
Recep ve tayfası böyle yapıp halkı kandırarak iktidarını sürdürmek istiyor. İktidarda kalmayı kirli savaşa ve PKK'nin bitişine bağlamış bir iktidar var. Aç tavuk rüyasında kendini darı ambarında görürmüş. Tayyip Erdoğan ve tayfası varlıklarını bu hayale bağlamışlar. Ne var ki kim varlığını bu hayale bağlamışsa sonunda siyasal alandan yok olup gitmiştir. 1980’li ve 1990’lı yıllarda “ya bitecek ya bitecek” diyen ve bunun için tüm kirli savaş yöntemlerini kullanan, dış dünyanın da tam desteğini alan hükümetler bu işi başaramadıysa AKP iktidarı hiç başaramaz. Kürt halkı Kürdistan'ın tüm parçalarında ve Bakurê Kurdîstan’da eskisinden daha güçlü hale geldiği gibi, bölge ve dünya koşulları da 1990’lı yıllardan daha fazla Türkiye'nin böyle bir hayale ulaşmasının aleyhindedir.
Kürt Halk Önderinin esaret altına alındığı dönemde de PKK'nin gücü ciddi düzeyde artmıştı. Kuşkusuz Kürt Halk Önderinin yakalanması örgüt ve toplum açısından ciddi bir sarsılma yaratmıştır. Ancak komplo öfkeyi arttırmış, her gerilla fedaice savaşma kararlılığı içine girmişti. Kürt Halk Önderi böyle bir savaşın yürütülmesi yerine, gerilla güçlerini Türkiye dışına çıkararak demokratik çözüm için fırsat tanıdı. “Beni esir aldınız, silahlı güçleri de dışarı çıkardık; çözmek istiyorsanız buyrun size fırsat” demiştir. Ancak Türk devleti bunu zayıflık olarak görmüş, hiçbir adım atmamıştır. AKP de iktidara gelince devletteki bu kanaate göre yaklaşmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi defalarca AKP iktidarına çağrı yapmış, “bu sorunu çözün, kalıcı barış olsun” demiştir. Ancak Tayyip Erdoğan “düşünmezseniz böyle bir sorun da olmaz” yaklaşımı gösterince, gerilla 2004 1 Haziran’ında ikinci 15 Ağustos hamlesi başlatmıştır. ABD, AKP, güneyli Kürdistanlı siyasi güçler ve birçok çevre PKK içine el atarak bu yeni direniş hamlesini önlemek istemişlerse de başarılı olamamışlardır. AKP iktidarı daha başka yollardan bu mücadeleyi engellemeye çalışmış, ama amacına ulaşamamıştır. Gerilla hamlesi her gün yükselip gelişerek AKP’nin iktidarını sarsmıştır.
İktidarı sallanınca Tayyip Erdoğan PKK'ye bazı aracılar göndermiştir. Bizzat bir belediye başkanının yanına giderek ricada bulunmuş; “PKK'ye söyleyin ateşkes olsun, biz de adımlar atalım” demiştir. İmralı’ya da benzer amaçlı aracılar göndermiştir. 2006 1 Ekim’inde ilan edilen ateşkes böyle gündeme gelmiştir. Çünkü bu ateşkesler olmasaydı AKP iktidarı çökecekti; iktidarını kaybedecekti. Daha sonraki yıllarda da Tayyip Erdoğan hep bir şeyler yapacağız umudu vererek ateşkesler yapılmasını istemiştir. Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi AKP iktidarına demokratik çözüm için şans tanımak amacıyla yıllarca çatışmasızlık ortamını sağlamıştır. 2013 Newroz çağrısı da bu amaçla yapılmıştır. İmralı’daki tüm görüşmeler ve Dolmabahçe Mutabakatı da bunu amaçlamıştır. Ancak Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı ilkeler üzerinde değil de dengeler üzerinde politika yaparak yaşamayı siyaset tarzı haline getirdiği için demokratikleşme hamlesi olacak bir çıkış yapmamıştır. Hep yalancı Recep’liği oynamıştır. Gelinen aşamada artık oyalama yapamayacağından ya çözüm için adım atacaktı ya da yeni dengeler kurarak PKK'ye karşı savaş açacaktı. Nitekim tüm Kürt düşmanlarını ve bilcümle faşistleri yanına alarak Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı Tansu Çiller gibi “ ya bitecek ya bitecek” savaşı başlatmıştır.
