
Almanya’da Kürt dernekleri 2. Bölüm KÖLN
Köln’deki Kürt kadınları, ilk defa sekiz yıl önce, henüz Avrupa’da böyle bir çalışma neredeyse hiç yokken, meclis kurmaya karar vermiş. O günden beri Viyan Kadın Meclisi çalışmaları sürdürülüyor. Köln’deki DKTM Meclisi’nin 66 kişi olduğunu dün söylemiştik. Viyan Kadın Meclisi ise 64 kişi. Üstelik Kadın Meclisi’nde 17 kişi, DKTM Meclisi’nde de bulunuyor. Bu hesapla Viyan Kadın Meclisi’nin DKTM Meclisi’nden çok daha güçlü olduğunu söylemek mümkün!
3 çocuğundan ikisi gerillada
Ayten Karadağ, Dersimli bir kadın. Viyan Kadın Meclisi’nin sözcülerinden biri. 15 yaşından bu yana Almanya’da. 3 çocuğu olan Ayten hevalin iki oğlu Kürdistan dağlarında gerilla... “85’te örgütle tanıştım. Halkımı, ülkemi tanımak, öğrenmek zaman aldı ama sonunda oldu” diyor ve devam ediyor: “92 yılında Önderlik Sahası’nı ziyaret ettim. Bu, hayatımda dönüm noktası oldu. İyi ki gitmişim, o yüce insanı tanımışım. Kafamdaki çelişkilere bir güneş gibi doğdu.”
Ayten heval, Almanya’ya döndükten sonra düşünmeye başlamış: “Halkım için ne yapabilirim?” Almanca bildiği için Dış İlişkiler çalışması yürütmeye başlamış, bir dönem Ceni Kürt Kadın Barış Bürosu’nda çalışmış. 8 yıl önce Köln derneği içinde Kadın Meclisi inşa edilirken ise kadın çalışmalarına dahil olmuş.
Viyan, ‘Ben hala yaşamım’ dedi
Kuruluş toplantısında “Viyan” adının verilmesini şöyle anlatıyor: “İlk meclis çalışmalarına başlama kararı aldık ve meclisin ismini tartışıyorduk. O anda Viyan arkadaşın fotoğrafı da tam karşımda duruyordu. Sanki, ‘Buradayım, ben halen bir yaşamım’ diyordu. Arkadaşlara fotoğrafı gösterip Viyan ismini önerdim, bütün arkadaşlar da tamam dediler.”
Meclis kadına ne kattı?
Kadın Meclisi çalışması, ilk olarak 30-35 civarında kadınla başlamış. “Ondan önce dernek çatısı altında, diğer arkadaşlarla birlikte çalışıyorduk” diyen Ayten heval, Viyan Kadın Meclisi’nin yarattığı farkı şu cümlelerle anlatıyor: “Meclis ise kadına özgüven verdi. Kadınlar, kendi düşüncelerini rahatlıkla ifade etmeye, öneri getirmeye, projeler sunmaya başladı. Bugün Almanya’da bile birçok yerde Kürt kadınlarının verdiği mücadele tartışılıyor bugün. Meclisler de buna büyük katkı sundu. Düşünün: Belki evinden, mutfağından çıkamamış kadın, bugün kitle çalışmalarını yapıyor. Kadınlara gidiyor, tartışıyor, toplum için ne kadar değerli olduğunu anlatıyor. Toplumu yönlendirecek, ona ışık tutacak bir özne olduğunu kavramış ve kavratıyor. Bu çok önemli bizim için. Kadınlarımız eskiden gece sokağa çıkamazken, bugün dağdaki gerillamızdan tutalım köylerimizin en ücra noktasına kadar dışarıdayız. Kadınlarımız artık geceyarısı bile sokakta, mücadelededir. Bunların mimarı da tabii önderimizdir, Kürt Halk Önderi Öcalan’dır.”
‘İlk anda sersemlediler’
Kadın Meclisi’nin kurulduğu dönemde çalışmalara katılan erkeklerden kaynaklanan sorunlar da yaşandığını ancak bunların zamanla neredeyse aşıldığını belirten Ayten Karadağ, devam ediyor: “Böyle bir mücadeleyle tanıştığında birçok insanımız sersemledi. Bu sırada bir de kadın çıktı ortaya ve erkekler, ‘Eyvah iktidarımız gidiyor’ kaygısına düşebildi. Ama bunları zamanla aştık. Halen bazen erkek arkadaşlar kadınların önerilerine karşı benzer yaklaşımlar gösteriyor ama sen bir adım daha ileri attığında ne yapması gerektiğini fark ediyor.”
