
Cezaevlerinde kritik aşamaya gelen açlık grevleri için bayram öncesi Vedat Türkali, Murathan Mungan, Orhan Alkaya, Nur Sürer, Redd, BGST Kardeş Türküler, Aytac Arman, Altan Erkekli, Kazım Öz, Hüseyin Karabey, Ayfer Düzdaş, Ferhat Tunç, Yusuf Çetin, Füsun Demirel, Semir Aslanyürek, Kenan Bal, Funda Şirinkal, Şebnem Sönmez, Erdal Ceviz, Senar Turgut, Erkan Can, Menderes Samancılar ve Serdar Genç tarafından hükümete çağrı yapılmıştı. Çok sayıda akademisyen, gazeteci, yazar ve sanatçı, taleplerine sessiz kalan hükümete tepki amacıyla Taksim Metrosu önünde bir araya gelerek Taksim Meydanı'nda oturma eylemi yaptı. Eyleme yüzlerce yurttaş da destek verdi. Üzerlerine açlık grevindeki tutsakların isimlerinin yazıldığı, "... 51 gündür açlık grevinde" yazılı siyah önlükler giyen grup, alkış ve sloganlarla oturma eylemine geçti. Açıklama öncesi gruptan isimler, Siirt E Tipi Cezaevi Gulan Kılıçoğlu ve Dilşah Kocakaya ile Diyarbakır D Tipi Cezaevi'nde kalan Mazlum Tekdağ'ın gönderdiği Kürtçe ve Türkçe mektupları okudu.
Eyleme sağlık sorunları nedeniyle katılamayan Türkali'nin açıklaması kendi sesinden alanda dinletildi. Türkali'nin açıklaması şöyle:
"İnsanı canından bezdirici baskılar sonucu 51 gündür açlık grevine yatan Kürt yurttaşlarımızın sayısı altı yüz seksen beş kişi oldu. Altmışı aşkın kişi için ölüm günleri başlıyor. Siyasal egemenliği tekelinde tutan iktidarı, muhalefeti ile Türkiye "devlet partileri", her tarihsel önemdeki olay gibi bugün de çözümsüzlük tutumunda yarışıyorlar. İnatla savundukları bu çözümsüzlük yolu akıllarınca korudukları devletin de kanlar içinde kalmasına neden oluyor. Tüm insanlarımıza acılar yaşatmaktan başka bir şey kazandırmıyor. İktidarı tekeline almış örgütlü karanlık gücün iktidarın, son yalanı bu açlık grevleriyle bir kez daha ortaya çıktı.
Kürtler silahı bırakıp demokratik yöntemi benimserlerse Kürt sorununu çözerlermiş.
- Yüzde on barajlı en antidemokratik seçim yasasını halklarının desteğiyle aşarak Meclis'e kırka yakın milletvekili ile girmiş BDP'yi sudan bahanelerle yok sayan bir iktidar bu yalanına kimi inanabilecektir?
- Kürt halkının anadilini öğrenmesini haftada iki saatle sınırlayan, yargıda kendini ana diliyle savunma temel insanlık hakkını yasaklayan bir iktidarın demokrasi konusunda söyleyeceği inanılır ne sözü olabilir?
- Yıllardır bastırarak söylediğimiz, Kandil'deki silahlı eylemi durdurmada, bugün tek etkili yol, 1,5 yıla yakın zamandır tecrit edilen Sayın Öcalan’a özgürlük tanımaktır. Onun siyasal çizgisine karşı olanlar da bu gücünü yadsıyamıyorlar. Unutulmasın ki, yıllar önce durdurmasaydı daha nice Kürt gençleri kendilerini onun için yakmayı sürdüreceklerdi. Bugün bir yılı aşkın bir süreden beri değil yalnız avukatları en yakın akrabalarıyla bile görüştürülmemektedir. MHP çizgisi dışına bile çıkamayan bir iktidarın demokrasi sözüne kim güvenebilir?
