Rakka’yı özgürleştirme savaşı başladı. Sırtını Rojava devrimine dayayan güçler, Suriye’yi IŞİD’den kurtarmak için evlatlarını toprağa gömüyor. Kürdün kanı Suriye çöllerinde özgürlük ağacını yeşertecek.

Rojava sözcüleri, en başta da Salih Muslim, Kürtlerin hiç bir “yayılma” amacı olmadığını inandırıcı bir şekilde dile getiriyor. Onlar şunu biliyor: Irak ve Suriye’de IŞİD’ın varlığı, Kürt halkının bütün kazanımlarını tehdit ediyor. IŞİD ortadan kaldırıldığı gün, Türkiye’deki rejim artık Rojava’ya karşı Suriye içinden herhangi bir saldırı imkanı bulamayacak.

Bu durumda ya Türk devleti doğrudan Rojava’ya saldıracak, ya da varolan gerçekliği, nasıl bir zamanlar Güney için kabullendiyse, öyle yapacak. Rojava’yı tanıyacak.

Tanımaması ne anlama gelecek?

Açık: Suriye devletine karşı savaş anlamına gelecek.

Rojava geleceğin “federal Suriye” devletinin bir parçası. Türk medyası “özerklik”, “kanton” ve “federasyon” sözcüklerini öyle bir karaladı ki, Rojava’nın Suriye topraklarında “statü” kazanması ve “kantonal” ya da “federal” bir yapıya dönüşmesi, Rojava’ya istenilen saldırıyı yapmak için yeterli olduğu gibi bir yanılgıya yol açtı.

Avrupa’da yaşayanlar ise bu saçma “yanılgıyı” yerinde gözleyebilir. Örneğin eğer delirmediyse, hiç bir devlet, “Bavyera Eyaleti”ne saldırmak, Almanya’ya saldırmak anlamına gelmez” diye düşünebilir. Geleceğin federal Suriyesinde Rojava, Federal Almanya’nın Bavyera Eyaletinin sahip olduğu statüye kavuşacak ve yine Suriye devletinin ayrılmaz bir parçası olacak.

O halde Türkiye’nin önünde iki yol var: Ya Suriye devletine savaş açarak Rojava’yı yok etmeye yeltenecek; ya da Rojava’yı tanıyacak.

Rojava’ya savaş açmanın ne olduğunu yazdık. Rojava’nın tanınması nasıl bir sonuç doğuracak? Rojava’yı tanıyan Türkiye o anda tüm parçalardaki Kürt halkının “dostu” haline gelecek. Hem Rojava’yı tanımak, hem de Kuzey’deki savaşı sürdürmek mümkün olmayacağına göre, Türkiye’de akan kan duracak. Kan durduğu ve barış sağlandığı zaman “Saray rejimi” de ayakta kalmayacak. Çünkü böyle bir rejimle ne Rojava, ne de Kuzey asla uzlaşmayacak. Hatta benden söylemesi, “uzlaşma” rezaletinde Barzani bile tek başına kalacak. Goran Hareketi de, YNK de böyle bir rejim karşısında kendilerini güvende hissetmeyecek.

Yani Türkiye’nin demokratik ve barışçı geleceği, şu anda Irak ve Suriye’de IŞİD’a karşı yürütülen savaşın sonucu tarafından tayin edilecek.

Amerikan Başkanlık rejiminin bu gidişi kökten değiştireceğini sananlar yanılır. Trump’un işbaşı yapmasına daha bir hayli zaman var. Rakka’da kazanılacak zaferin arkası, bilelim ki, kantonları birleştirme hamlesi olacak.

Bu açıdan bakıldığı zaman, “İkinci Cephede” mücadele eden Avrupa’daki Türkiye’liler “zamanı” hızlandırabilirler.

Ancak bunu yapabilmeleri için, sanırım daha “iddialı” konuşmaları gerekmekte.

Örneğin Almanya’daki milyonluk Kürdistanlı nüfus, kendisini sıradan bir “göçmen” kitlesi olarak tanımlamak yerine, Almanya’da yaşayan halkların bir parçası olarak tanımlamalı. Özellikle Almanya’nın yurttaşı olanlar, Almanya halkları adına konuşma haklarını yüksek sesle kullanmalı. “Biz Almanya’nın yurttaşları olarak Saray rejimini mahkum ediyoruz, HDP’li vekillerin tutuklanmasına karşı çıkıyoruz, Cumhuriyet gazetesinin tasfiyesini protesto ediyoruz ve Rojava’yı sahipleniyoruz...”

Çünkü “Almanya yalnız Alman ırkının Almanyası değildir, “ırkçılık” Almanya topraklarında sonsuza kadar mahkum edilmiştir, Almanya, Almanya’da yaşayan herkesindir...”

Ve kürsüye çıkan bir Kürt konuşmacı, “Wir sind Deutchland” diyebilmelidir. Ve Almanya’nın eşit yurttaşları adına Türkiye’de demokrasi ve barışı, Rojava’da “federasyonu” talep edebilmelidir. Ve Alman hükümetine ve siyasi partilerine, “biz bu ülkenin yurttaşları olarak, sizden Saray rejimine karşı zorlayıcı tüm önlem ve yaptırımları uygulamanızı talep ediyoruz” diyebilmelidir.

Yani Türkiye nasıl yalnız Türklerin değilse...Almanya da yalnız Almanların değildir. Bütün Avrupa için geçerlidir bu ilkesel saptama...