Başkaldırılar ve savaşlar tarihine bakın: Tasarlanarak girişilmiş hiç bir atak, gizli tutulmamıştır. Her parlamanın gürültüsü, düşmana darbe indirildiğinin duyurulmasıdır. O nedenle moral şırınga etme, kitleye karşı koyma, direnme cesaretini amacıyla anında açıklanır; gizlenip üstü örtülmez.

Tıpkı AKP rejiminin, Kürdistan dağlarını, köy ve şehirlerini açıktan açığa bombalayarak, "Allah yarattı" demeden, vicdan sızısı çekip insanlıktan utanmadan bebek, ihtiyar, koyun, kuzu, tavuk bütün canlıları katletmesi ve Cumhurbaşkanının "terörist indirdik" övünmesiyle, katliamdan zafer narası çıkarması gibi…

Aynı durum, vekalet savaşlarının etaplarında söz konusudur.

Söz gelişi, İkinci Dünya savaşından sonra, kopan en büyük kapışma olan Kore savaşı, Amerika'nın başını çektiği Batı blokuna karşı, Kuzey Kore ve Çin’e, El Kaide de 1980’lerde, Afaganistan’da Amerika'ya vekaleten, Sovyet destekli Babrak Karmal yönetimiyle savaşıyordu.

Suriye’nin 2012 yılında karıştıran terörün öncüleri ise TC ve Suudi Arabistan’dı. İnsan kanıyla banyo yapan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), bu ikilinin kanlı para ve askeri desteğiyle kuruldu. Suudilerin Vehabi ideolojisiyle uyumlu, AKP tipi İslam IŞİD, ÖSO gövdesinden doğdu.

"Dinci" kamuflajlı kiralık katillerin, Çeçenistan, Afganistan ve Çin’in Sincan bölgesinden gelip, TC’deki kamplarda birleştikten sonra, tabur tabur Suriye’ye geçişleri ve IŞİD’e dahil olmalarını, dünya medyasından seyredip, okuduk.

Faşizmin rengi karalara bürünmüş silahlı katil adayları, Türk askerlerine el sallayarak sabah katliama, talana gidiyor, akşam dönüyorlardı.

IŞİD, Türk devletiyle içli dışlı ve onlara vekaleten Suriye’de savaşıyor, Kürt kesiyordu. Türk devleti ayrıca, savaş zenginiydi. Suriye’nin parası, birikimi, sökülen fabrikaları kamyonlar, tırlara yüklenip taşınıyor, tanker filoları yetersiz kalınca petrol akıtan borular döşeniyor, Suriyeli zenginler, başta İstanbul olmak üzere pek çok şehirlerde emlak kapatıp iş kuruyordu. 

Suriye’de vekaleten savaşan IŞİD, 2015 yılında, TC iç politikalarında da, terörün çarkının baş aktörü olarak kendini gösterip, AKP rejimine hizmet vermeye başlıyordu.

Hafızalarınızı tazelemek istiyorum: AKP rejimi, Kürtleri korkutup sindirerek, dışarıya çıkamaz hale getirmek için, sokakta üç kişiyi bir arada görünce, zırhlı araçlar, zehirli gaz, kimyasal zehir karıştırılmış su, kurşunla saldırıyor, ama buna rağmen başa çıkamıyor, gösteri ve mitingleri önleyemiyordu.

2015 yılındaki seçim kampanyası ise AKP rejimi açısından ürkütücüydü. Sokak işkenceleri ve tutuklamalara rağmen, meydanların coşkusunu kıramıyordu.

Derken IŞİD’lı katiller, vekalet almış gibi iç politikada boy göstermeye başladılar. Önce Mersin ve Adana’da tuzak bomba patlattılar. Sonra Diyarbakır mitinginde katliama geçtiler. Suruç ve Ankara katliamı ardından geldi. Ankara katliamı ise IŞİD için nihai zaferdi.

Çünkü, o olaydan sonra HDP yılmış, benzer katliamların tekrarı endişesiyle, bütün mitinglerini iptal etmiş, 2015 Kasım seçimlerinde, meydanlar AKP’ye kalmıştı.

Sorunsuz bir kampanyanın, zafer meyvesi de AKP’nindi. 

Gelelim günümüze: Kürtlerin dünya ile birleşip, İslamo Faşist cepheye karşı ilerleme kaydetmesi üzerine, Suriye’de vekalet savaşının anlamı kaybolmuş, başka bir deyişle küllah düşmüş, kel görünmüş, Erdoğan rejimi IŞİD, El Nusra ve benzeri İsloma Faşist çetelerin gerisinden öne çıkmış, Kürtlere savaş ilan etmişti. İslamo Faşist cepheye karşı savaşan PYD’yi, Amerika'ya terörist olarak sunuyor, ama başaramıyor, çaresiz bir panikle bomba atıyordu.

Türk devletinin Kürt köylerini bombalaması sürerken, Ankara’da askeri personeli hedef alan patlama meydana geliyor ve 28 kişi anında ölüyor, iktidar her IŞİD katliamından sonra olduğu gibi, olayın rengi, iç yüzü kurcalanmasın, sanki katillerin profili ortalığa saçılmasın diye yayın yasağını yürürlüğe koyuyordu.

Şaşırtıcı ama, araçla yaklaşıp bombayı patlatan kişi paramparça olmuş, parçaları da anında tutuşmuş, yanmış, ama buna rağmen daha yangının dumanı tüterken Başbakan Davutoğlu, failin Salih Neccar adında, YPG üyesi Suriyeli bir Kürt olduğunu açıklıyor, Türk medyası kimlik bilgilerini ve vesikalık bir fotoğrafını yayımlıyor, Cumhurbaşkanı de "terörist PYD" diye bağırmaya başlıyordu. 

Neccar’ı Kürt kimliği ile İsloma Faşizme karşı savaşan PYD’li yapıyordu, AKP rejimi. Oysa Suruç ve Ankara katliamcıları da Kürt’tü. Ancak onları öne çıkarıp, katliamı Kürdistan Özgürlük Hareketine mal etme yalanına başvurmamışlardı. Ama şimdi, PYD’yi karalama ve ardından Rojava'ya girip katliam yapmak için, Kürdistan hareketi, gerekçeleri de ortaya koyarak kara suçlamayı reddetmesine rağmen, adını ortaya attıkları kişi Kürt diye, utanmazca şirretleşerek olayı, Kürtlere mal etmeye çalışıyorlardı.

Ama hayır, dünya artık kimin ne ve kimin elinin kimin cebinde olduğunu çok iyi biliyordu. Velaketen insan kesenler, vekleten bomba da patlatıyorlardı…