Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff, geçen cuma günü yılbaşı vesilesiyle makam çalışanlarına verdiği resepsiyonda, “Bir yıl sonra bütün bunlar unutulmuş olacak” demiş. Doğrusu, Wulff’un ‘kredi skandalı’ patlak verdiğinde ben de öyle düşünmüştüm. Ama artık bir yıl sonra da cumhurbaşkanın adı Wulff olur mu; bu konuda giderek daha çok kuşku duyuyorum.
Hatırlayalım: Bild gazetesi 13 Aralık tarihli sayısında, Wulff’un Ekim 2008’de kendine yeni ev almak için yakın arkadaşından kredi aldığını, Şubat 2010’da Aşağı Saksonya Eyalet Başbakanı iken meclisteki sorgusunda bu konuyla ilgili doğru yanıt vermediğini ve bu nedenle bakanlık yasasını ihlal ettiğini yazmıştı. İlk etapta skandalize edilen husus, Wulff’un düşük faizler karşılığında özel kredi almış olmasıydı.
Cumhurbaşkanımız biraz daha akıllı olsaydı bu ‘skandal’ büyük ihtimalle Noel tatilinde gündemden düşerdi. Ama cumhurbaşkanımız o denli akıllı ki, sayesinde özel kredi skandalı bir mailbox skandalına dönüşüverdi! Meğer söz konusu haber çıkmadan bir gün önce Wulff, Bild gazetesinin yayın yönetmeni Kai Diekmann’ı telefondan tehdit etmiş. Bu görüşmeden sonra siniri geçmemiş olacak ki, hızını alamayıp Springer grubunun başkanı Mathias Döpfner’in mailboxuna tehditler savuracak kadar akılsızlık etmiş. Ee şimdi basın etiğinden nasibini almamış olmakla ünlü Bild gazetesi bu fırsatın tadını çıkarmasın da ne yapsın!
Son 2-3 hafta Alman yazılı basını bir nevi bu ‘skandal’ın güncesi olarak da okunabilir. Kahvaltı sofrasında salam yerine dilim dilim skandal sunuluyor artık. Basın da aptal değil ya, bütün bilgileri tek seferde patlatacağına olayın kendisini süreklileştiriyor. Business as usual yani.
Peki siyasi arenada neler oluyor? Yeşillerle SPD, istifa baskılarını yoğunlaştırıyor. CDU/CSU/FDP koalisyonundan Wulff’a destek çıkan demeçler veriliyor. Başbakan Angela Merkel ise, Kosova ziyareti esnasındaki demeci dışında konuyla ilgili hala açıklama yapmış değil. Ancak kapalı kapılar ardında şu sıralar Wulff meselesinin epey konuşulduğu açık. En son hafta sonu, CDU, CSU & FDP liderlerinin, Wulff’un istifa etmesi durumunda yerine kimin getirileceğini konuştuğu yazıldı. Söz konusu kişiler (Merkel, Seehofer & Rösler) anında haberleri yalanladı.
Hükümetin kendi cumhurbaşkanına daha ne kadar arka çıkacağını kestirmek güç. Wulff’un şimdiye dek hep reddettiği istifa ‘opsiyonu’ pek yakında devreye girebilir. Hatırlanırsa, Kosova’daki demecinde cumhurbaşkanına tam güven duyduğunu söyleyen Merkel ile Wulff’un arası önceleri pek de iyi değildi. Hatta Köhler’in istifasından sonra, o dönemde Aşağı Saksonya Eyalet Başbakanı olan Wulff’u aday yaparak partisindeki son rakibini de devredışı bıraktığı yorumları yapılmıştı. SPD, aynı dönemde iki cumhurbaşkanının istifa etmesi durumunda erken seçime gidilmesi gerektiğini ortaya attı. Siyasi iktidarın bu riske karşı - Wulff’un istifa etmesi durumunda - muhalefetteki partilerin de onaylayacağı bir ismi aday yapması olası.
Bild, yayın çizgisi itibariyle CDU’ya oldukça yakın bir gazete olarak biliniyor. Wulff, kredinin kaynağını gösteren belgeleri - içinde geçen ismin açıklanmaması şartıyla - Bild’in muhabirlerine gösterdiğinde, muhtemelen bu yakınlığa güvenmişti. Bild ise, tehdit telefon görüşmesinin dökümünü ‘bir şekilde’ FAZ ve Süddeutsche Zeitung’a ‘sızdırarak’, Bild vs. Wulff cephesinin oluşmasını - cumhurbaşkanının gösteremediği - ustalıkla önledi.
Wulff üzerindeki baskı giderek yoğunlaşıyor. En son Aşağı Saksonya Eyalet Meclisi’ndeki Yeşiller, konuyla ilgili 100 sorudan oluşan bir önerge sundu. Aynı gün, yaklaşık 70 banka, fon ve sigorta şirketinin Wulff’a karşı 1,8 milyar Euro’luk tazminat davası açtığı açıklandı. Yatırımcılar, Wulff’un Volkswagen Denetim Kurulu Başkanı iken kendilerini yanılttığını iddia ediyor. Dedik ya, dilim dilim skandal.
Bakalım, bir yıl sonra bu skandal mı yoksa Wulff mu unutulmuş olacak...