1 Mayıslar devletin olduğu her yerde sömürünün de olduğunu, yeri gelince hiç çekinmeden insanların nasıl katledilebileceğini de göstermiştir. 1 Mayıs 1977, en geniş katılımlı işçi bayramı olmuş; devlet, kontrgerilla örgütleri eliyle kana bulayarak insanların korku çemberinden çıkmasını da engellemeye çalışmıştır. Fakat bunu yıllardır mücadele eden halklar boşa çıkardı ve boşa çıkarmaya da devam ediyor.
Sözü fazla uzatmadan, geçen 1 Mayıs'taki amansız direnişten hatırımda kalanları paylaşmak istiyorum.
1 Mayıs'tan bir önceki gece herkes sözleşmiş, Okmeydanı'nda türküler eşliğinde sabahı bekliyoruz. Bir yandan hazırlanıyor, bir yandan da yarın Taksim'i alıp devlete yaptıklarının hesabının sorulacağı mesajını verecek olmanın heyecanını yaşıyorduk. Tabii bazı arkadaşlar yeniydi 1 Mayıs'ta. Ancak devlet zulmüyle olan tanışıklıkları eskiydi.
Sabahın seherinde, şafak sökerken herkes üşümeye başlamıştı. Bir işaret fişeği gerekiyordu. Bir anda mahalleden 6-7 yaşlarında bir çocuk, babasıyla yanımızdan geçerken zafer işareti yaptı. O anda artık bugünü ısıtmamız gerektiğini hatırlattı aslında. Tabii Kürt çocuklarının Kürtçe duyduğu zaman zafer işareti yapmaması kaçınılmaz, o ayrı bir konu. Ancak biz o anki ruh haliyle bunu bir çağrı olarak gördük ve doğrulduk. Yolumuz yakın değildi ne de olsa.
Okmeydanı'ndan çıkıyorduk artık. Yolda, 2010 ile 2012 arasında izinli olan Taksim görüntülerini düşündüm. İzinliyken hiç gitmemiştim. Aslında biliyordum ki hakkını vere vere özgürleştirmiştik Taksim'i. Gitmeliydim; ancak ayaklarım bir türlü gitmiyordu. Çünkü o kadar uzun konuşma dinleyemezdim. Galiba hayatımda beni en çok sinirlendiren şeylerden bir tanesi de mikrofon bulunca uzun uzun konuşan politikacılar. Eylemde gaz gelince en azından geldiği yere geri gönderebiliyorsun. Politikacıysa gazı alıp gelmiş, nasıl geri göndereceksin?
Yolda bir yandan kendi kendime eğlenerek bir yandan türkü mırıldanarak ilerliyorum. Diğer arkadaşlar da benden çok farklı değil aslında. Onlar da pek konuşmuyor. Bir başka devrimci mahalle olan Hacı Ahmet'e girip diğer arkadaşları da konvoyumuza katıyoruz. Sıcak bir kucaklaşma, yoldaşlarla... O anda, "Bu sıcak kucaklaşma galiba bize kazandıracak olan asıl etkendir" diyorum kendi kendime.
Sloganlarla, artık daha da hızlanarak ilerliyoruz. Polisle ilk karşılaşmanın heyecanıyla, yüzlerdeki öfke, cesaretle harmanlanıyor. Ortalık savaş alanına döndüğünde, anlatması gerçekten de zor bir tablo oluşuyor. Çatışma, saatler sürüyor.
Çatışmalardaki en tuhaf an ise, geri çekilmeye başladığımız yerde, 100 metre kadar ilerimizde sivil, taşlı sopalı bir grup görmemizdi. O an o gruba herkes yönelecekti ki, onların tuttuğu sokağı da polis birkaç gaz fişeğiyle dumana boğdu. Meğer aynı amaç uğruna savaşan insanlarmışız. Neredeyse yanlışlıkla birbirimize dalıyorduk.
Oradan Taksim'i epeyce zorladık; ancak bir türlü yukarı çıkamadık. Düşman bütün gücünü adeta oraya yığmıştı. Akşam üstü bizim olduğumuz bölgede genç bir kadın arkadaşın (Dilan Alp) vurulduğunu öğrendim.
O gün saatlerce iş yerinde çalışmadık. Emeğimizi patronlar daha fazla kazansın diye harcamak yerine, gasp edenlerden geri almak için çalıştık. Yaralandık, bitkin düştük; ama amaca giden yoldaki kararlılığımızı da herkese gösterdik.
