Ya sosyalizm ya barbarlık

Haberleri —

Lokal ve günübirlik bir şekilde açığa çıkan yeni (aslında kökü oldukça geçmişte yer alan) sorunları tek tek çözüme kavuşturacak reçetelerin çok aktörlü ve kültürlü günümüzde tutmadığı açıkça görülüyor. 

Bunun bir nedeni sorunları çözme iradesini ortaya koyan kurumların yetersizliği ise ikincisi ve daha önemlisi, sorunların nedenleri hakkında tarihsel, kültürel dokuya uygun tespit geliştirememeleri yatmaktadır.

Dünyanın en geniş katılımlı ulus üstü platformu Birleşmiş Milletler (BM) bu kurumlardan biri. Fakat; Keşmir, Çin'in Uygur bölgesi, Pakistan-Afganistan çelişki ve çatışması, Hindu-Müslüman çatışması, Rusya'nın Çeçenlerle ve Ukrayna'yla çelişki ve çatışması, Lübnan ve Arap ülkelerindeki kavgalar, İran ile bölge ülkeleri arasındaki sorunlar, Balkanlardaki etnik boğazlaşmalar, Ermeni, Rum ve Süryanilerin zorunlu sürgünlükleri ve yaşadıkları katliamlar, İsrail-Filistin sorunu ve tabii Kürtlerin Arap, Türk ve Farslarla yaşadığı tarihsel çelişkiler (ve daha da çoğaltılabilecek çatışma ve savaşlar), 193 ulus devletin üyesi olduğu BM'de yıllardır konuşulan ama bir türlü çözülemeyen sorunların başında geliyor. 

Ortadoğu savunmasında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bu kısır döngünün nedenlerine ilişkin önemli tespitlerde bulunuyor; “Ulus-devletlerin birliği olan BM’nin müdahaleleri sonuç vermediyse, İslam ulus-devletlerinin birliği İKÖ (İslam Konferansı Örgütü) etkili olamıyorsa, her günkü sayısız ulus-devlet diplomatik turları bıktırıcı olmaktan öteye rol oynayamıyorsa, bunun nedeni yine ulus-devletin zihniyeti ve yapılanmasıyla bağlantılıdır. İlk ve ortaçağların dinselliklerinden bin kat daha tutucu ve kapalı inşa edilen bu ucube gerçeklik eğer sık sık karşımıza faşizmin kendisi ve her yerdeki uygulamaları biçiminde çıkıyorsa hiş şaşırmamak gerekir. Ulus-devlet inşasının kendisi hep savaşla olmuştur. Savaşla inşa edilmeyen tek bir ulus-devlet gösterilemez.”

Tüm sorunların kaynağında yatmasına rağmen bir “sorun” olarak tanımlanmadığından ulus devlet halin bir çözüm kaynağı olarak sunulmaya çalışılıyor. 

İsrail-Filistin sorununun merkezinde de devletleşme hedefli iki halkın çelişki ve çatışmaları yer almıyor mu? Neredeyse tüm tarihleri boyunca aynı kısır döngüde enerji tüketmekten, birbirini boğazlamaktan vazgeçmemelerinin altında devlet düşüncesi yok mu? Milliyetçiliğe dayalı, yeni bir ulus yaratmak hedefli devlet düşüncesinin kendi bitişlerini getirdiğinin farkında değiller mi?

Bunun için yaptıklarına ne demeli peki?

Tarihe en utanç duyulacak kavramlar olarak geçen Pogrom ve Holokost gibi kavramlarla anılan Yahudi halkının bugün kendini güvenceye almak için Filistinlilere uyguladıklarının Holokost'tan farklı olmadığı ortada. 

“Dünyanın katı sınırlarla bölünmesi, modern ulus ritüelleri (ibadetleri) toplum için demirden bir kafes olarak bürokratik canavarlaşma, daimi ordular, işsizler ordusu, modern din olarak milliyetçilik, azgın bir canavar haline gelen cinsiyetçilik, ortaçağ softacılığından bin kat daha zihin karartıcı rol oynayan akademik yobazlık, hepsi bin bir suratlı tanrı olarak ulus-devleti oluştururlar.”

“Sürekli yüceltilen, uğruna kan, can ve inanç istenen, herkes için adanma icadı olarak yansıtılan ulus-devlet, modernitenin gerçek tanrısıdır.” Hegel'in dediği gibi; ulus devlet, tanrının yeryüzünde yürüyüşe geçmiş halidir. 

Muhatabıyla arasında nefret duvarları yükseltenler de dahil olmak üzere bu coğrafyadaki hiçbir aktörün tapındığı bu tanrıyla bir diğerini alt edemeyeceğini iyi bilmeli. Çürüme ve yozlaşmanın tanrısı, hiçbir sorunu çözmedi, çözemez.

Yahudi Soykırımı ardından ahlaki çöküşe atıfla “Yanlış hayat doğru yaşanmaz” diyen Adorno ve kapitalizm ve ulus devletin çılgınlıklarına karşı “Ya Sosyalizm, Ya Barbarlık” sloganlarıyla yeni bir arayışın kapısını aralayanlara katılmaktan başka çaremizin olmadığı ortada...

paylaş

Haberler


   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.