Kürdistan dağlarının her adımı hikayedir. Bu dağlarda dikkatli yürümelisiniz. Her kıvrımlı patikadan usul adımlarla geçerken tüm duyu organlarınız hazırlıklı olmalı. Her köşeye dönüp ikinci bir kez bakmalısınız. Çünkü bu dağlarda her an her yerde bir hikaye karşınıza çıkabilir. Bazen bir sığınak, bazen bir kuyu… Her yer direnişin, teslim olmamanın; yani her yer insanın insanlık onuru mücadelesinin bir izini barındırır. Eğer bu dağlarda yolculuğa kararlıysanız aman siz siz olun dikkatsizlikten bir hikayenin kıyısından geçip de gidivermeyin…

Medya Savunma Alanları’ndaki bir yolculuğum sırasında, yolumuzun üzeri eski bir kampta dinlenmek için ara verdiğimizde, dağ koşullarının çetinliğine karşı koyamamış, yıpranmış, kapaksız bir kitapta sanki inadına direnmiş bir dörtlük hemen dikkatimi çekti. Bu, dağlarda yeni bir hikaye demekti.

“Beyaz alınlı o şövalyeler

Beyaz atlarına binip

Uzaklara gittiler

Ve bizi

Kaygılarımızla

Yalnız bıraktılar”

Şimdi bir dörtlüğün peşine düşme vakti gelmişti. Kimdi bu dağların şövalyesi de nasıl da bu dizeleri yazdırmıştı şaire? Arayışım çok uzun sürmeyecekti, çünkü bu dağlarda onun fotoğrafını görüp de, üzerine yazılanları okuyup da onu merak etmeyen yoktu. Kime sorsan tanırdı. Onu tanıyan herkes ise onu görmemişti ancak hikâyelerini duymuşlardı. O, onu tanıyan ya da tanımayan herkes için sıcak bir anıydı. O, eskinin, eskideki çekiciliğin, o giderek yozlaşmakta olan insani değerlerin yılmaz savunucusu; o, geçmişten günümüze yolculuk etmiş bir şövalyeydi. O, sözü için ölenlerdendi. 

Avareş Fırat kod isimli Ali Çelik. 1968 Piran, Amed doğumlu. Kendi deyimiyle bir sürgün düzeyinde batı illerinde kalmış, burada da demokrasi mücadelesiyle tanışmış, kısıtlı da olsa mücadeleye katılmış. 1986 yılında kendi köyünde, Prêjman’da PKK ile tanışmış; 1992 yılına kadar yine kendi tabiriyle “yarı profesyonel” bir biçimde mücadeleye katılmış. 1992 yılında ise gerilla olmuş. 1994’te Dersim Eyaleti’nde gerillalığına devam etmiş. Aynı yıl Kürt Halk Önderi Abdullah Öcallan’ın bulunduğu Şam’a geçmiş; 26 Ağustos Harekâtı denilen Türk devletinin operasyonlarına karşı 1995 yılında Zagros sahasına geçmiş. 1996 yılında Erzurum Eyaleti’nde, 1998 yılında ise Karadeniz Eyaleti’ndeki Trabzon ve Rize gibi alanlarda gerilla faaliyetleri yürütmüş. 

Avareş, 1999 sonrasında ise Rojhilat alanına gelmiş, burada da kalmış. 2001 yılında ise Irak sahasında, Yekitîya Rewşengeriya Demokratîk (YRD) çalışmalarında sorumlu düzeyinde yer almış. 2004’te Zap alanına dönmüş. 2006 yılında tekrar Erzurum Eyaleti’ne geçmiş ve 14 Haziran 2008’de Bingöl Yayladere’de sömürgeci Türk ordusu ile girdiği çatışmada şehit düşmüş. 

İnsan onunla tanışmak istiyordu. Bu kısa özgeçmişi bile onun nasıl bir insan olduğunu anlatmaya yetiyordu. Derler ya, “Çok okuyan mı, çok gezen mi bilir” diye, o hem çok gezmiş hem de okumuş. Kürdistan dağlarında adım atacak yer bırakmamış; bununla yetinmemiş Karadeniz dağlarına gitmiş; mücadelenin en keskin alanlarında o ileri yaşına rağmen bir gün olsun tereddüt etmemiş. Hatta o, kendi projesi olan “Anadolu Halk Kurtuluş Kuvvetleri”ni oluşturmak için Akdeniz’e, Ege’ye gitmek istemiş fakat bazı aksilikler engel olmuş. Zaten bunun üzerine Erzurum Eyaleti’ne gitmiş. 

Onunla tanışamayacak olmak, insanı derinden etkiliyordu. 2000’lerde bir ütopyacıydı, belki de son ütopyacılardan. Mantığın labirentlerine esir olmuş insanların dünyasında, arkadaşlarından birinin tabiriyle “son romantik”ti. 

Neyse ki onu biraz da olsun tanıyabilirdik, çünkü o öyle gelip de geçen biri değildi. İz bırakmıştı. Her geçtiği yerde onu tanıyan mücadele arkadaşları, onun için yazılar yazmıştı. Onu en iyi yoldaşlarının kalemi anlatırdı. Bir şövalyeyi en iyi başka bir şövalyenin anlatabileceği gibi.