Tarihsel fırsat sunuldu
Bugün Kürt siyasal kavgasını yürütenler ülkedeki tüm halkların, dillerini, dinlerini, mezheplerini, tüm insanca haklarını savunuyorlar. Tekeli ellerinde tutan devlet partilerinin ülkemizi düşürdükleri ağır ortamdan kurtarılması için zorunlu olan anayasa yapımını bile beceremedikleri bir dönemde bu topraklarda yaşayan tüm halklar için en doğru olanı, ülkemizin kurtuluşa giden yolunu halkların kardeşliği çizgisindeki etkinliği ile Kürt halkı gösteriyor bugün. Değeri bilinmeyen bu olgu barışı gerçekten isteyen bir devlet için tarihsel sunudur.
Bu bir insanlık çığlığıdır
Malta Bildirgesi gereği, açlık grevine yatmış kişileri doktorların beslemeye zorlamaları yasaktır. Kafaları karıştırarak, zihinleri bulandırmak için profaşist örgütlerin medyada yaymaya çalıştığı "açlık grevi" ile "ötenazi" olgusunu bir tutarak devlet güçlerini, özellikle doktorları açlık grevlerine saldırıya kışkırtan yaklaşımları yalanlar, yanlışlarla doludur. Bugünkü açlık grevi umutlar içindeki bir halkın yasadışı baskılara yasal direnişi, zorunlu bir insanlık çağrısı, yerinde bir uyarıdır. Bu temel noktayı göz ardı ederek, toplumsal bir acı gerçeği tüm insanlara duyurmak umuduyla açlık grevine yatmış kişileri yasadışı baskılarıyla ölüme zorlayan kişiler, sözgelimi bir doktor umutlarla dolu bir insana keyfi davranışıyla yalnız yasadışı değil, insanlık dışı edimleri, eylemleriyle umutsuzluğa itmeyecek midir?
Sizden acımanızı beklemiyorlar
Bu açlık grevleri sizden acımanızı, gözyaşı dökmenizi değil, en yasal, en doğal haklarını engelsiz duyurmak için destek vermenizi bekliyor. Böyle bir yasal girişimdeki insana destek vermeniz için düşüncesini değil insanlığıyla ortak yanınızı anımsamanız yeter. Bir yaratıcı kişi, bir sanatçı olabilirsiniz. Sıradan biri, işçi, memur, iş insanı, ev kadını, öğretmen, bir eğitim aşamasında öğrenci olabilirsiniz. Dindar olabilirsiniz. Ya da herhangi bir dinsel inanca bağlı olmayabilirsiniz. Hangi türden olursanız olun, sonunda insansınızdır. Şu ya da bu biçimde vicdan sahibisinizdir.
Çözüm yolunu açın
"Devlet pazarlık etmez" diyor Sayın Başbakan. Devlet vatandaşına zulüm de etmez Sayın Başbakan. Olayı lütfen tersine yansıtmayın. Kimsenin sizden pazarlık beklediği yok. İnsanların kafatasları içinde beyinleri vardır. O beyinlerinin yerine, kullanım süresi çoktan çağ aşımına uğramış teneke konserve kutuların içindekilerle beslenen kişilerle aklı başında kimse pazarlığa kalkışmaz Sayın Başbakan. Kafanızla işimiz yok bizim. Ama insan olarak herhalde bir kalp taşıyorsunuzdur. Vicdanınız olması gerekir. Temel insanlık hakları için ölüme yatmış bu kişiler sizin kafanıza değil bu olması gereken vicdanınıza sesleniyor Sayın Başbakan. Şu anda bu koca alanı dolduran her dilde, her dinde, her inançta, her yaşta, her işteki insanımız gibi Sayın Başbakan, vicdanın sesini bekliyor sizden. Evet, çözüm yolunu açmanızı, kanı durdurmanızı, ölümlere son vermenizi bekliyor. Koca bir ülkenin sorumlu yöneticisi olarak temel görevinizdir bu. Bağışlayın, sonunda sormak zorunda kalırsak, vicdanım da yok mu diyeceksiniz Sayın Başbakan."
