SARA AKTAŞ
”Felaketlerin başlangıcında ve bunlar son bulduğunda hep biraz söz sanatı yapılır. Birinci durumda, alışkanlıklar henüz kaybolmamıştır, ikinci durumdaysa geri gelmiştir. Asıl felaket sırasında gerçeğe alışılır, yani sessizliğe.” Böyle diyor Albert Camus çoğumuzun yakından bildiği Veba isimli kitabında. Eminim okuyan herkes içinden geçtiğimiz günlerin bu romanda anlatılanlarla ne kadar benzer olduğunu farketmiştir.
Kitapta mekan olarak Cezayir’in, Oran kenti seçilmiştir. Bu kentte yaşayanlar bir sabah uyandıklarında kapılarının önündeki ölü farelerle karşılaşır. Fakat bunu umursamaz ve hatta nedenini bile sorgulamazlar. Dahası kentin yönetimindekiler, yani halkın sağlığından sorumlu olanlar herhangi bir önlem almazlar. Oysa farelerin ölümüne yol açan felaket veba hastalığıdır ve kısa sürede farelerden insanlara geçmeye başlar. Başlardaki umursamazlık hali ölümlere rağmen devam eder, taki hastalık salgın halini alarak tüm kenti sarıncaya dek. Kent karantina altına alınır, buna rağmen hala körelmiş gözler, taşlaşmış vicdanların kılı kıpırdamaz. Üstelik hastalığın zirve yaptığı bir dönemde, Paneloux adlı Katolik bir rahip, kasabadaki vebanın, aslında tanrının iman etmeyenlere cezası olarak yollandığını, hastalığın sadece kötü ruhları cezalandıracağını öne süren vaazlar verir. Diğer taraftan romanın Dr. Rieux isimli kahramanı, etrafında vebadan dolayı acı çeken kişilerin acılarını azaltmak için bıkıp usanmadan mücadele eder, insanlarla dayanışır. Ona göre, her ne kadar saçma görünse de veba ile savaşmanın tek yolu dayanışmak ve ahlaklı olmaktır. Hastalardan biri, “Ahlaklı olmak nedir peki?” diye sorar, Rieux ise “Benim yaptığım işi yapmak” diye cevap verir. Aynı dönemde arınmış olduğu için, vebanın kendisine hiçbir şey yapamayacağını söyleyen Rahip Panaleux, vebaya yakalanır ve acılar içinde ölür. Daha ilk günden tehlikeyi ve felaketi gören Dr.Rieux ise beraberindeki üç beş arkadaşıyla birlikte mücadeleye devam eder ve nihayetinde veba kenti terkeder.
Hiç kuşkusuz Camus Veba romanında; insanın ve insanlığın içindeki kötülük içgüdüsünün bütün zamanlarda ve hemen her toplumda bulunduğunu, olup bitenlerin, başlarına gelenlerin nedenlerini sorgulamayan, gerçekleri görmeyen, görmek istemeyen toplumların başlarına her türlü felaketin gelebileceğini unutmamamız gerektiğini bize çarpıcı bir biçimde anlatıyor. Bana göre Camus’un romanında veba metaforu ile anlatmak istenen en çarpıcı diğer bir mesaj ise; insan olarak kalplerde kazınmış duyarsızlık ve bencillik, gözlerdeki körleşmenin yarattığı duyarsızlaşmanın ve kötülüğün en tehlikeli hastalık olduğudur. Ve daha önemlisi bu kötülük ne kadar derinde olsa bununla mücadele etmenin de mümkün olduğu, dayanışarak bunun üstesinden gelebileceğimizdir.
Maalesef Camus’un romanındaki Veba metaforu şimdi gerçek hayatlarımızın içinde. Bir farkla, sadece bir kentle sınırlı değil dünyanın her yerinde. Geldiğimiz aşamada umursamazlığın vardığı sonuç; faşizmin adım adım özgürlüğümüzü elimizden alıp, nefes borularımızı kestiği siyasi ortam, vahşi kapitalizmin hayatımızın her alanına dayattığı sömürü düzeni, sömürü düzeninin yarattığı küresel vicdan körleşmesi, bencilleşen insanlar ve yitirilen değerlerdir. Artık totaliter nefret ve öfkenin, insan değerlerini hiçe sayan barbarlık geleneği ta içimizde! Cezaevlerinde insanlık onurunu korumaya ant içmiş tutsaklar da aramızda! Ardında milyonlarca suçlu bırakarak, özgürce şarkısını söylemek için bedenini dirhem dirhem eriten Helin Bölek’in ruhu da, yoldaşı İbrahim Gökçek’in hala eriyen bedeni de aramızda!
Üstelik hayatın anlamının mücadele etmek olduğunu bize hatırlatan, her defasında taşı tepeye çıkarmakta başarısız olan ama yeniden ve yeniden taşı tepeye çıkarmaya çalışan insanın bitmeyen mücadelesi “Sisyphus Efsanesi”de aramızda!
Yani Covid-19’lu karantina günlerinde hayatlarımızda bolca Rahip Paneloux’lara da rastlıyoruz, Doktor Rieux’lara da! Herşeye rağmen elbette içimizdeki Covid-19 ile mücadele etmek mümkündür, bu mücadelede herkesin birer Dr.Rieux olması da mümkündür! Ve elbetteki bu günlerde geçecek, önemli olan dayanışmaya ve içimizdeki Sisyphus efsanesine inanmak!