Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sağlığı, ‘sadece hastalıklardan ve mikroplardan korunma değil, bir bütün olarak fiziki, ruhi ve sosyal açıdan iyi olma hali’ olarak açıklar ve bunun korunması için geçen haftaki yazımda belirttiğim hedefleri sıralar. Unutulmamalı ki sağlık aynı zamanda temel bir insan hakkıdır.

Dünya Sağlık Örgütü sağlığı ve amaçlarını ne kadar koruyabiliyor sorusuna Kürdistan ve Türkiye penceresinden bakmak istiyorum. Bu açıdan WHO’nun Türkiye ofisine bakmanın yararlı olacağını düşünüyorum.  

Dünya Sağlık Örgütü Türkiye ofisi 1959’da Ankara’da kuruldu. 25 kişilik uzman ekibi ile çalışmalarına devam eden kurumda sağlık sistemi ve kamu sağlığı alanında, yine acil durumlarda önlemler ve sorumluluklar konsunda ve hastalıklardan korunma alanında yetkin kişiler yer almaktadır. Ülke ofisinin öncelikleri Dünya Sağlık Örgütü Avrupa birimi ve Türkiye arasında yapılan ortaklık anlaşması kapsamında belirlenmektedir. Bu anlaşmada alınan kararlar Türkiye’deki resmi kurumlar ve uluslararası ortaklar ile birlikte uygulanmalıdır / uygulanmaktadır.   

Dünya Sağlık Örgütü’nün internet sayfasında Türkiye ile ilgili bölüme bakıldığında temel çalışma alanı olarak Suriye’den Türkiye’ye gelen mülteciler ve Suriye’deki sağlık sorunları ile bağlantılı konular ön plana çıkmaktadır. Hatta konu için ‘Suriye krizi: Türkiye’nin sağlık alanındaki sorumluluğu’ başlıklı geniş bir bölüm ayrılmıştır. Örneğin Suriye’de bu yılın ilkbaharında çocuk felci salgını yaşandığında acilen 200 bin çocuğa aşı yapılmıştır. Bu aciliyet Kürdistan’da yıllarca yaşanan ve kısmen halen yaşanmakta olan aşılanma sorunları açısından gösterilmemiştir. İnternet sayfasında Suriye’ye yapılan yardımların sağlık çalışanlarına ve yardım konvoylarına saldırılardan kaynaklı engellendiği yazılmakta, fakat sınırları kapatarak ve sürekli Rojava’ya saldırarak insani yardımları engelleyen Türk devletine dönük hiçbir eleştiri veya uyarı yer almamaktadır.   

Elbette savaş ile kavrulan Suriye için Dünya Sağlık Örgütü’nün çalışması önemlidir. Ancak yakılan-yıkılan, yerle bir edilen Kürt kentlerine dönük hiçbir projesi ve değerlendirmesi yoktur. Halbuki bağlı olduğu Birleşmiş Milletler’in bölgedeki hak ihlallerine ve savaşa dönük hazırladığı rapor görev ve sorumlulukları otomatikmen çağrıştırmaktadır.