Deprem mağduru olan ve hala konteynerlerde yaşamak zorunda olan bu insanlar, deprem öncesinde devlete vergi ödemiş insanlar. Yıllarca devlete ödedikleri verginin karşılığı, başlarına gelen doğal afetten kaynaklı olarak kendilerine yaşam hizmeti olarak geri dönmeliydi. Aş iş ve başlarını koyabilecekleri insanca bir ev ihtiyacı karşılanmalıydı.
Ama üzerinden iki yılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen bu insanlar hala çadır kentlerde elektriksiz, susuz, yakıtsız üçüncü kışı karşılıyorlar. Çocukların durumu perişan. Elektrik olmadığı için minikler derslerini çalışamıyorlar. Sadece elektrik olmadığı için de değil.
Düşünsenize; karanlık, soğuk, bir o kadar da kalabalık bir odada ders çalışmak zorundasınız. Küçük bebek ağlaşmaları, okul öncesi çocukların oynaşmaları, büyüklerin bitmek bilmeyen sohbet fasılları arasında ödev yapıyorsunuz, ders çalışıyorsunuz. Ne yaparsınız?
Ya kendinizi büyüklerin sohbet fasıllarına ya küçüklerin oynaşmalarına kaptırıp "öööf, boş ver” deyip dersleri, ödevleri çantaya kapatmaz mısınız?
Üstelik evin dışındaki hayatınız da evin içindekini aratır durumdaysa eğer… Yağmur yağdığında her taraf çamur batağına dönüyorsa, kar yağdığında içerisi de dışarısı gibi buz kesiyorsa eğer… Naylon çizmelerde ayaklarınız soğuktan uyuşuyor ve elleriniz burnunuzu silemeyecek kadar donuyorsa eğer… Ya bir de çok çocuklu bir anneyseniz ve sabahtan akşama kadar çocuklarınızı ısıtamamanın, doyuramamanın, temizleyememenin, okutamamanın, eğitememenin baskı ve stresini yaşıyorsanız eğer… Peki, akşam eve döndüğünüzde çoluklu çocuklu tüm ailenin ekmek beklediği bir babaysanız ve işsiz güçsüz, eli boş dönüyorsanız eğer…
Her gün "tek ülke” diyor ya başbakan. Madem tek ülke, nedir o zaman bu rezalet? Nedir o zaman bu vicdansızlık? Nedir o zaman bu adaletsizlik?
Kim sorumlu o zaman bu insanların bu durumundan?
Kimindir o zaman bu vatandaşlar?
İşine gelince "tek ülke” edebiyatı, işine gelmeyince Van Belediyesi'ne bol keseden atıp tutmalar… Kürdistan’daki hangi belediyeye, kaç miktar para veriyorsun ki, kaç paralık hizmet yükünü onların sırtına bindiriyorsun. Sonra da istediğin yerde istediğin zamanda "iyi hizmet vermiyorlar” diye teşhir ediyorsun.
Bunu da bir kenara bırakalım. Söz konusu deprem merkezi olan Wan’ın belediye başkanını yok yere tutukluyorsun. Sonra da adeta büyük bir hayır işlemiş gibi "bakın, bıraktım” edalarına giriyorsun.
Geçen gün depremzedelerin durumunu konu alan bir tv kanalında "Bizi deprem değil, devlet vurdu” diyen bir ana vardı. Başbakan ve hükümet kurmayları yüreği yanan depremzede ananın bu çok yerinde tespitini ne kadar kaale alıp kulak kabarttılar, bilemiyorum.
Wan depremi mağdurları, durumlarının düzeltilmesi için günlerdir açlık grevi eylemindeler. Sorunları çözülmezse dönüşümlü açlık grevlerini yakında dönüşümsüze de çevirebilirler. Ortada ne bir terör olayı var ne de teröristler... O konteyner kentte bir insanlık dramı yaşanıyor. Daha önceki iktidarların yüklüce borçlandırıp BDP’ye öyle devrettiği Van Belediyesi'nin, kıt kanaat oluşturduğu imkanlarla ve Kürdistan illerinden yapılan insani yardımlarla zar zor hayatta kalma mücadelesi veren depremzedelerin eylemi, sonuna kadar haklı bir eylemdir. Onlar için Kürdistan’ın bazı illerinde gelişen destek yürüyüşleri de anlamlıdır.
Devlet ve hükümet bu konuda görevini yapmıyor. Kürdistan illerini, Türkiye’nin diğer illeri gibi ele almadığını bu örnekte gösterdiği muameleden bir kez daha anlıyoruz. "Tek ülke” deyimi, sadece ideolojik bir kavram olarak havada sallanıp duruyor. Beyne ve yüreğe oturmamış. Sadece birilerini suçlamada baş vurulan bir edebiyat.
Devletin görevini yapmadığı yerde, toplumun politik yanı devreye girmelidir. Depremzedelerin eylemine destek amaçlı yapılan bazı eylemler var. Bunlar anlamlı olmakla beraber yeterli baskıyı oluşturamadığından, sonucu değiştirememektedir. Sadece bir ki yerden değil de, Kürdistan’ın her yerinden destek eylemleri yükseltilirse ve konu meclise yansırsa –utandırıcı olması açısından- belki depremzedelerin verdiği yaşam mücadelesi sonuç alabilir. Ama esasta bu tür durumlarda kullanılmak üzere Kürdistan’da bir toplumsal yardım kumbarası örgütlemek, bu örneğin tekrarını yaşamamak açısından daha köklü bir çözüm oluşturabilir.
Wan’ın dinmeyen acısı
Wan depreminin üzerinden iki buçuk yılı aşkın bir zaman geçti. Deprem mağduru insanların normal yaşam şartlarının dışında geçirdikleri üçüncü kışı oluyor. Hala aç ve açıktadırlar.