Türkiye, esas olarak Kürt sorununda içine düştüğü çözümsüzlükten dolayı sürekli savruluşlar yaşıyor. Sistem bir türlü ayar alamıyor!
Türkiye Cumhuriyeti, demokratikleşerek sorunlarını çözemiyor. Çünkü öyle anlaşılıyor ki; bunun için Türk toplumunun iç dinamikleri henüz yeterince olgunlaşmamış.
Yunanistan, Portekiz, İspanya gibi ülkeler; baskıcı dönemleri özgürlükçü sol siyaseti öne çıkararak aşarken; Türkiye'de bunun tersi oluyor, Türk toplumu daha baskıcı, başkasını ötekileştirici seçeneklere daha fazla ilgi gösteriyor.
Hep birlikte özgür olma seçeneğinden çok; ötekini ezme, yok etme seçeneği şimdilik Türk toplumunda daha fazla taraftar topluyor.
Anayasaya geçici bir madde ekleyerek milletvekillerinin dokunulmazlığını düzenleyen 83’ncü maddenin boşa çıkarılmasına dair oylamada meclisin ortaya koyduğu tavır bu eğilimi doğrular nitelikteydi.
Laiklik/Şeriatçılık tartışmalarında boğaz boğaza gelenler; fiilen HDP'nin meclisten atılması anlamına gelen geçici madde oylamasında; birlikte davranmakta hiç bir sakınca görmediler. Aslında kendilerinin de tasfiyesine neden olacak böylesi bir düzenlemeye; bütün düzen çevreleri tarafından ötekileştirilmiş "Kürtler ve HDP" ile yana yana gözükmemek adına kendilerini evet demek zorunda hissettiler...
Sorun sadece bununla da bitmedi, sonrasında konu Anayasa Mahkemesine taşınmasın diye; CHP yönetimi oylama sonrasında da hayırcı milletvekilleri üzerinde baskı uygulamaya devam ediyor.
Bizzat kendisi tarafından antidemokratik ilan edilen bu düzenlemenin kalıcı olması için; CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu milletvekilleri üzerinde baskı uyguluyor.
Öyleyse nedir herkesi bu kadar tutarsızlığa düşüren; bugün söylediğini yarın unutturan şey?
Hatırlanırsa daha oylama başlamadan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan; "eğer oylama sonucu kabul oyları 330 ile 367 aralığında kalırsa sonucu referanduma götürürüm" demişti.
Neden CHP yönetimi bu kadar çok referandumdan korktu?
Çünkü böyle bir referandumda CHP'nin söyleyebileceği bir şey yok; çünkü CHP'nin gerçekten toplumun bütün kesimlerinin, mağdurlarının; iş, ekmek, özgürlük taleplerini karşılayacak bir politik duruşu yok.
Muhtemel bir referandum; HDP'yi "Anti/AKP Bloğunun" merkezi haline getirip; CHP'yi eritebilecek bir potansiyeli içinde barındırıyordu.
Halbuki CHP yönetimi; HDP'nin daha önce yaptığı çağrıları ciddiye alıp; "Demokrasi ve Barış Bloğu’na katkı sunsaydı, işler bu noktaya kadar gelmez; kendisi de bir varlık yokluk tartışmasının muhatabı olmazdı.
Mevcut duruşu ile CHP yönetimi; hem her 23 Nisan'da büyük bir hamasetle kutladığı "TBMM'nin bizatihi varlığını hem de kurucusu olduğunu iddia ettiği Cumhuriyetin içinin boşaltılması sürecini kendi elleri ile hızlandırmış oldu.
"CHP bununla Kürtlerle olmasın; kiminle olursa olsun" demek mi istedi?
Bu duruş sadece CHP için mi geçerli? AKP ile sorunlu olan bir çok çevre; söz konusu Kürtler olunca aynı ilkel tavrı göstermiyor mu?
Kendilerinin "bu ülkenin siyahları olduğunu" iddia edenler Mezopotamya Güneşinin altında bembeyaz zalimler olarak sırıtmıyorlar mı? Tarih onları; yalancı, hırsız, düzenbaz zalimler olarak kaydetmeyecek mi?
Yabancı yayın organları da dahil birçok çevre 20.05.2016'da bir saray darbesi yaşandığını söylüyorlar. O gün yapılan oylamada meclis kendi asli görevi olan yasama görevini saraya devretmiş oldu; buraya kadar bir sorun yok!
"Ama sorun şurada; saray bunu meclise ve Türk halkına rağmen mi yaptı?"
Biliyorum; "yukardaki ifade hepimizi çok acıtıyor" ama durum budur; yani bu durumdan sadece AKP ve Recep Tayyip Erdoğan eleştirisi yaparak kurtulamayız!
Kendimizi de içine alan; kuvvetli bir "Tarih/Toplum" eleştirisi yapmalıyız.
Kürtlerin ulusal demokratik haklarını almasına yeterince destek olmayan Türk toplumu da; yıllardır, darbeler, AKP zalimliği, Ergenekon barbarlığı arasında gidip geliyor.
Ama artık sona geldik; ya hep birlikte sorunlarımızı çözeceğiz, ya da çözüleceğiz!
Artık sorunlarımızı sürüncemede bırakma lüksümüz kalmadı; üçüncü bir seçeneğimiz yok!