Türkali'nin mektubunun okunmasının ardından, eylem katılan sanatçılar, "Serhildan jiyane" ve "Uyu deme" parçalarını seslendirdi. Oturma eylemi alkışlarla sona erdi.
Tutsaklara büyük destek
Yazar Vedat Türkali ise
şunları söyledi: “Bugünkü açlık grevi umutlar içindeki bir halkın
yasadışı baskılara yasal direnişi, zorunlu bir insanlık çağrısı, yerinde
bir uyarıdır.’’
Türkiye'nin entelektüel birikimi olan yaşayan büyük söz ve yazı ustaları ile sanatçıları, açlık grevlerinin 51. gününde Türk Hükümeti'nin adım atması, muhatap olan Başbakan Erdoğan'ın üslubunu değiştirerek, çözümsüzlükten vazgeçmesi çağrısı yaptı.
Cezaevlerinde sürmekte olan açlık grevlerine
ilişkin yayınladıkları deklarasyonla Türk Hükümeti'ni uyaran 150 aydın
adına, Taksim Hill Otel'de basın toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıya
yazar Yaşar Kemal, Murathan Mungan, Zülfü Livaneli, Prof. Dr. Gençay
Gürsoy, Mehmet Bekaroğlu, Halkların Demokratik Partisi Eşbaşkanı Fatma
Gök, TTB Başkanı Özdemir Aktan, gazeteci Aydın Engin, sanatçı Mustafa
Alabora, Oya Baydar, Adnan Özyalçıner, Türkiye PEN Başkanı Tarık
Günersel, yazar Yıldız Ramazanoğlu, Ercan Karakaş ve çok sayıda
gazeteci, sanatçı, bilim insanı katıldı. Salona, "Vakit geçiyor… Geç
olmadan, ölümler konuşulmadan…" pankartı asıldı.
Gençay Gürsoy: Randevulara yanıt verilmedi
Toplantıda
ilk olarak söz alan Prof. Gençay Gürsoy, Başbakan'ın "Açlık grevleri
diye bir şey yoktur, şov yapılıyor" sözleri sırasında bile açlık grevi
eyleminin çok kritik bir aşamaya geldiğine dikkat çekti. Bildiri
yayınlayarak iktidarı uyardıklarını kaydeden Gürsoy, dönemin Adalet
Bakanı Şevket Kazan'ın da, "Bunlar cezaevlerinde yiyecek yapmışlar,
gizli gizli yiyorlar" sözlerini hatırlatarak, o dönem cezaevinden 12
yurttaşın cenazesinin çıktığını söyledi. Gürsoy, sorunun çözümü
konusunda iki cümle etmenin yeterli olduğu bir dönemde Başbakan'dan
hiçbir ciddi ifade görmediklerini, tam tersine açlık grevindekilerin en
hassas noktalarını örseleyen tavırlar sergilediğini söyledi. Randevular
talep ettiklerini ve henüz yanıt verilmediğini belirten Gürsoy, Noam
Chomsky'nin de aralarında bulunduğu yazarların, aydınların da taleplerin
yerine gelmesi çağrısında bulunduklarını kaydetti.
Aydın Engin: Ölümlere çanak tutuyor
Ardından
söz alan gazeteci Aydın Engin, hükümete sadık medyanın meslek ahlakını
zorlayarak, "Böyle açlık grevi olmaz" havası yaydıklarını belirterek,
"49. ve 50. günler çok kritiktir. O yüzden 'yiyip içiyorlar' gibi ahlak
dışı söylemler, ölülerin çıkmasına, ölüm olmasa da wernicke korsakoff
çıkmasına çanak tutmaktır" dedi.
