Oldukça hareketli, krizli ve gerilimli bir yılı geride bıraktık. 2014 yılı, Kobanê ve Şengal direnişleriyle Kürtlerin zorbalığa karşı tüm insanlığın vicdanını ayaklandırdıkları bir yıl oldu. 1 Kasım Dünya Kobanê Günü bunun en bariz örneği oldu.
Stefan Zweig; 16. yüzyıl Cenevre’sinde Jean Calvin diktatörlüğüne karşı koyan Sebastian Castellio ve hümanist din adamı Miguel Serveto’nun mücadelesini anlattığı kitabına "vicdan zorbalığa karşı" ismini vermişti. Eğer Zweig yaşıyor olsaydı, büyük ihtimalle Kürtlerin 2014 yılı mücadelesi için de "vicdan zorbalığa karşı direnmeye devam ediyor" derdi.
Kürtler son bir yılı, nerede bir zorbalık varsa orada vicdanları direnişe kaldırmakla geçti. Türkiye’de barışı sağlamak için AKP ve Erdoğan diktatörlüğüne, Kürdistan’ın Güney ve Rojava alanlarında da DAİŞ çetelerine karşı insanlık savaşını verdi. Bu iki alanda da zorbalık, zulüm ve vahşet alabildiğine pervasızca uygulanırken renk, dil, din, kültür farkı gözetmeksizin herkesi korumayı görev edinen yegane güç oldu.
Aradan geçen 500 yıla rağmen, her Calvin’e karşı bir Castellio’nun olacağını, sonuçta kazananın zorbalık karşısında vicdan olacağını da gösterdi bu direniş.
Çağımızın bu Calvin’lerine karşı Castellio rolünü de Sayın Öcalan üstlendi. Öcalan verdiği zihniyet mücadelesiyle çağımızın din tiranlıklarının karanlık yüzlerini deşifre etti. Bir toplum bilimci gibi analizler geliştirdi. Geliştirdiği mücadele stratejisiyle de tüm karşı stratejileri boşa düşürdü.
Öcalan’ın farkı fikirlerinin örgütlü yapıya ulaşmasıdır.
16 yy’da Calvin’in tiranlığına karşı Castellio ve Serveto sadece fikirleriyle savaşmak zorundaydılar. Fikirleri toplumsal alanda bir örgütlülüğe kavuşmamıştı. Fikirlerinin toplum tarafından kabul edilmesi bir tarafa, hiç kimse açıktan Calvin’e karşı çıkacak cesareti bulamıyordu.
İşte Öcalan bu yönüyle bu yürekli fikir adamlarından daha avantajlı. Öcalan’ı çağımızın Calvin’lerine karşı güçlü kılan en önemli etmen, fikirlerinin bir örgüte dönüşmesi, bu fikirler ışığında insanlığı tiranlardan koruyan güçlü ve iradeli bir yapının olmasıdır.
Öcalan’ı ve PKK’yi 40 yıl boyunca Ortadoğu diktatörlerine karşı ayakta tutan bu zihniyet savaşı ve bununla paralel olarak geliştirdiği örgütlü gücüdür. Bugün de Kürtlere her türden zulüm ve asimilasyonu din maskesi altında uygulayan Erdoğan’a ve din adına hiçbir çıplak zulümde tereddüt etmeyen DAİŞ barbarlığına karşı Kürtleri güçlü tutan Öcalan’ın örgütlülüğe kavuşan fikirleri, tarih ve toplum tezleridir.
2014 yılında Kürtler bu örgütlü direnişleriyle zorbalığa karşı vicdanları ayaklandırdılar. Castellio’nun fikirleri yaşadığı çağda insanların vicdanlarında en ufak bir etki yaratmazken, terör herkese "haklılığını" kabul ettirmişti. Ancak Öcalan’ın fikirleri ışığında gelişen mücadele terörü vicdanlarda mahkum etti. Dolayısıyla vicdan zorbalığa galebe çaldı.
2014 yılının son iki günü Sterk TV’de yayınlanan ve bir grup gazeteci arkadaşımla birlikte hazırladığımız özel programda KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık haklı olarak "2014 yılında kazanan Kürtler ve birlikte mücadele ettiği halklar olmuştur" demişti.
2014 yılında Kürtlere yönelik gelişen saldırıların büyüklüğü ve bu saldırılara rağmen sonuçta ortaya çıkan tablo göz önüne alındığında bu tespitin ne kadar doğru olduğu sanırım daha iyi anlaşılır.