Yoldaşlarının kaleminden Avareş

2016 yılında Amed’de şehit düşen gerillanın efsane komutanlarından Azad Siser, kaleme aldığı “Avareş Umudun Solmayan Çiceğidir” başlıklı yazısında Şehit Avareş’i şöyle anlatıyordu:

“Rebêr APO’ya, onun ideolojisine, felsefesine derin bir bağlılığı vardı. Her şeyini buna göre düzenleyen, yaşayan, yaşamını ilkeler üzerine kuran, çizginin esaslarına göre duruş sergileyen, parti mücadelesinde ikirciksiz, hesapsız tutum takınan gerçek bir örgüt ve dava insanıydı. Dava insanları uğruna mücadele ettikleri ideaları uğruna kendini feda eden kişiliklerdir. Avareş yoldaş da ömrünü bu uğurda mücadele ederek vermiş bir arkadaştır.

Özgürlüğe kendini bilmiş bir kişiliğin ulaşacağını; özgür yaşama, hakikate, sürekli kendisini yenileyen, mücadele eden kişilerin ulaşacağını bilenlerdendi. Avareş arkadaşa, arkadaş yapısı ‘filozof’ derdi. Çünkü hemen her konuda bilgiliydi. Bilime, tekniğe, felsefeye, tarihe, coğrafyaya ilgiliydi. Bilinçliydi, birikimliydi, araştırır ve incelerdi.

Avareş arkadaş, Apocu çizginin gereklerini eksiksiz yerine getirmeye çalışan Agitlerin, Erdalların, Serxwebûnların, İsmaillerin, Şiyarların izinde yürüyen gerçek bir komutandı. Komuta tarzında olmaza yer yoktu. Engele, zorluğa yer yoktu. Tüm bunlara karşı tek şey vardı: Mücadele etmek ve başarmak.”

Şehit Avareş’i başka bir mücadele arkadaşı Şehit Dilok Bandoz, “Olsun Be Pirim Buluşuruz Elbet” başlığıyla kaleme aldığı yazısında şöyle anlatmıştı;

“Avareş arkadaş bu ülkenin her karışına sevdalı, yüksek dağlarından sularına, yükseltilerde seyre duran platolardan tenimizi okşayan serin rüzgârlarına kadar büyük bir bağlılık duyan arkadaşlarımızdandı. Onun için en çok bir devrimcide olması gereken özelliklerin başında yurt sevgisi geliyordu. Bu yurdu, bu halkı sevmeyen bir kişinin asla devrimcilik yapamayacağına inanırdı. Onun sevgi anlayışı, Kürdistan’da bir kenti sevme değil, Kürdistan’ı bir bütün olarak sevmeydi. Fakat ahlaki duruşunda milliyetçilik değil, insan doğasının bilgeliğe uzanan erdemli duruş onun belirgin özelliklerindendi. Adeta bir bilgelik seyrinin dokunduğu Şehit Avareş gerçeğinde, Yunus’un hakikat aşkını, Mevlana’ın dostluk kapısını, Zerdüşt’ün doğruluk ahlakını, Beddrettin’in bilgelik arayışını çokça görmek mümkündür. Adeta tarihin duraksız uzantısında büyük ıstıraplara boğulan bu bilgeler zincirinin coşkun yürüyüşünü, ‘Bilmek lanetlenmektir’ deyimiyle çok güzel özetlemiştir. Bu anlamıyla doğru bilgiye uzanmanın ancak uygulanarak kifayet kazanacağına inanarak doğruların kabul görmediği bir zamanda, doğruları uygulamaktan hiçbir zaman geri durmamıştır. Lanetleneceğini bilse de yanlışları göğsüne vururcasına doğruların arayışçısı ve yaşatanı olmuştur.”

Bir dörtlükle başlayan hikayemiz, Dersim dağlarından Rojhilat dağlarına, Karadeniz’den Zagroslara, Zagroslar’dan Erzurum’a uzayıp da hiç bitmiyor. Çünkü ütopyacılar ölse de ütopyaları yaşıyor. Bugün Şehit Avareş yoldaşın adımını attığı her mücadele alanında binlerce yoldaşı mücadele etmeye devam ediyor. En iyi armağanı alıyor ütopyacı; yoldaşları bugün bu özgürlük dağlarında haykırıyorlar hala: Ütopyacı, ütopyan yaşıyor!

Sonunda dörtlüğün sahibini ve şiirin sonunu buluyorum. Esat Faraşin’in kaleme aldığı “Avareş: Son Romantik” şiiri, işte şöyle bitiyor:

‘Eyy Prêjmanlı şövalye, sen,

bir peygamber gibi aziz, 

bir bilge gibi düşünceli, 

bir çocuk gibi saf, 

bir kadın gibi duyarlı 

ve bir erkek gibi gururluydun,

Don Kişot temiz kalpliliğiyle 

ve katı inançlı bir ütopyacı olarak 

hep kendi ütopyalarının peşinden koştun,

dünya insanlığının ülkülerini 

on binlerce yıldır gömülü oldukları 

Kürdistan dağlarının derinliklerinden 

çıkarmak için 

radikal bir mücadele verdin,

inandın

savaştın

ve düştün…

ve geride kalanlara, 

gereklerini yerine getirmek üzere 

şu anlamlı sözleri bıraktın:

ütopyacı öldü, ütopya yaşıyor!


Avareş Fırat kod isimli Ali Çelik, 1968 Piran, Amed doğumlu. 1992 yılında gerillaya katıldı. Dersim, Rojhilat, Serhat, Karadeniz, Zagroslar, Zap derken birçok alanda gerilla faaliyeti yürüten Avareş Fırat, 14 Haziran 2008’de Bingöl Yayladere’de sömürgeci Türk ordusu ile girdiği çatışmada yaşamını yitirdi.