
Kendine gebe kalmış bir ülke,
Mayın tarlalarında büyüyen
Kavganın ve aşkın çocukları ,
Aşkın kutsal kitabından seçilmiş
Ve hiçbir sevgiliye verilmemiş
İlahi sözler verdiler
Kendilerinden sonra gelecek nesile”
Aslında Vedat Aydın’ın katledilişini gençliğe ilk adım attığım dönemden hatırlarım. Cenaze törenine giden dayımın yaşanan serhildanı, bir yiğidi uğurlarken 23 yiğidi daha toprağa vermenin üzüntüsünü anlattığını hatırlarım. Her şeye rağmen Kürt halkının onur mücadelesinin, varlık mücadelesinin devam ettiğini, edeceğini çok yakıcı bir şekilde gördüğü için gururlu olarak eve döndüğü zamanlardan hatırlarım. Birey olarak dayımın yaşadıklarını bu yirmi iki yıl boyunca pek çok kimse çok kez yaşadı. Buna karşı bu gururu, bu duyguları Kürtlere laik görmeyenler her defasında daha azgınca saldırdılar. Tüm bu olanlara rağmen bu direniş ve kavga halen sürüyor.
Vedat Aydın’a ilişkin ne yazılmış, ne anlatılmış diye biraz araştırma yapmak istediğimde, Türkiye ve Kürdistan tarihi açısından önemli bir yere sahip bir aydın, bir siyasetçinin katledilişine ilişkin bu öneme denk bir ilginin olmadığını gördüm. Aslında son olarak üzerine yazılmış kitap önemli olmakla birlikte yeterli değildir. Ayrıca Türkiye aydınının ilgisizliği de eleştirilmelidir.
Bu yazıda Vedat Aydın’ı kimin katlettiğine dair bir şey belirtme gereği duymuyorum. Tartışmaya gerek bile yoktur. Çeşitli yayın organlarında yayınlanan “katil x ya da y kişisi” gibi haberler bu katliamın asıl failini gizlemenin, çarpıtmanın bir yoludur. Vedat Aydın’ın katledilmesinin öncesi ve sonrasındaki tüm katliamlarda katillerin tek tek kim olduklarının çok fazla anlamı yoktur. Tetikçiyi bulmak, teşhir etmek ne işe yarar ki! Önemli olan azmettireni, bu işi örgütleyen sistemi teşhir edebilmek, gerçeğin bütününü açığa çıkarabilmektir. Yani Ermeni katliamı, Koçgîrî, Zîlan Deresi, Dêrsim, Çorum, Maraş, Madımak, Gazi, Roboskî, Paris ve en son Lice katliamı ortak bir zihniyetin, tek bir aklın ve örgütlenmenin sonucudur. Bu akıl ve örgütlenmenin sahibi devlettir. Geri kalanlar ayrıntıdır. Asıl mücadele ekseni tetikçilerin cezalandırılmasının hukuk mücadelesini vermek olmamalı, bu zihniyeti değiştirip özgür, demokratik bir toplumsal yaşam yaratma mücadelesi üzerinde yoğunlaşılmalıdır.
Vedat Aydın Kimdir? Bir Kürt aydını, yurtseveri ve siyasetçisidir. 5 Temmuz 1991’de HEP (Halkın Emek Partisi) Amed İl Başkanı’yken evinden bir gece yarısı alınmış, işkence edilerek katledilmiştir.
Neden mi? Kürt halkının varlık mücadelesinde öncü düzeyde rol aldığı için. Bu mücadelenin gerektirdiği doğruları söyleyip yaptığı için…
Başkaları baskılara karşı kaçmayı kurtuluş görürken, O, mücadele etmeyi, doğrularda ısrar etmeyi tercih ettiği için…
Vedat Aydın’ın yaşamından kısa bir kesit, hem devletin hem de Türkiye aydınının Kürt halkının mücadelesine nasıl yaklaştığının çok net ifade ediyor.
