Vietnam savaşı, çağımızın süper gücü Amerika Birleşik Devletleri ile sömürge yönetimini daha yeni kovmuş, ekonomik ve sosyal gelişimi geri 17 milyon nüfuslu Vietnam arasındaki boğazlaşmanın adıdır.
Amerika’nın savaş Baronları, 1965 yılında Vietnam’ı bombalamaya başlarken, direnişi kısa zamanda bastırıp, işgali tamamlayacaklarına inanıyorlardı.
Böyle düşünmekte ve düşündüklerine inanmakta haklıydılar. Çünkü Amerika, dünyanın süper gücüydü. Yer yüzünde kimsenin elinde olmayan silah teknolojisine sahipti.
Vietnam ise 17 milyon nüfuslu, küçücük bir ülkeydi. Bu küçük gücün, baş eğen teknolojik üstünlüğü ve yok edici kurşundan geçmiş ordusuna direnç göstermesi bile gülünçtü.
Masa başındaki hesap böyle ama, dağlarda hava farklıydı. Cahil köylü gözüyle görülüp, küçümsenen Vietnamlı gerillalar direniyor, güçten parçalar koparıyordu.
Amerika ilk şaşkınlıktan sonra Vietnam’a kara ve hava teknolojisi yığıyor, asker sayısını artırıyordu. 1970 yılına gelindiğinde, Vietnam’a yığdığı asker sayısı 500 bini bulmuştu.
Öte yandan savaşta kural, acımasızlıkta sınır tanımıyordu, Amerika.
Silahlı, silahsız ayırımı yok, düşmana ait olup hareket eden bütün canlılar, yolda yürüyen yolcu, tarlada çalışan çiftçiler, insan eli ve emeğiyle şekil bulmuş her şey hedefti. Toplu cinayetler işleniyor, köyler yakılıyor, yararlanılan hayvanlar vuruluyordu.
İnsan onuru, başlıca hedefti. Babaların gözleri önünde çocuk yaştaki kızlara tecavüz ediyor, genç kadınlara tecavüzü kocalarına seyrettiriyorlardı.
Köylülere topluca yat-kalk, yerde sürün gibi askeri talimler yaptırılıyor, saatler boyu elleri ensede güneş ya da yağmur altında bekletiliyor, bir arada dayaktan geçiriliyor, acı çekerek ölsün diye alçaktan uçan helikopterlerden diri diri atılıyor, kimilerini diri diri yakıyorlardı. Babaların gözleri önünde çocuk yaştaki kızlara tecavüz ediyor, genç kadınlara tecavüzü kocalarına seyrettiriliyor, öte yandan beslenme ve üretim aracı inekler, öküzler, at, domuz, gameşler vuruluyor, ormanlar, ekin tarlaları yanıyordu.
Bütün bu vahşet, Ho Chi Minh liderliğinde direnen Vietnam halkını teslim almak içindi. Yoksul ülkenin kaybı büyüktü. Buna rağmen, teslim oluyor Vietnam halkı direniyordu.
Amerika 1975 yılında yenilmiş olarak çekildiğinde, Vietnam harabe, insan kaybı ise birbuçuk milyon kişiydi. Sakat kalmış insanlar bu rakama dahil değildi.
Buna karşılık Amerika’nın kaybı 58 bin asker, 2 bin 196 hava aracıydı.
Vietnamlı savaşçılar (Vietkong gerillaları) baskınlarıyla, Amerika’nın kibrine darbeler indiriyorlardı. Çünkü, ülke onların ve dağların dilini biliyor, araziyi silah olarak kullanıyorlardı.
Vietnam topraklarının altı delik deşik geçit, sığınak ve vur-kaç hamlelerinde iz kaybetme zulasıydı. O güne kadar, hiç kimse araziyi bu şekilde ustalıkla silah haline getirmemişti. Bu gerilla yöntemi efsanevi lider Ho Chi Minh ile General Vo Nguyen Giap’ın buluşuydu.
Düşman üstün teknolojisine rağmen, gülünç haldeydi. Çaresizliğiyle şaşkın…
Amerikalı annelerin tepkisi de Beyaz Saray’a yürüyüşe dönüşünce, kibirli başı eğilen Amerika barış görüşmelerine oturmak zorunda kaldı.
Vietnam zaferini kutlarken, Kürdistan’da öncü kadronun şekillenmesi ve sıfırdan başlayarak alt yapısını hazırlayıp, ulusal kurtuluş hareketini mayalaması daha yeni başlıyordu.
TC ise Amerika’nın müttefiki idi. Ordusu Amerikan eğitiminden geçiyor, Panama üssü dahil savaş akademilerinde kurs görüyor, Amerikanlı danışmanlardan taktik alıyorlardı.
Amerika’nın Vietnam’da sivillleri de hedef alan savaş taktiği, TC generallerine cazip geliyor, kafalarına uygun düşüyordu. Kürtleri terörle sindirecekleri inancıyla, “topyekün savaş” umuduna sarıldılar.
Kürdistan, 1968 Vietnam’ına dönüşmüştü. Yangına verilen köyler (4 bin köy), sivil kırım (17 bin 500 faili meçhul cinayet), tecavüz, toplu işkenceler, tutuklama, gerilla ve sivilllerin diri diri helikopterlerden atılmalar…
Fakat, taklit beklenmedik bir şekille karşılarına çıktı. Kürt halkı, adeta Vietnam halkına dönüşmüş, çocuklarına sahip çıkmış, Kürdistan ulusal hareketi Vietkong gerillalarının yerini doldurmuştu.
Vietnam’da, kim sivil, kimler gerilla belli değildi. Yolda yürüyen adam aniden mevzileniyor, tarlayı süren çiftçi sabanı bırakıp tüfekli oluyor, pirinç tarlası yarılıp içinden gerillanın fırladığı mevziye dönüşüyordu.
Kürdistan’daki manzara da benzerdi.
Ayrıca gerilla, üstün teknolojiye karşı da önlem geliştirmiş, tabiatı da (dağları, ormanları, kayalıkları) Vietkong ustalığıyla kullanıyordu. Kürdistan dağları, baş edilmez silahtı…
Amerika’nın Vietnam’daki ordusu, son zamanlarında kışlalara kapanmış, kum torbaları ve duvarlarına ardına gizlenmiş, hapsolmuştu. Tek atak ve savunma imkanları helikopterle sınırlı kalmıştı.
Türk ordusu, Kürdistan’da aynı durumda. Bu bir gerçek…
VİETNAM