
Wan depremi mağdurlarına yardım amaçlı yapılan proje, birçok gönüllüye de örnek olacak nitelikte. Nasıl gelişti bu süreç?
Ben o dönem Türkiye’deydim. Haberleri mahalleli ile birlikte izliyorduk ve olanlar gerçekten bizi çok üzmüştü. Roj TV izlerken „Ape Mamık“ adında amcamız „Keşke birileri olsa da oradaki insanlara yardım edebilsek“ diye sitemde bulundu. Bu beni çok etkiledi. Almanya’ya döndüğümde yardımların olduğunu fakat devlet engelleri nedeniyle çok da yerine ulaşmadığını gördüm. Bu durum da beni üzdü. Bunun yanında kış gelmek üzereydi ve elimizi çabuk tutmak zorundaydık. Bizim köyde göçlerden kaynaklı boş evler vardı ve bu evlerde ailelerin yaşayabileceğini düşündük. Bunun için gerekli yerleri aramaya başladım.
Bu konu hakkında kimlerle görüştün, kimler sana destek oldu?
BDP Wan Milletvekili Özdal Uçar’a ulaştım ve ona yardım etmek istediğimi söyledim. Orada da ciddi bir mağduriyet olduğunu söyledi. Özdal Bey’den onay aldıktan sonra Avrupa’daki tanıdıklara ulaşmaya çalıştım. Bunun yanında Pazarcık Belediyesi ve Kaymakamlığı’nı da aradım. Kaymakamlık beni belediyeye yönlendirdi. Bu konuda yardımı olabilecek makamlara ulaşmaya çalıştım kısacası. Onlar da beni gerekli yerlere yönlendirdi.
Avrupa’da nasıl bir çalışma yürütüldü?
Fransa, Almanya, İsviçre ve İngiltere’deki tüm tanıdığım Cimikanlılara ulaştım. Hepsi çok heyecanlandılar ve hemen yardım etmek istediklerini söylediler. Yalnız hayata geçirilemez böyle bir yardım projesi. Köyde de çok fedakar insanlarla görüştüm ve yardım etmek istediklerini söylediler. Orada Çetin Pelen ve Fatma Pusat yardımcı oldu. Almanya’da Elif Pusat, Sultan Batı, Songül Pusat, Hasan Serin, Hüseyin Bezgin ve Ayten Baliboz-Yüksel’den oluşan bir ekip kurduk. İsviçre’de Duran Yağcıbulut sorumluydu, orada bir ekip oluşturdu. Fransa’da teyzem Fatma Yağcıbulut ve dayım Hüseyin Yağcıbulut destek verdiler. Hepimiz bir durum değerlendirmesinden sonra 5 aileyi Mayıs’a kadar köyümüze yerleştirmeyi uygun bulduk. Çocukların eğitim sorunlarını da çözmek zorundaydık.
Köydekilerin buna tepkileri nasıl oldu, kaygıları var mıydı?
Tabii kültürel farklılıklardan dolayı kaygıları vardı, özellikle inanç farklılıklarından kaynaklanan kaygılar ön plandaydı. Sonuçta iç içe yaşayacaklar. Bunu açıkça dile getirdiler de. Fakat bu kaygıların çoğu konuşularak giderildi. Bizim köy nüfusunun büyük oranı yaşlılardan oluşuyor. Fakat köyün her zaman için böyle yardımlara hazır olması benim açımdan çok rahatlatıcıydı. Köyümüzün yurtsever bir köy olması nedeniyle hep yardımlara açık olmuştur, onlardan kalan mirası da biz devraldık.
Projenin ekonomik ayağı nasıl oluşturuldu?
Bu projenin en temel ayağı ekonomik dayanışmaydı. Burada birinci elden tanıdıklarımla imkanlarımız doğrultusunda hareket etmeye çalıştık. Yerleştirmenin daha kolay olması açısından, ailelerin Mayıs ayına kadar ki masraflarını biz karşılayacağız ve onlara aylık olarak yardım edeceğiz. Ailelerin kaç kişi olduklarını öğrendiğimiz andan itibaren koordineli olarak hazırlıklara başladık.
Peki bürokratik engelleri nasıl aştın?
Gelecek olan ailelerin mağdur olmamaları açısından Pazarcık Kaymakamlığı ile bağlantıya geçmiştim, onlarda beni Narlı Belediyesi’ne yönlendirdi. Tabii Wan’ın politik karakterini göz önüne aldığımızda kaygılarım vardı ama belediyeyi aradıktan sonra geçti. Narlı Belediye Başkanı Metin Ergücen yardım edeceklerini bildirdi. Onlar bürokratik işlerle bizzat ilgilenecekler. Hatta Maraş Valiliği’ne başvurularak gerekli tüm izinler alındı.Aileler nasıl karşılandı ve yerleştirildi?
Köydeki evler yerleşmeye hazır hale getirildikten sonra ailelerin yola çıkmasını istedik. 30 Kasım’da yola koyulan aileler 1 Aralık’ta Narlı’ya ulaştı. Köylüler ve belediye tarafından aileler karşılandı. Tabii o zaman çok duygulu anlar yaşanmış. Köyde çocuk koşuşturmacasından herkes memnun. Bu yardımların daha da çoğalmasını istiyoruz. Herkes kendi çapında yardım ederse, en azından bir kısım insana yardım etmiş oluruz.
Ailelerle görüştüğünde durumları nasıldı, nasıl bir reaksiyon gösterdiler, ilk etapta neler anlattılar?
Bana ilk olarak sitemlerini dile getirdiler. Devletin bizim yaptığımızın çeyreğini yapmadığını söylediler. „Biz çok çaresizdik, birilerinin bize yardım eli uzatmasını bekliyorduk“ dediler. Çocuklar hala deprem psikolojisindeymiş. Mesela belediye onları kahvaltıya götürmüş, çocuklardan biri de restorantta „deprem oluyor“ diye birden bağırmış. Hatta bir çocuk da bana „burası güzel kar yok“ dedi. Bir başka mesele ise kültürel farklılıklar. Mesela tandır ekmeğine alışkın olduklarından diğer ekmeğe yabancılar ve orada tandır yapmak istiyorlar. Bu aynı zamanda her iki tarafın kültürlerini de kaynaştıracak. Umarım bu yardımlar daha da artar.
ELİF SONZAMANCI