Komisyonlar ve işleyiş
Viyan Kadın Meclisi’ne bağlı 6 komisyon bulunuyor: Örgütlenme, Eğitim, Kültür, Sosyal, Barış Anneleri ve Şehit Aileleri. Hepsi kendi alanlarında özgün çalışmalar yapıyor. Bazen DKTM Meclisi’nin ilgili meclisleriyle ortak çalışmalar da yürütüyorlar; ama özgün çalışmaya daha fazla ağırlık veriyorlar. Komisyon sözcülerinin oluşturduğu Viyan Kadın Meclisi Yürütme Kurulu, 15 günde bir toplanarak çalışmaları değerlendiriyor, komisyonların çalışma planlamalarını tartışıyor. Ayda bir bütün komisyonlar ayrı ayrı toplantılarını yapıp alanlarında yaptıkları ve yapacakları çalışmaları tartışıyor, eleştiri ve özeleştiri yapıyor. İki ayda bir ise bütün meclis bir araya geliyor, komisyonlar raporlarını sunuyor, çalışmalar masaya yatırılıyor. Ayten Karadağ’ın söylediğine göre bu toplantılarda olağanüstü durumlar oluşmazsa aksama olmuyor.
Peki komisyonlar ne iş yapıyor? Ayten Karadağ, birer birer şöyle açıklıyor:
* Örgütlenme Komisyonu, meclise yeni kadınları katmak için politikalar belirliyor, hedefler koyuyor.
* Eğitim Komisyonu, kadınların günlük yaşamları ve politik mücadeleleriyle ilgili eğitimler düzenliyor. Çocuk gelişimine dair yapılan eğitimler, buna bir örnek.
* Kültür Komisyonu, halen devam eden Kadın Korosu gibi çalışmaları koordine ediyor.
* Barış Anneleri, şehit annelerinin oluşturduğu bir komisyon.
* Şehit Aileleri Komisyonu, özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenlerin ailelerini bir araya getiriyor, ihtiyaçlarını tespit ediyor, gerekli durumlarda devreye girerek yardımcı oluyor, aileler arasında koordinasyon sağlıyor.
* Sosyal Komisyon, somut projeler ortaya koyuyor, bunların gerçekleşmesi sürecini örgütlüyor. Mesela bu yılın hedefleri arasında olan Kürtçe kreş, bu komisyonun hedefleri arasında.
Kadınların temel sorunları
Viyan Kadın Meclisi yola, Köln’deki kadınların temel sorunlarını tespit ederek çıkmış. Bu temel sorunları üç ana başlıkta özetliyor Ayten heval:
* Dil sorunu: Kadınlarımız dışarıda kurumlarla iletişim kurmakta zorlanıyor, kendini ifade edemiyor, iş yaşamına adapte olamıyor.
* Çocuklar: Kadınlarımızın birçoğunun okuma yazması yok. Çocuklarına eğitimlerinde yardımcı olamıyorlar.
* Sosyal hayata katılım: Kadınlarımızın önemli kısmı, Almanya’da herhangi bir biçimde sosyal yaşama dahil olamamış. İlişkileri akraba çevresinden, komşulardan ibaret kalmış.
Bu alanlara dair de tek tek somut planlamalar ya da yapılanlar sıralanabiliyor. Mesela dil sorunuyla ilgili dernekte daha önce Almanca kursu verilmeye başlanmış. Fakat daha sonra devletin bu kursları ücretsiz sağladığı fark edilmiş ve kadınlar bu kurslara yönlendirilmiş. Çocuk eğitimiyle ilgili somut ve bu yıl içinde tamamlanması öngörülen bir kreş projesi var. Ayrıca dernekte bir oda çocuklar için ayrılmış, önümüzdeki günlerde “çocuk odası” olarak düzenlenecekmiş. Yine Eğitim Komisyonu, hem kadınlara hem erkeklere dönük eğitimler düzenliyor. Bunlar politik eğitimler olabildiği gibi, “aile ve çocuk”, “çocukla iletişim” ve “şiddet” gibi başlıklarda özgün eğitimler de olabiliyor. Çocuklara yönelik ek derslerde başlatılmış, şu sıra sekteye uğramış fakat yeniden başlayacakmış.
