Xerabê Bava Nisebin’e bağlı kalabalık bir yerleşim birimidir. Mardin Büyükşehir(!) olunca Xerabê Bava’da onun bir mahallesi oldu. Mardin’in Nisebin (Nusaybin), Artuklu ve Ömerli ilçelerine bağlı köylerde 11 Şubat’ta bir günlük sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. Ancak on günden beridir Xerabê Bava’ya kuş uçmuyor, kervan geçmiyor. Sadece Mardin valiliğinden yapılan açıklamada ”17 Şubat günü Koruköy (Xerabê Bava) mahallesinde çıkan silahlı çatışmada iki terör örgütü mensubunun bir M 16 ve bir M 5 silahı ile ölü olarak ele geçirildiği“ söyleniyor. Köy muhtarı ile 27 vatandaşın Mardin TEM’de gözaltında olduğu, üç kişinin de parçalanmış cesetlerinin fotoğrafları sosyal medyaya yansıyor.

1925-40 yılları arasındaki Kürt Milli Hareketi sırasında yaşanan insanlık dışı olaylar ve soykırım dünya, Türkiye kamuoyuna yansımıyordu. İletişim devrimi bugünkü seviyesine çıkmamıştı. İletişim devrimi sonucu dünyanın neresinde olursa olsun insanlık dışı eylem ve soykırım olayları dünya, Türkiye ve bir Kürt Kamuoyuna internet ve sosyal medya aracılığı ile yansıyabiliyor. Cizre, Şırnak, Nisebin, Sur, Silopi, Xezek, Gever’de yaşananlar sosyal medyaya, dünya ve Türkiye kamuoyuna anında ansımasına karşın dünya, Türkiye ve bir kısım Kürtler bu insanlık dışı eylemlere sessiz kaldılar. Üç maymunu oynadılar: Görmedim, Duymadım, Konuşmadım!

Dünya, Türkiye ve bir kısım Kürtlerin sessizliği sömürgeci sisteme cesaret ve moral verdi. Sur Unesco’nun koruması altında olmasına rağmen kimse bu yıkımın hesabını sormadığı gibi sesini de çıkarmadı. Bundan cesaret alan Türk Çevre ve Şehircilik Bakanı Dicle Vadisini iskana açma cesaretini buldu. Gerçi Kırklar tepesi de maalesef DTP ve BDP belediyesinin döneminde imara açılmıştı. İğneyi kendimize batıramadığımız için çuvaldızı başkalarına batırma hakkımızın olmaması gerekir.

Xerabê Bava köyünde gözaltına alınan bir kadın eşine ”Bir çare bulun” diyor. Bir başka köylü ”Evler yıkılmış, insanların evlerine kurşunlar yağdırılıyor. Hasta olanların sadece birisine hastahaneye gütme izni veriliyor. Hawarımıza neden kimse koşmuyor” diyor. Kürt’ün hawarına en başta Kürt, sonrada dünya ve Türkiye halkı koşmuş olsaydı iki yıldır yaşananlar yaşanmazdı.

Bu koşullar altında referandum yapılacak. Sandık başlarında parti müşahitleri(HDP) bırakılmayacak, hayır çıkan sandıklar evete dönüştürülecek, sonrada Saddam ve Esad örneğinde olduğu gibi halkın iradesi böyledir denilecek. Referandum öncesi dünya kamuoyuna bu konuda bilgi verilmesi gerekiyor. Gerçi „anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az” diye bir söylem vardır. Dünya, Türkiye ve bir kısım Kürt kamuoyu iki asırdır sesimizi duymuyor. Sonrada bizi bilmem ne olarak listelerine alıyorlar, suçluyorlar. Koşullar böyle, yılmak yok aksine daha çok bilinçlenmek, sömürgeciliği bilinçli olarak tanıyarak mücadele etmek gerekiyor.

KURDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA: 

* ‘Ey Raqip’ milli marşının yazarı Yunus Rauf Dildar 20 Şubat 1918 tarihinde G.Kürdistan’ın Koy şehrinde dünyaya geldi.

 * 22 Şubat 1992 tarihinde İstanbul’da İMC tarafından „Welat” gazetesi Kürtçe olarak haftalık yayınlanmaya başlandı. Abdullah Keskin G.Yayın Yönetmeni, Mazhar Günbat Yazı İşleri Müdürü idi. Gazete Diyarbekir’de „Azadiya Welat” adı ile KHK yasağına kadar günlük olarak çıktı.

* 24 Şubat 1925’te Eleziz Şeyh Şerif komutasındaki Kürt kuvvetlerinin eline geçti.

* 24 Şubat 1992’de Kürt gazeteciliğinin unutulmaz ismi Cengiz Altun, Yeni Ülke Batman bürosuna giderken kontrgerilla elemanlarınca uğradığı silahlı saldırıda şehit düştü. 26 Şubat’taki cenazesine 40 bin kişi katıldı.

* 25 Şubat 1994 tarihinde Kürt yurtseveri ve hukukçusu Yusuf Ekinci’nin kontgerilla tarafından Düzce-Sapanca mıntıkasında vurularak şehit edildi.

* 27 Şubat 1993 tarihinde İHD Eleziz Şubesi başkanı Av. Metin Can ve Dr. Hasan Kaya’nın cesetleri Hazar gölü kıyısında bulundu. Her ikisi de 25 Şubat’ta kontrgerilla tarafından kaçırılmıştı.