Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, yıllarca mücadele ettiği kansere yenik düşerek hayatını yitirmişti. Arkasında gözü yaşlı milyonları bırakan Chavez’in ölümü birçok soruyu da beraberinde getirdi. Chavez’in ölümünden sonra Bolivarcı hareketi neler bekliyor? Venezuela ve tüm Latin Amerika’da Chavez’in ayak izleri takip edilecek mi? ABD için bölgede yeni bir süreç mi başlıyor? Tüm bu sorularımızı Latin Amerika uzmanı ve Viyana Ziraat Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Gernod Bodner yanıtladı. Akademik çalışmaları için Latin Amerika ülkelerini gezen Bodner, Chavez önderliğinin ön plana çıktığı Venezuela’ya da defalarca seyahatte bulundu. Bodner, Chavez’in partisi Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi (PSUV) ve Venezuela Köylü Hareketi (Frente Nacional Campesino Ezequiel Zamora (FNCEZ) için de çalışmalarda bulundu.


Sayın Bodner, Hugo Chavez kimdi?

Batılılar Chavez’in kişiliği konusunda hemfikir. Onlar için Chavez ‘popüler’ birisiydi. Bugün medya, her kim bir toplumda yoksullar için bir değişime giderse ve kendisini kapitalist sisteme teslim etmezse onu ‘popüler’ kategorisine alır. Bizim için ise Chavez kuşkusuz bir devrimciydi. Chavez devrim hedefini Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi’ni (PSUV) kurmasıyla uygulamaya başladı. Chavez’in bu girişimi özellikle Venezuela gibi politik program maliyetlerinin verimliliğinin eksik ve disiplinin az olduğu bir ülkede çok önemliydi. Bu yönde bir çok devrimci sol gruplar temelde Chavez’i destekledilerse de onlar için Chavez biraz sorun teşkil ediyordu. Ama Chavez tüm bu girişimleriyle Venezuela halkının canlı milli ruhu oldu. O, halkın duygu, beklenti, istek ve umutlarını dile getirdi. Başkasının yapamadığını O halkın umutlarıyla başardı. Kimileri Chavez’i teorik arka planı olmayan iyi bir propagandacı ve konuşmacı olarak görüyordu. Ben ise Chavez’in çok açık zihinli bir devrimci ve önder olarak gördüm. Chavez başlangıçta sosyalizmden yana olan birisi değildi. Ama kendisi tecrübeli siyasi pratiğiyle sorunları teorik bir hal ile ele alan iyi bir dinleyiciydi. Alt tabakadaki topluluklar için bir umut ışığı olan Chavez anti emperyalizm ve sosyalizme bir geçiş yaşadı.

Chavez’in ölümünden hemen sonra Ekvador Cumhurbaşkanı Rafael Correa “Venezuela, Ekvador, Arjantin ve Bolivya gibi ülkelerde yaşanılan devrim süreçlerinin Chavez’siz de ilerlemesi gerekir” açıklamasında bulundu. Siz başta Venezuela olmak üzere tüm Latin Amerika’da Chavez’in ayak izlerinin takip edileceğine inanıyor musunuz?
Latin Amerika’daki değişim geriye dönüştürülemez. Bu değişimler, emperyalist ABD’nin arka bahçesinde yaşanan krizlerin ifadesidir. Artık Latin Amerika, ABD diktasından bağımsız ve kendinden çok emin olan bir güçtür. Şüphesiz ondan dolayı Chavez önemliydi ama şunu da görmek gerekir ki davanın kendisi de objektif ve hedefli bir davadır. Bu anlamda Rafael Correa’nın söyledikleri doğrudur, bu değişimin devam etmesi gerekir. Ama şunu da kabullenmemiz gerekir ki, Chavez’in ölümü beraberinde bazı zor süreçleri de getirecektir. Chavez, Latin Amerika’daki değişimin bir sol, sosyalist vizyonuydu. Örnek vermek gerekirse Brezilya ile olan ilişkiler Chavez’in jeopolitik yayılmacığının aksine Brezilya’nın kapitalizm ile olan ilişkilerin kesilmesi yönünde olan ilişkilerdi. Chavez gibi itici bir gücün eksikliği kesinlikle hissedilecektir ve değişim sürecinde yer alan güçler özellikle jeopolitik ilişkileri güçlendirmekte, ABD emperyalizminden bağımsız hareket etmekte ve sosyalist bir değişime doğru ilerlemekte olan Latin Amerika ülkeleri tarafından hissedilecektir. Fakat bu devrim süreci kesinlikle yeni güçleri de beraberinde getirecektir. Latin Amerika‘nın devrim savaşı henüz daha ilk aşamasındadır. Ne yazık ki ülkede entegrasyon figurler varolduğu taktirde Chavez’in eksikliği hissedilecektir. Şuanda ne halk hareketi arasında ne de bakanları arasında Chavez’in yerini dolduracak kimse var.