Meclis kadınları dönüştürdü
Sosyal hayata katılım ise meclisin en güçlü yanlarından biri; çünkü meclisin kendisi her şeyden önce sosyal bir birliktelik. Sözü Karadağ’a bırakalım: “Meclisimizle birlikte kadınlarımız çok farklı bir hale geldi. Birçok kadınımız kendi ekonomisini kazanmaya başladı. Birçok kadınımız dil kursuna gidip Almanca öğrendi. Birçok yönüyle kadın, meclisin kurulmasıyla kendini yeniledi.”
‘Êzîdî kadınların eleştirisi haklı’
Son dönemlerde “kadın” denilince aklımıza ilk gelenlerden biri de doğal olarak Êzîdî kadınlar... Bu konuda 3 ay öncesinde kadar Avrupa’daki Kürt kadın örgütlerine yönelik bazı eleştiriler de vardı. Birleşmiş Milletler’deki konuşmasıyla hafızamıza kazınan DAİŞ’in elinden kurtulmuş genç Êzîdî kadın Nadya Murad, gazetemizden Suna Alan’a verdiği söyleşide, Kürt kadın örgütlerinin de Êzîdî kadınlara destek ve onların rehabilitasyonu konusunda gerekli çabayı göstermediği eleştirisini yapmıştı. Bu konuyu Köln Viyan Kadın Meclisi’ne de sorduk, sözcü Karadağ, şöyle yanıtladı: “Eleştiri doğrudur, Êzîdî kadınlarımızla yeterince iletişime geçemedik. Diğer bölgeleri bilmiyorum ama Köln’de DAİŞ‘ten kurtulan Êzîdî kadınlara destek konusunda gerçekten çok eksik kaldık. Çok yoğun bir dönemdi, sürekli eylemlerdeydik. Önümüzdeki süreçte bu eksiği kapatacağız. Daha biraz önce bir toplantımız vardı, geçmiş bir yılı değerlendirdik ve eksiklerimizi ortaya koyduk. Rojavalı ve Şengalli mülteci kadınlarımızla daha çok ilişkiye geçmek de hedeflerimiz arasında. Sonuçta bir kadın mücadelesi veriyorsak, ülkemizde katliamdan geçmiş, tecavüze uğramış, DAİŞ zulmünden kaçmış, yollarda ölümü göze alarak buralara gelmiş insanlarımıza sahip çıkmamız gerekiyor.”
Ayten, bu noktada, çalışmaları sürdürülen bir hedeflerinden daha bahsediyor: Kobanê’ye seyyar hastane.
Başarının ‘sırrı’ ne?
Köln Viyan Kadın Meclisi, kendilerinin de tarif ettiği eksiklerine rağmen, Almanya’nın en başarılı meclislerinden biri... Bu, hem DKTM’deki tablodan hem de kadınların heyecanından kolaylıkla anlaşılabiliyor zaten. Bazı bölgelerde kadın meclisleri, kongre yeter sayısına bile ulaşamamaktan şikayet ederken Viyan Kadın Meclisi nasıl başarılı oluyor? Karadağ, “sırlarını” şöyle açıklıyor: “Mücadele etmek ve samimi olmak çok önemli. Bir yoldaşım daralmışsa üşenmeden gece yarısı bile kalkıp giderim yanına, herkes de öyle yapar. Eksiklerimizi, yapmamız gerekenleri konuşuruz. Özveri, sıcak bir tebessüm... Siz insanlara yüreğinizi açtığınızda, onların sizden kopmayacağını anlarsınız. Belki eksiklerimiz var ama biz yüreğimizi açıyoruz kadınlarımıza. Her arkadaşın özveriyle katılması, bize başarı kazandırıyor. İşi, evi, çocuğu var belki ama buna rağmen zaman ayırabiliyor. Her arkadaşımız hangi eve gitse, kafalarında aynı soru vardır: ‘Acaba meclise katabileceğimiz kimse var mı?’ Her şeyin temelinde sevginin, sıcak bir yüreğin yattığına inanıyorum.”
