen söze girmek gerekiyorsa eğer, timarhanedenden çok, domuz ahırı çirkefini andıran faşist rejimde, uzayıp giden uğursuz günler silsilesinden bir gündü, bugün de...
Esir Kürt lider Selahattin Demirtaş, toplam 31 dava için, üç gün sürecek bir yargılanma maratonu nedeniyle, Türk tipi yargı önündeydi.
Kürt kini, beyninin orta yerine kanlı, irinli ur gibi yerleşip orada kurtlanmış, kurtçukları bıcıl bıcıl bıcıldayan hasta gibi sayıklıyor, Suriye Kürtlerini altına almak için, Amerika’ya karşı savaş naraları atıyordu.
Çünkü Amerika, onun destek çıktığı Müslüman Kardeşlerin kanlı eli IŞİD’e karşı savaşan Kürtlere yardım ediyordu.
Erdoğan, IŞİD’e yardım babından, yeni Kürt fermanını açıklıyordu:
"Fırat’ın doğusundaki harekatımızı bir kaç güne kadar başlatacağız!"
Bu yeni bir savaş demekti. Ölüm ve yıkımın sesi.
Kafasının orta yerinde, kurtlanmış kanlı ur onun tek sorunu. O ur Kürt kinidir. Kurtçuklar bıcıldadıkça, kini ayaklanıyor, o da kan dökme güdüsüyle, dişlerine taze kana değmiş Kurtun coşmuş güdüsüyle öne fırlıyordu.
Bugüne kadar, hep kolay savaşlara girmiş, beleş işgallere konmuştu, o. Bu nedenle savaşı havai fişeklerinin dansı olarak biliyordu. Işınlar gökte oynaştıkça Kürtler ölecek, yurtları yanıp yıkılacaktı. Bu ölüm, yıkım ve yangınlar, asıl patronu "meşkük" ve meçhul tutulan ölüm tacirleri için gün doğumu olacaktı. Çünkü atılan her fişek, ölüm tüccarlarının kasalarına dolar yağmuru olarak yağacaktı.
Küçük damadı, bu kazancın dolar milyarderiydi. Kendisine aşık eski solcu, zırhlı savaş araçları, Albayrak da "melbusat" sefer giysileri satıyordu. Başka yiyecekleri yiyecek, su, konserve tedarik ederek vurgun yollarında koşuyorlardı.
Yani ölüm cehennemi, aile ile çevresi için kazanç cennetiydi. O nedenle, şimdi savaş zamanı.
Ama, her savaş hayal edildiği gibi mi gelişiyordu? Hele hele işin içinde Amerika varsa?
Bilinmez ama, Amerika için çıkarı kutsaldı. Bu uğurda, bölgedeki ajanı Noriega çetesini, İran’ın üstüne sürdüğü Saddam Hüseyin’i de savaş oyunlarıyla yok etmiş, kadim dost İran Şahını harcamış bir ülkedir, Amerika. Çıkarına dokunur korkusuyla, 1960’larda Küba’nın görünümlü dünya savaşını göze alacak kadar, öfkeli...
Kürtlerin, "wexta ecelê bizinê hat, nane şivan duxe" diye bir sözü vardır.
Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, Amerika’nın elindeki ekmeğini yemeğe kalkışıyordu. Sonra islamo faşist kurnazlıkla "hedefimiz Amerikan askerleri değil, terör örgütü (Kürtler) mensuplarıdır" diye ekliyordu, onları seyirci olmaya davet ediyordu.
Oysa Amerika savaş üsleri ve askerleriyle oradaydı. O üsler, toprağa ekili süs çiçekleri değildi.
Bunu böyle bilelim ve bir başka konuya, Kürt Selahaddin davasına geçelim:
Öncelikle, çıkacak karar kendini yargıç yerine koyan, o yargılayan heyete ait değildir, olmaz, bütün örneklerde görüldüğü üzere olamaz da. Karar, daha Selahaddin’in kapısına dayanmadan verilmiş, ceza kesilmişti:
Diktatör yaşadıkça zindanda tutulması...
Selahaddin, herkes gibi bu gerçeği biliyor. O nedenle, dün geleceğin tarihine konuşuyordu. Gelecekte, bunlara "suçlular ayağa kalkın!" diyeceklere yardımcı olmak üzere, iddianame sunuyordu. Hırsızı suçsuz, onu yakalayanları suçlu ilan, katilleri aklayıp mağdurları cezalandıran suçlular oligarşisi rejimi mahkum ediyordu.