Hatırlanırsa 1990’lı yıllarda “ya ver kurtul, ya da vur kurtul” deyimi ortaya atılmıştır. Yani ya sorun çözülecektir ya da savaş yapılacaktır. 2015’te de siyasi durum bu noktaya gelmiştir. Sonunda çözüm politikaları olmadığından 1993 konsepti olan “Vur kurtul”da karar kılınmıştır. Şimdi yürütülen kirli savaş budur. Ama ne o zaman vurup kurtuldular, ne de şimdi vurmayla kurtulacaklardır. Bu işten demokrasi içinde, yerel demokrasi temelinde özyönetime dayalı demokratik özerklik dışında kurtulmak mümkün değildir.
1993-94’te de bugünkü gibi köyleri yakıp yıktılar, binlerce Kürt’ü öldürdüler; ama kaybeden soykırımcı Türk devleti oldu. Yakın zamana kadar bu politikalar yanlıştı; bu politikalar PKK'yi büyüttü, demiyorlar mıydı? Cizre’de, Sur’da, Nusaybin, Şırnak’ta ve tüm alanlarda yenilen de AKP faşizmi ve müttefikleridir. Son 10 aydaki direnişlerle Kürt’ün direnişteki ısrarı ve yenilmezliği ortaya konulmuştur. Kürt’ün mutlaka özgürleşeceği bir daha gösterilmiştir. Hiç kimse AKP iktidarının psikolojik savaşına ve propaganda kampanyasına kanmasın. Topyekün yürütülen yok etme savaşı karşısında teslim olmayan ve direnen Kürt halkı özgür ve demokratik yaşamını saldırılar ne kadar ağır olursa olsun bu direnişlerle güvenceye almıştır. Bu direnişler özgür yaşamın kazanılacağının iradesi ve kararlılığı olmuştur. Bu direnişler olmasaydı AKP istediği amacına ulaşırdı ve PKK kendi sonunu hazırlardı.
Şu andaki AKP'nin, kuruluşundaki AKP ile herhangi bir bağı kalmamıştır. Şu anda kuruluşunda karşı olduğu tüm güçlerle müttefik olmuştur. Onların ipoteği altına girmiştir. Bu durum mevcut AKP’nin en zayıf hale düştüğünü gösteriyor. Deniz’e düşen yılana sarılır durumundan daha kötü bir duruma düşülmüştür. AKP için çöktü çökecek demek bile iyimser yaklaşım olabilir. AKP bitmiş ve çökmüştür. Önümüzdeki aylar bu çöküşün öyküsünün yazılmasıyla geçecektir. Gözaltına aldığı siviller ya da top, tank, uçak saldırılarıyla yaraladıkları insanları göstererek başarılı olduğunu söyleyen bir iktidar zaten zayıf bir iktidardır. Savaş ortamının zor koşullar içinde kalmış, devletin ağır saldırısı altında psikolojisi bozulmuş çocuk yaştaki bir kız çocuğu konuşturularak PKK'nin çöküşünü ilan eden AKP iktidarı zaten çaresiz ve zavallı hale gelmiştir.
PKK çöküp çökmediğini her gün Tayyip Erdoğan ve Saray Gladyosuna göstermektedir. On bin polis ve askerle Amed’e giden bir cumhurbaşkanı ve başbakanın neyi kalmıştır? Tüm varlığı etrafındaki polis ve askerlerdir. Sadece sömürge valileri böyle dolaşır. İşgalciler bir yere böyle giderler. Sağdan soldan toplanan kalabalığın eline stadyumlarda olduğu gibi bayrak tutuşturan ve Amed’e “tek, tek, tek” demek için giden kim başarı kazanabilir?
PKK AKP'ye şimdiye kadar şans tanıdığı için hükümette kaldı. PKK ile savaşa giren AKP ise gidicidir. Kürt halkının özgürlük iradesi o kadar derin ve yaygın hale gelmiştir ki, bu güçle savaşan ve bitirme iddiasında olan intihar ediyor demektir. Zaten Erdoğan ve Saray Gladyosu kendisiyle birlikte tüm Türkiye'yi intihara götürmektedir. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi ve demokrasi güçleri Türkiye'nin intihara sürüklenmesine izin vermeyecek, Türkiye'yi demokrasi güçleriyle birlikte AKP iktidarından kurtararak demokratik karakteriyle Ortadoğu'nun yükselen değeri haline getirecektir.
Hüseyin Ali