Cellada acırım. Asmak onun mesleğidir ve belki evinde ekmek bekleyen çocuklarını yaşatabilmek için uygulamaktadır "öldürmeyeceksin" diye başlayan ahlak kararlarına rağmen, "öldüreceksin" diyerek hükmeden "devlet kararını."
Hükmetmek! Yani iktidarını kabul ettirmek herkese; yani beklentilerini karşılayarak iradelerini satın almak.
Hükümdarların bir ahlakı var mıdır?
Hayır! En ahlaklı ve çağının üstü bir hükümdar olan büyük iktidar sahibi Sultan Fatih değil midir devletin sağlığı, iktidarın bekası için kardeşin kardeşi öldürmesi yasasına mührünü basan? En güçlü hükümdar Kanuni zamanında olmamış mıdır iktidar için babaların oğulları astırması? Modern çağın İstiklal Mahkemeleri neredeyse yanlarında taşımazlar mıydı idam sehpalarını? İktidar muhalifi çocukları da astırabilmek için büyütülmedi mi Erdal Eren’in yaşı mahkeme kararıyla günümüzde? Ve yetişkin katilleri çocuk sınıfından sayarak kurtarmak için yaşı küçültülmedi mi Hrant’ın katili Ogün Samast’ın?
Dini yoktur iktidar sahibinin, dışında kalır ahlakın. Ama din üzerine en çok konuşan, ahlak üzerine fetvalar veren de onlardır. En dindar geçinenleridir en sahtekarları, çünkü din sıradan bir araçtır onlar için, korkularından yakalayıp esir almak için insanları.
"İktidar" olmuş bir devlet, eğitimi tek başına elinde tutar ve bu zorunluluktandır her şeyin öğretmeni olma halleri. "İktidar" olmuş bir devlet, şiddeti tek başına elinde tutar ve şiddet kullanmaya yetkili tek varlık olarak ilan eder kendi varlığını.
"İktidar" olma hali, azınlık bir grubun büyük çoğunluk üzerinde zalimce tekleşme istemidir her zaman.
***
Türk Devleti’nin "şeref sözü"ne inanmak, deveye bakıp "timsah" demek kadar büyük körlük gerektirir. Ya da çokluğu koyunlaştırılmış bir toplumda hükmünü sürdüren kurumsal katilin, insani hak ve değerlerin geliştirilmesi sorumluluğunu da yüklenmesini beklemek naifliğidir.
Türk devletini "verdiği sözlerin sahibi olmadı" diyerek, "şeref, onur" gibi kavramlarla tehdit etmek etkili olabilir mi? Hayır! Çünkü tehdit, kaybedilecek varlıklara sahip olanların yaşayabileceği kaybetme korkusuyla etkili olabilir ancak. Onura sahip olmayan bir devletin "onurunu kaybetme" tehlikesi de olamaz. Yüz yıl öncesinden kanlı soykırımların mirasını üstlenerek onurunu ayaklar altına almış ve yüz yıldır kanlı katliamlarla kirleterek çiğnemeyi sürdürdüğü bir konumdayken, Türk devletinin ne şerefinden ne onurundan söz edebiliriz.
***
Devletin ve iktidarın akıl hocalarından Yalçın Akdoğan, bağımsız Milletvekili Aysel Tuğluk’u, halka saldıran polise ve askere taş atarken görüldüğü fotoğrafla ilgili şöyle dedi: "Birileri gerilim üretiyor. Eski Türkiye manzarasıdır, bir eski milletvekilinin taş atması. Bu nasıl bir nankörlüktür. Karşıdaki insanı bağrına basan Mehmetçiği siz öbür tarafta taşlayacaksınız, bu çok büyük bir nankörlüktür. Siyasetçi taş atar mı?"
Tuğluk, Akdoğan’a şu yanıtı verdi: "Aynı tabaktan yemek mi yedik? Aynı partide yol arkadaşlığı mı yaptık? Niye nankör? Çözüm süreci ‘sus, konuşma, eylem yapma’ süreci değildir. Müzakere aşamasına geçilmediği sürece Sayın Akdoğan bilsin ki, ‘nankör’lük yapmaya (direniş) devam edeceğiz!"
İşte iktidar güdüsüyle her gün biraz daha zalimleşmiş ve bilinen bütün ahlaki değerlerini kökten kaybetmiş bir erkek hükümdar taslağı, ve iktidar kavramının baskısından kurtularak barış ve özgürlüğü ahlak edinmiş, ezilen halkların bütününün yaşadığı sorunları kendi sorunu olarak içselleştirmiş, vicdanını özgürleştirmiş, ahlakını sınıf ve ulus çıkarlarının dışına çıkarmış bir insanın adalet güdüsü.
Türkiye’nin beslediği DAİŞ (IŞİD) cellatlarından çocuğunu kaçırırken mecburen Türkiye sınırına dayanmış olan anaları engelleyen askerin kafasına fırlatılan o taşa selam olsun!
Yaşam için, barış için, halkların özgürlüğü için atılan taşa olduğu kadar atan ele de selam olsun.
Saldırgan bir devlete karşı halkların yaşam hakkını savunmak için direnen o nankör benim de "model tipim"dir. Körlük yerine, köle sahibine isyan ederek "nankör" olan o yüreğe bin selam olsun.
Çünkü ya o yalaktan su içerek yalaka olunur; yalaka olunca bir kap aş için, zalimin zulmüne kör olunur. Ya da yalaka olmayı reddederek direnir insan, değerlerini yüreğinde taşır insanlığın, direnip nankör olunur.
***
Sanırım çözüm süreci "bitti bitiyor." Bir gerçekliğin altını çizelim: Başta Kürt Özgürlük Hareketi, PKK, KCK, BDP, HDP ve bütün ittifakları bütün halklar ve inanç grupları, farklı yaşam istemleri için, barışın, özgürlüğün, çoğulculuğun savunucusu olarak ortaya çıktı. Barışı ve özgürlüğü birlikte savunduk ve bundan sonrası için de hep savunacağız.
Türk Devleti ise Roboskî’yle, Gezi ile, Lice ile, 17 Aralık ve DAİŞ ile devam etti kanlı yoluna.
Duyduk duymadık demeyiiin!
Bundan sonra için, "haberim yoktu, aldatıldık, makarna, ama PKK de…" gibi geçmişte ağzınıza sakız ettiğiniz tekerlemeleri dinlemeyeceğim.
Körlüğünüze de inanmıyorum artık sevgili halkım!
Ya bu kokuşmuş, değerlerden yoksun aşağılık sistemin yanında olacaksınız ya da direnişlerde birer "nankör!" Ama tarih karşısında artık hepiniz gerekçelerinize bakılmaksızın yaşananlardan birinci dereceden sorumlusunuz!
Ya nankör olacaksın ya da kör!