AKP tehlikeli şekilde karıştı. Karıştıran Cumhurbaşkanı.
Kamuoyu Erdoğan’ın ‘’kendi partisini, üstelik kendisinin “ikinci öncü” olduğu “çözüm sürecini” sıfıra indirerek temelinden sarsma nedenini merak ediyor. Yanıt verenlerin kimi bu krizi Erdoğan’ın “kişiliğine” bağlıyor. Kimi “seçim kampanyasını başkanlık kampanyasına çevirmenin gerekçesini yaratmak, ‘işte görüyorsunuz Başkanlık olmadan olmuyor’ demek için bu krizi bilerek yarattığını söylüyor. Bir başkalarına göre ise AKP oylarının birkaç puanı MHP’ye kayınca Erdoğan’ın korkuya kapıldığını ve rotayı milliyetçiliğe kırdığını, o nedenle çözüm sürecini hiçe indiren açıklamalar yaptığını anlatıyor.
Bunların hepsinde bir gerçek payı var. Ama asıl gerçek acaba nedir?
Asıl gerçeğin işareti Tayyip Erdoğan’ın Askeri Akademi’de yaptığı konuşmada verildi. Bir süredir, “askeri vesayeti sona erdirme” amacıyla atılan adımlar teker teker geri alınmaktaydı. Sonuçta ordunun “darbe teşebbüsüne hazırlık” yönündeki tüm “suçlarının” üstü örtülmüş, bir bakıma Tayyip Erdoğan çevresinin “yolsuzluk suçunu örtme” adımıyla, askerin “suçunu örtme adımı” takas edilmişti.
Ama gelişmeler, bu “takasın” basit bir karşılıklı “af” anlamına gelmediğini gösterdi.
Ordu, alttan alta, uğradığı saldırıların sonuçlarını ve psikolojik yıkımını onardı, kendi içinde yeniden yapılandı ve “askerin siyaset üstündeki vesayet” sistemini yeniden kurmak üzere harekete geçti.
Kurdu mu?
Evet.
“Vesayet sisteminin yeniden kurulduğunun” en temel kanıtı, Türk devlet başkanının askerin önünde, yıllar süren bir “anti-darbe tasfiye” hakkında, “aldatıldım” demesidir. Erdoğan’a bu “söyletilmiştir.” Ve elbette tek bir kurmay subay bile Tayyip Erdoğan’ın ve hükümetin “aldatıldık” lafını ciddiye almamış, bu “aldatıldık” lafını, “sizin önünüzde yeniden eğiliyoruz, ordunun koruyucu, kollayıcı işlevine onay veriyoruz, sizin vesayetinize girmeye hazırız” şeklinde okumuştur.
Böyle olduğunu da PKK Önderi Öcalan’ın Newroz mesajına karşı yayınlanan Genel Kurmay bildirisiyle de resmen ilan etmiştir: Bu bildiri, Erdoğan’ın iki yıl önce attığı tüm çözüm adımlarını hiçe indirme ve bunu da Erdoğan’a kabul ettirme bildirisidir. “Çözüm sürecinin” gereği olarak bir süredir devlet kurumlarının söyleminden çıkartılan “terörist başı“ ifadesiyle, “çözüm süreci” boyunca atılan bütün adımlar ordu tarafından çöpe atılmıştır. Şu andaki Erdoğan değilse de, “dönemin Başbakanı Erdoğan da çöpe atılmıştır.”
Erdoğan’ın “Kürt sorunu yok”, “Dolmabahçe buluşması yanlış”, “on madde tartışılamaz”, “izleme heyeti kurulamaz” şeklindeki açıklamaları, Kürt sorununu “imha yoluyla çözme” yanlısı militarist güçlerin devlet üstündeki üstünlüğünün ilanından başka hiçbir anlama gelmiyor.
Nitekim, asker, Roboskî türü katliamların sinyalini, yine Roboskî çevresinde “kaçakçılıkta kullanıldığı“ iddiasıyla bir katır sürüsünü itlaf etmesiyle vermiştir. Bu masum hayvanların vahşice öldürülmesi bilelim ki, gelecek tehlikeli günlerin habercisidir. Şu sırada Mardin kırsalında TSK büyük bir operasyona başlamış bulunuyor. Atılacak tek bir kurşun, yalnız çözüm sürecini değil, “tahkim edilmek istenen” “eylemsizlik sürecini” de havaya uçurabilir.
İşte şu anda, hemen hemen herkesin büyük bir korkuyla dile getirdiği “seçim öncesi provokasyon mekanizması“ Erdoğan’ın beyanları, AKP içi yarılma, TSK’nın açıklaması, katır vahşeti ve son operasyonlarla çalıştırılmış bulunuyor.
Şu notu özellikle Erdoğan ve çevresi için yazıyorum: Evet, belli oluyor ki, Erdoğan ve çevresi PKK Önderi’nin sözünü ettiği “darbe mekaniğinin” ta Atlantik ötesinden işleyiş seslerini duydular ve bu “yaklaşan felaketi”, “demokrasiyle, çözümle” önlemek yerine, o felaketin gücüyle “uzlaşarak” önleme yoluna saptılar.
Bu yol “darbe mekaniğinin işlemesini” önlemez. Tersine “vesayete boyun eğenler”, tarihte olduğu gibi, “vasilerinin” ayakları altında ezilmekten kurtulamazlar.
Vakit daraldı... Seçim öncesi “kaza” ve “provokasyonları” önlemek, özel bir anlam kazandı.