28 Ekim 1990. İnsan Hakları Derneği’nin 3. Büyük Kongresi Ankara’da toplanıyor. Toplantıda, söz sırası kendine geldiği zaman, İHD’nin Diyarbakır Şubesi kurucu üyelerinden Vedat Aydın kürsüde, konuşmasını Kürtçe yapıyor. Vedat Aydın, Kürtçe konuşmaya başlar başlamaz salonda homurdanmalar yükseliyor. Delegelerin, izleyicilerin bir kısmı Vedat Aydın’ın bu tutumunu protesto etmek için salonu terk ediyor. Vedat Aydın, Kürtçe konuşmasını sürdürüyor. Divan başkanlığı, Vedat Aydın’ı uyarıyor; “Konuşmanızı kimse anlamıyor, Türkçe konuşunuz.” Vedat Aydın, Kürtçe konuşmaya devam ediyor. Konuşma bitinceye kadar salonun yarısı boşalıyor.
İçeride yaşanan bu olaylar üzerine, salonun etrafı polis tarafından sarılıyor, Vedat Aydın gözaltına alınıp emniyete götürülüyor. Emniyetteki sorgudan sonra, savcılığa ve mahkemeye çıkarılıyor. Mahkemede tutuklanıp cezaevine konuluyor.
Bu olaya benzer bir olay bu kongreden 22 yıl önce DEV-GENÇ kongresinde yaşanıyor. İbrahim Kaypakkaya Kürt halkından bahsettiği için Dev-Genç kongresinden atılıyor.
İbrahim Kaypakkaya ile Vedat Aydın arasındaki benzer nokta bu değil sadece; katledilişleri de benzer. İkisi de işkenceyle, ikisi de Amed’de katlediliyorlar. Bu katliamın Türkiye ve Kürdistan tarihi açısından önemi, devletin 'faili meçhul' taktiğini sistemli ve yoğun bir şekilde kullanmasında başlangıç olmasındandır.
Bu öyle bir başlangıçtır ki, binlerce insanın katledilmesi, binlercesinin yaralanmasına neden olmuştur. Yaratılan bu ortamda binlerce insan yurtlarını terk etmeye mecbur edilmişlerdir. Mültecileştirilen bir halk yaratılmakla birlikte Türkiye içinde içinden çıkılmaz kentsel, sosyo-ekonomik sorunların başlangıç noktası olarak belirtilmelidir. Bugün bundan dolayı Türkiye tarihinin kara bir günüdür. Böyle yaklaşılmalı, böyle tavır alınabilmelidir.
Günümüzde faili meçhullerin bittiğini iddia edenler var. Doğrudur. Faili meçhul cinayetler Kürt halkının soykırımında, halklara karşı savaşımda bir yöntem olarak Türkiye devleti tarafından bırakılmıştır. Ama daha beteri devrededir. AKP hükümetinin iktidarda olduğu günden bugüne yüzlerce kişi polis-asker tarafından pek çok yöntemle katledilmiştir. Bu katiller ya hiç mahkeme önüne bile çıkarılmamış, mahkemesi yapılanlar küçük cezalarla paçayı kurtarmışlardır. Hatta bu katiller pek çok kez devlet tarafından terfilendirme, maaş ikramiyesiyle ödüllendirilmişlerdir.
Geçmişte Kürt siyasetçiler katledilerek Kürt soykırımı sürdürülmekte iken, bugün Kürt siyasetçiler sudan bahanelerle zindanlara atılmakta, böylelikle siyasi şekilde soykırım devam ettirilmektedir.
Kürt halkının soykırımı çocuk yaşta kızlara tecavüz, eğitim kurumlarında Türkçe eğitim gibi pek çok uygulamayla çeşitli şekillerde devam etmektedir. Bunları görmek, Vedat Aydın’ın katledildiği güne böyle anlam yüklemek gerekir. Bugün dolayısıyla böyle bir yoğunlaşma içerisinde olmak da önemlidir.
Peki, bu katliamın yıl dönümünü yaşadığımız bu günlerde ne yapmamız gerekir?
Newroz’da Vedat Aydın’ın memleketinde başlangıç manifestosu okunan Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa hamlesini başarıya götürmek tüm bu katliamlara verilecek cevaptır. Bu hamlenin zemini olan demokratik siyaseti yapabilmek cevap olabilmektir. Cevap Vedat Aydın gibi siyaset yapmaktan geçer; korkusuz, kaygısız, en önde…
ERDAL CEYLAN