Özdemir Aktan: Endişeyle izliyoruz
TTB
Başkanı Özdemir Aktan da, TTB'nin bu süreci büyük bir endişeyle
izlediğini, geri dönüşleri olmayan noktalara gelmek üzere olunduğunu
belirtti. Süratle müdahale edilip, taleplerin ciddi şekilde gözden
geçirilmesi gerektiğini kaydeden Aktan, "Zaten yiyorlar" sözleri ile
açlık grevi yapanların belli miktarda B1, su, tuz ve şeker
kullanmalarının kastedildiğini bunun da acıklı bir yorum olduğunu dile
getirdi.
Halkların Demokrasi Partisi (HDP) Eşbaşkanı Fatma Gök de, taleplerin çok makul olduğunu ve yerine getirilmesini istedi.
Yaşar Kemal: Acıların en büyüğü
Yazar
Yaşar Kemal de, "Çok fazla insan geldi buraya bugün. Biz daha önce bu
kadar kötü bir şey yaşadık. Burada 3 kişi Zülfü Livaneli, Mehmet
Bekaroğlu ve ben ölümlerle karşılaştık. Birinci ölümle biraz galip
geldik hepimiz. İkinci ölümde çok uğraştık. Birkaç kişi daha vardı
yanımızda. Uğraştık uğraştık uğraştık. Bu çocuklara çok zulüm
yapmışlardı ve çocuklardan bir kısmı öldü bir kısmı kaldı. O devirde
yine devlet başında olanların hepsinin suçu vardı. Bugün de var. Yarın
babaları tutacak bunu, oğulları tutacak, sülaleleri tutacak. Bir nesli
yok edecek bunlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, fazla söylemek istemiyorum"
dedi. Konuşmanın devam yazılı olarak gazetecilere verildi. Kemal,
şunları ekliyor: "Bir insanın açlıktan ölümünü izlemek acıların en
büyüğüdür. Bu, insanlığa hiç bir zaman yakışmaz. Bugün insanların ölüm
pahasına talep ettikleri demokrasiler de, insan haklarının içindedir.
Çözümü mümkünken, ölümler engellenmezse vebali iktidarın, muhalefetin,
medyanın ve hepimizin olacaktır. Barış, bu ülkede herkesin özlemi ve
hakkıdır. Barışın önüne yeni engeller konulmasına karşı çıkmak, barışın
önünü açmak, hepimizin işi olmalıdır. Bunun için içtenlikle uğraşan
herkese şükran duyarım."
Mehmet Bekaroğlu: Adımı atmayanlar sorumlu
Prof.
Mehmet Bekaroğlu ise, bir ülkede hak arama aracı olarak ölüm oruçlarına
mecbur kalınmasının çok acı olduğunu; ancak Türkiye'nin hala bu noktada
olduğunu söyledi. Yetkililerden adım atılmasını isteyen Bekaroğlu,
siyasi talepler diye yerine getirilmeyecek bir şey olmadığını söyledi.
Tecridin kaldırılması ve anadilde savunmanın zaten gündemde olduğunu
belirten Bekaroğlu, "Bu adımı atmayanlar bu ölümlerden sorumlu olacak.
Bu iş Kürt meselesinden kaynaklanıyor. Bu mesele çözülmeden, açlık
grevlerine son verilse de yarın başka sorunlar çıkacak" diye konuştu.
Zülfü Livaneli: Muhatap Hükümet'tir
Zülfü
Livanevi, "1996'da cezaevinde ölmüş bir genci gördük. Bu benim hala
rüyalarıma girer. Çok ağır şeyler bunlar. Fakat bunun muhatabı ölüm
oruçlarına yatanlar değil. 'Bırakın' demek de yol değil. Biz diyoruz ki
insan hayatı en yüce değerdir, o diyor ki 'benim davam hayatımdan
önemlidir' bu çok temel bir farklılık. O bakımdan muhatabımız hükümet ve
başbakandır. Kürt dilinde yasak olmasaydı biz 40-50 bin insanımızı
kaybetmezdik" dedi. İki temel talebin hükümet tarafından
dillendirildiğini Adalet Bakanı'nın 'sesiniz duyulmuş' dedikten sonra
Başbakan'ın kuzu kebap edebiyatına sarılmasını eleştiren Livaneli,
"Yıllardan beri biliyoruz. Her idam, zulüm sonunda tüm bünyeyi
hastalandırıyor. Toplum hastalanıyor, toplum çürüyor. Başbakan'a
sesleniyoruz üslubunuzu değiştirin" diye ekledi.