Çocuklarımın hem yoldaşı hem annesiyim
Ayten heval de, Almanya’daki 40 yıllık yürüyüşe dahil olmuş, bu sırada bir insana belki ağır gelecek onca yük omuzlamış, şehitler vermiş ama asla yılmamış onca yurtsever gibi, etkileyici bir kadın. İki çocuğu özgürlük dağlarında, bundan onurla, mutlulukla bahsediyor. İnsan, bu inanç, kararlılık karşısında ne söyleyeceğini şaşıyor.
Oğulları hakkında şunları söylüyor: “Bu duyguları anlatmak gerçekten çok zor. Onur duyuyorum. Büyük oğlum gerillaya katılma kararı aldığında onunla çok sohbet ettim. 92 yılında gittiğimde gerillanın kış yaşamını görmüştüm. Bütün bunları ona izah ettim. Gerilla yaşamının ne kadar zor olduğunu anlattım. Oğlum bana, ‘Karşımda duvar olsa, onu deler yine giderim. Ben isterim ki annem yoldaşım olsun’ dedi. Artık bana söyleyecek bir şey kalmamıştı, ‘Yolun açık olsun’ dedim. Zaten 92’den beri çalışmaların içindeyim ama oğlumun gidişinden sonra daha da farklı oldu. Çocuklarımın hem yoldaşı, mücadele arkadaşı hem de annesiyim.”
Komünist öncüden Alevi öncülüğüne: Pir Mustafa Deprem
Köln DKTM’de kime dokunsanız, fena bir hikaye çıkıyor ortaya. Hepsi de birbirinden farklı yollardan geçmiş, aynı yolda buluşmuş. Bunlardan biri de Alevi piri Mustafa Deprem... Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) yöneticisi olan Deprem, Köln ve çevresine hizmet eden Leverkusen’deki dergahta erkan yürütüyor.
Mustafa Deprem, Maraş’ın Elbistan ilçesinden, 1949 doğumlu bir Kürt Alevi’si. Kantarma Köyü’nden, Sinemili Ocağı’ndan. Deprem, gençliğinde öğretmenliğe başlamış ve o sırada Türkiye Öğretmenler Birliği Derneği’nin (TÖB-DER) genel merkez yöneticisi olmuş. Bunun yanı sıra Türkiye Komünist Partisi (Birlik) (TKB(B)) yöneticisiymiş. 12 Eylül Darbesi’nde, 15 yıllık “halim selim” bir öğretmenlik geçmişi ardındayken, tutuklanmış, Mamak Askeri Cezaevi’nde ağır işkenceler eşliğinde hapis yatmış. İşkenceleri anlatırken bugün bile kanının donduğunu hissediyor insan.
Cezaevi ardından bir müddet daha ülkede kalmayı denemişse de, yoğunlaşan baskılar müsaade etmemiş. Eşi ve 8 yaşındaki kızıyla birlikte Meriç Nehri’ni yüzerek geçtikleri çok zorlu bir yolculuğun ardından 1986 yılında Almanya’ya ulaşmışlar. Deprem, Almanya’da da bir süre daha TKP(B) ile yürümeye devam etmişse de, kendi deyimiyle “Berlin Duvarı onların da üstüne yıkılmış” ve o yolculuk, orada sona ermiş.
‘Bir süre sonra baktım ki...’
Yıllar içinde Mustafa Deprem, vaktiyle “komünistliğine halel gelir diye” uzak durduğu Aleviliğiyle tanışmaya, tanıştıkça da Alevilik’te ‘gizli sosyalist’ öğretiyi keşfetmeye başlamış. Diyor ki, “Bir süre sonra baktım ki, komünal yaşam, Alevilik’te var. Sonra baktım, Kürt Özgürlük Hareketi’nin de söyledikleri çok yakın buna. Ayrıca bütün Alevi örgütlenmelerine bakın, hakikaten Kürt Özgürlük Hareketi tarzıyla yapılmışsa bir şey kazanılmış. 2000’li yıllardan sonra böyle düşünmeye başladım.”