O gün Taksim'e çıkamadık; ancak Okmeydanı'ndan Beşiktaş'a kadar her yerde devlete karşı büyük bir başkaldırı gelişmişti. Meğer bu 'lelesiymiş' daha. 1 Mayıs, insanları 30 gün sonra yeniden sokağa dökecek olan günün habercisi olmuş.
Gezi Direnişi başlarken, 31 Mayıs günü sabahında devletin gaddar yüzüyle ilk kez tanışanların aklına 1 Mayıs gelmişti. Aslında insanların o kadar ilgi göstermesi, izlemek yerine katılmasının en büyük sebeplerinden biri de artık baskıyı ve şiddeti görüp buna karşı ne yapacağını biliyor olması olmuştu.
Yıllarca Newroz günlerinde gördüğümüz görüntüler, artık Türkiye'nin batısında başlıyordu. Önce "bir avuç çapulcu" ilan edilen eylemciler, sosyalistler ve Kürtlerin de alana girmesiyle birlikte "terörist" ilan ediliyordu. Yıllarca devletle yan yana durup "terörist" diyen insanlar, bugün "teröristlerin" yanında polise karşı barikata malzeme taşıyordu. Gazdan bayıldıklarında o "teröristler" tarafından kaldırılıp nefes alabilecekleri bir yere götürülüyorlardı.
Gezi Direnişi'nin uzunca tahlilleri yapıldı, yapılmaya da devam ediyor. Kürt Hareketi bakımından, Türkiye Sosyalist Hareketi bakımından ve Türkiye'deki diğer kitleler açısından her yönüyle yeni bir deneyimdi. Forumlarla adeta insanların siyasette aktif olarak yer alabileceği yeni bir dünya inşa etme istemi ortaya konuluyordu.
Gezi Direnişi ve sonrasında Kürtlere bakışta da bir nebze de olsa değişim yaşandı. Tabii ki bu çok köklü bir değişim değildi. Ama tek başına, 'kalekol' yapımını protesto ederken katledilen Medeni Yıldırım'ı Gezi Direnişi'ne dahil bir duyarlılıkla sahiplenen binlerce kişinin Kadıköy'de yürümesi bile önemli bir gelişme olarak görülebilir.
Kürt Özgürlük Hareketi, ulusal ve sınıfsal mücadelesini hep bir arada götürdü. Bunun yanına ezilen cinsiyetlerin, kadınların ve eşcinsellerin mücadelesini de ekledi. Çocuk yaşta gelin edilen, erkeklerin yanında oturma hakkı olmayan kadın, dağlara giderek kahramanlaştırdı, özgürleştirdi kendini. Erkeğe kendini sorgulattı. Aslında bu erkeğin kadını düşürerek kadın şahsında nasıl düştüğünü gösterdi.
Kürdistan'da sınıfsal mücadele, PKK öncülüğünde en üst düzeyde verildi. Dikkat edersek PKK'nin öncülerinin işçi ve köylü sınıfından olan ailelerin çocukları olduğunu görürüz.
Kürt halkı, Türkiye'deki işçi sınıfını da oluşturan en büyük kesim. Kürt işçiler birlik ve mücadelelerini İstanbul'da Gazi, Okmeydanı, Nurtepe, Bağcılar, Esenyurt gibi gettolaştırıldığı semtlerde sürdürmekte. Şimdi Kürt emekçileri de, ulusal, sınıfsal ve cinsiyet özgürlükçü talepleriyle tekrar 1 Mayıs'a katılma hazırlığı yapıyor.
Evet, bu sene 1 Mayıs'ta yine alanlarda olacağız. Yine hep birlikte, 1 Mayıs Alanı'nı, Taksim'i zorlayacağız. Belki o gün yanımızda olan arkadaşlarımızla bir daha yan yana gelemeyeceğiz; ama mücadeleyi yükseltip zafere ulaştıracağımızın bilinciyle, her zaman sonuna kadar gideceğiz. Ve Kemal Pir'in dediği gibi, "Kürdistan'a özgürlüğü Türkiye'yi demokratikleştirerek getireceğiz!"
Şimdiden başladık, 1 Mayıs'a en çok yakışan marşın o meşhur sözlerini mırıldanmaya: "Yepyeni bir güneş doğar/ Dağların doruklarından/ Mutlu bir hayat filizlenir/ Kavganın ufuklarından..."
XECÎ ERHAN: Direnenin gözünden: 1Mayıs