Şu anda Venezuela’da Bolivarcı devrime karşı olan muhaliflerin gücünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Venezuela’daki topluluk yıllar boyunca birbirinden bölünmüş bir topluluktu. Nüfusun yaklaşık üçte biri Bolivarcı devrime karşı sağcı kesim ile uyum halindeydi. Fakat sağ kesimlerin bu denli güçlü olmaları, ülkedeki petrol zenginliğinin beraberinde getirdiği bir sonuçtur. Bu güçler on yıllar içinde, her türlü sosyal değişime, sosyal eşitliğe karşı koyarak yoksul alt tabakadaki insanlara karşı derin nefret olgusunu oluşturarak ayrıcalıklı bir orta sınıf yarattı. Buna karşılık, 1998 yılından beridir devam etmekte olan Bolivarcı devrim birçok şeyi değiştirdi ve beraberinde yeni reformcu ideolojili bir orta sınıfı yarattı. Fakat buna rağmen sağ ideolojili eski ayrıcalıklı orta sınıf halen varlığını sürdürmektedir. Bu orta sınıf ayrıcalıklı sağcı kesim şu anda oldukça zayıftır. Örnek, bundan kısa bir süre önce seçimlerde aday olan Capriles Radonski, bütün muhaliflerle güç birliği yapmasına rağmen Ekim 2012 genel seçimlerde ve Aralık 2012 bölgesel seçimlerde Chavez’e karşı büyük kayıp yaşadı. Fakat sosyalist devrim kazanılmayana dek sağcılara karşı gerçek bir zafer de elde edilemez.

Chavez yoksul tabakadaki insanlar için birçok reformlar yaptı. Bununla birlikte Latin Amerika’nın ABD hegemonyasına karşı birleşmesinde katkılarda bulundu. Peki Chavez’in Venezuela ve Latin Amerika’daki eksiklikleri neler oldu?
Chavez yeni bir sosyalizm yaratmak istedi lakin buna ulaşamadı. Bence Chavez’in en önemli yenilgilerinden birisi 2007 yılında ülkeyi sosyalizme doğru götürecek süreci hızlandırmak için yeni bir anayasa için yaptığı referandumdu. Bu yenilgi Chavez’in bazı hatalarından kaynaklandı. Planlanan reformların özünde eski devleti bir halk iktadarına dönüştürmek mücadelesiydi. Chavez için bu gerçekten bir yenilgiydi. Ayrıca Chavez de petrol ekonomisinin üstesinden gelemedi. Bence Chavez, ekonomiyi çeşitlendirmek, sanayiyi güçlendirmek, tarımı yeniden canlandırmak ve ithalat bağımlılığını azaltmak için çaba sarfetti. Ama petrol Venezuela’nın bir nimmeti olduğu gibi bir lanetidir de aynı zamanda. Venezuela’nın petrol zenginliği ülkeye çok oyun alanı sundu ve bundan ötürü ülke ekonomisinin sosyalist bir yapıya dönüştürülmesinde aşırı derecede zorlaştırdı. Birçok kesim Chavez’i arkasındaki kitleyi petrol ile satın aldığı yönünde eleştiri ve suçlamalarda bulundu. Ancak Venezuela’yı iyi tanıyanlar Chavez’in öncülüğündeki inisiyatifin yeni bir ekonomi inşa etmek için birçok girişimde bulunduğunu bilir. Halkın iktidarı altında ekonomik bir tabanın nasıl görünecegı yönünde çok iyi fikirler vardı. Aslında bu durum bir ülkede sosyalist bir devrimi ekonomik bir düzey üzerinde inşa etmenin ne kadar zor bir şey olduğunu gösteriyor. Ama tüm bunların yanısıra Chavez, Latin Amerika’da bir çok başarıya ulaştı. Özellikle Latin Amerika’daki anti emperyalist hegemonyayı elde etti ki bu başarılarından en önemlisidir. Chavez, Bush’u yendi ve Latin Amerika’ya  yeni bir başlangıç sundu. Ayrıca Chavez diplomatik ilişkileri dikkate alan bir şahsiyetti. Yine bölgede ve dünyada devrimci mücadele veren örgütlere de sessiz bir sempatisi vardı. Maalesef O’nun başkanlık görevi, dış ilişkilerden ötürü ezilen diğer halklar için bazı girişimlerde bulunmasını engelliyordu. Burada Kolombiya en iyi bir örnektir. Chavez’in kesinlikle tüm militan hareketlere karşı bir sempatisi vardı ama devlet görevini de muhafaza etmesi gerekiyordu bundan dolayı kendini hep geride tuttu.