Bu yıllar ardından hem -kaybedilmiş yılların da birikmiş hırsıyla- hızla Aleviliği öğrenmeye hem de Kürtlüğüyle daha fazla buluşmaya başlamış Mustafa Deprem. Sonra süreç öyle bir gelişmiş ki, zaten yetiştiği ocaktan kaynaklı “görevi” de olan pirliği 50’sinden sonra yürütmeye başlamış. Şöyle anlatıyor: “Bu noktaya gelinceye kadar kendimle çok cebelleştim. Ben materyalizm ve sosyalizmle şekillendim. Alevilik, komünal hayat, rızalık, musahiplik demiş; kadını öne çıkarmış hep. Bir yerden sonra bende ‘sentez’ eksikliği olduğunu düşünmeye başladım. Geç oldu ama temiz oldu. Toplumun talepleriyle bütünleştiğin an zaten kendi kendine görevler ortaya çıkıyor. Bir süre sonra kendi kendime, ‘Artık utangaçlık yapmanın anlamı yok, bu işin adını koymak lazım’ dedim. Aleviliğin ocaklarda yetişenler tarafından değil ‘mühendislik’ yapanlar tarafından öğretilmesi de zoruma gitti. Dedim ki, biz kendi inancımızı kendimiz yaşayalım, öğretelim. Sonra artık dernekleşmenin Alevileri ilerletmeyeceğini, dergahlaşmaya geri dönülmesi gerektiğini düşündüm. FEDA’nın meclisleşmesi, Pirler Divanı’nın oluşması ve dergahların açılmasıyla görev almaya başladım.”
Bu vakitten sonra bir dönemin komünist öncüsü Mustafa Deprem, hem de savunduklarının ana fikrinden hiçbir şey değiştirmeden, Alevi pirliği yapmaya başlamış.
‘İşte size toplumsal ahlak!’
“Alevilik, toplumsallığın vicdanıdır. Bunun mutlaka hayata geçirilmesi lazım. Bugün eğer Türkiye ve Kürdistan’da gerçekten bir gelişim olacaksa, bunun kültürü, altyapısı mutlaka Alevilik olmalı. Çünkü Mezopotamya’nın kültürü budur” diyor ve devam ediyor: “FEDA olarak, Aleviliğe dayatılan asimilasyoncu politikaların karşısında durmak, yeni kuşakların Aleviliğin yaşam tarzını öğrenmesini sağlamak, modernizm denilen toplumsal çürümeye karşı durmak ve kadimden beri Aleviliğin yönetim tarzı olan özerkliği mutlaka hayata geçirmek için birbirimize söz verdik. Daha inançlı ama ritüellere teslim olmadan çalışıyoruz. İnanarak yapılan her şey kutsaldır. Sevgiyi de kattınız mı, insanı da başına koydunuz mu, işte size toplumsal ahlak. FEDA’nın çalışma tarzı budur.”
Neden başkası değil de FEDA?
Peki bir Alevi, neden başka bir inanç kurumunda değil de FEDA’da bulunmalı? Pir Deprem, şöyle açıklıyor: “FEDA samimidir. 72 millete aynı nazarla bakar. Bu ne demek biliyor musunuz? Demokrasi demek... Ayrıca, bir bölge halkı kırımdan geçirilirken hiçbir şey olmamış gibi davranamazsınız. 72 millete aynı nazarla bakıyorsanız, ya mazlumun yanında duracaksınız ya da Saray’da Hüseyni duruşa karşı örgütlenenlerin Muaviye Sarayı‘nda keyif çatacaksınız. FEDA, Hüseyni bir duruşla 72 millete aynı nazardan bakar; rıza şehri yaratmayı, musahip toplumu yaratmayı hedefleyen bir Alevi örgütlenmesidir. Devletin yönlendirdiği Alevi olmak istemiyor FEDA; kendisinin Alevisi olmak istiyor. Hele Mustafa Kemal’in Alevisi olmak, hiç istemiyor.”
FEDA’nın halihazırda Almanya’da 13 dergahı olduğunu belirten Mustafa Deprem, ekliyor: Fakat her yerden büyük talepler var. Artık eskisi gibi değiliz. Bugüne kadar FEDA’yı tanımayanlarla artık beraber örgütleniyoruz. Samimiyetimiz tüm toplum kesimleri tarafından fark ediliyor.”
OSMAN OÐUZ