Murathan Mungan: Türkiye'de de tecrit var
Konuşurken
duygulu anlar yaşayan Yazar Murathan Mungan, şunları söyledi: "60'a
yakın kitabın üstünde imzanız olması, çaresizliği doğru ve güzel
dillendireceğiniz anlamına gelmez. Bugün niye buradayım. Aydın, yazar,
şair olduğum için değil, yurttaşlık, hayat bilgisine, temel insani
değerlere sahip olduğum için, her insanın ses çıkarması ve söz alması
gerektiğine inandığım için buradayım. Bizler kendilerini ifade etmek
konusunda daha şanslı olanlar, kendilerini ifade etmek konusunda şansı
olmayanların, her kesimden mağdurun sesi, sözü olmak zorunda. Yazmanın,
söz almanın, ses çıkarmanın temel varoluş nedenlerinden biri bu olduğu
için buradayım. Temel, adil yargılanma hakkı, kendini anadilinde savunma
ve ifade hakkı için buradayım. Ne olursa olsun kaç kişi ölürse ölsün.
Bir gün bu ülkede gün gelecek herkes kendi anadilinde eğitim yapacak,
kendini savunacak. Buraya ne kadar çabuk ulaşırsak, gökdelenler yerine
temel insani değerleri yükseltirsek, bu yol o kadar kestirme olur.
Tarih, diyalektik insanlara rağmen kendi akarını buluyor. Bir insanın
kendi bedenine şiddet uygulama pahasına sesini çıkarma gayretinin
tartışılabilir yanı olduğunu düşünmüyorum. Derin bir uçuruma gidiyoruz.
Dilimizi hınç ve öç dili belirliyor. Bir arada yaşamak zorunda kalan
insanlar birbirini anlamanın, dinlemenin, dokunmanın dilini, temel
insani değerleri bilmek zorundadır. Açlık grevindekilerin sağlık
sorunları kadar iktidardakilerin dilleriyle, söylemleri, tavırlarıyla
akıl ve ruh sağlığı bu toplumu çok etkiliyor. Tüm bunların aşılması için
toplumun tüm kesimleri ses çıkarmalı. Daha kaç kişinin ölmesi
gerekiyor, daha kaç açlık grevinin yapılması gerekiyor, daha kaç insanın
hayatının zindanlarda söndürülmesi gerekiyor. Bugün sadece İmralı'da
tecrit yok, Türkiye'de de tecrit var. Hakikati öğrenme korkusuyla
büyütülüyoruz. Bilgimiz, öğrenme hakkımız tecrit edilmiş vaziyette.
Benim burada kendini ifade etmek konusunda çektiği çaresizliği,
hapishanede kendini ifade etmek konusunda çaresizlik çekenleri çarparak
hayal etmenizi istiyorum. Ortak hayallerimiz ne oldu. Gelecek
tasavvurumuz ne oldu? Bütün bunları yeniden konuşmanın zamanı gelmedi mi
kimse ölmeden, öldürmeden." diye konuştu.
Tarık Günersel: Psikolojik destek alsın
Türkiye
PEN Başkanı Tarık Günersel de, "Başbakan açlık grevi yoktur diyorsa o
başka bir ülkenin Başbakanı. Realite terbiyesinden kopuk bir halde kendi
dünyasında vahim bir vaka durumunda. Psikolojik destek alırsa
hepimizin, barışın yararına olur" dedi.
HABER MERKEZİ