ABD ve Kolombiya’nin Venezuela politikası, Chavez’in ölümünden sonra değişir mi?

Bence öyle doğrudan bir değişime gitmezler. Ülkede onlar için örgütlü bir iç müttefik eksikliği var. Bence her ikisi daha çok Bolivarcılığın zayıflamasını arzu edecekler ve bunun için bir beklentiye gireceklerdir. Bu da daha çok ABD Başkanı Obama’nın dikkatli şekilde izlediği emperyalist bir politik çizgiye tekabül etmektedir. Şimdilik ABD’nin Venezuela’da bir maceraya atılması mümkün değil. Genel anlamda Latin Amerika’da ise kendilerinin menfaatine olmayan bir güçler ilişkisi var. Bu durumda ABD’nin Bolivarcı hareket içinde kendisine bir müttefik yaratma girişiminin başarıyla sonuçlanıp sonuçlanmayağını hep birlikte göreceğiz. Bence ABD, Bolivarcı hareketin reformistler ile devrimciler arasında bir bölünmeye gitmesini hep arzu ettiler ve Chavez’den sonra da bu yönlü bir beklentiye gidecekler. Aslında ABD tarafından Bolivarcı hareket içinde bir bölünme beklentisi boşuna da değil. Çünkü Chavez hareketi geçmişte bir kaç bölünme yaşandı. Doğrudan olmasa da Chavez’in ölümünden sonra hareket içinde bazı iç sürtüşmelerin yaşanma tehlikesi vardır.

Peki Kolombiya?

Kolombiya konusuna değinecek olursak ise Venezuela ile uzlaşma girişimi Kolombiya’nın ana gündem maddelerinden biridir. Zaten şu anda yürürlükte olan uzlaşma süreci Chavez döneminde başladı. Buna rağmen Kolombiya’da halen güçlü bir paramiliter potansiyel mevcut. Bu faşist paramiliter potansiyel Venezuela’nın gerici muhalefet kesimleri için bir dayanak noktası olmuştur. Bence Venezuela’nın hem ülke içinde hem de dışında devrimi tehdit etmekte olan bu kesimlere karşı sosyalist devrim mücadelesini derinleştirmeli. Şuandaki Venezuela’da en büyük tehdit bürokrasinin verimsizliği ve reformizmdir. Chavez her zaman bunlarla mücadele eden itici bir güç olmuştur. Şüphesiz ki bu durumda Chavez’in yokluğu kesinlikle hissedilecektir.


MUSTAFA İLHAN