Mitterrand’dan 17 yıl sonra büyük umutlarla cumhurbaşkanı seçilen François Hollande hayal kırıklığı yaratmaya devam ediyor. 3,5 yıllık icraatında seçim vaatlerinin çoğunu unutmuşa benziyor. Geçtiğimiz günlerde ‘yerel ve azınlık dilleri tanıma’ ile ilgili Avrupa Konseyi’nin şartını rafa kaldırmıştı. Bugünlerde ise sıra ‘yabancıların yerel seçimlerde oy kullanma hakkı’ ile ilgili seçim vaadinde. Basına yansıyan haberlere göre bu vaatten de vazgeçilmiş bulunuyor.
3 Kasım'da Başbakan Manuel Valls Paris’te Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencileri önünde bir konuşma yaptı. Valls konuşmasında şöyle diyordu: "Yabancıların yerel seçimlerde oy kullanma tasarısı için Kongre’de çoğunluğun sağlanması lazım. Bu da imkansız görünüyor. Önümüzdeki cumhurbaşkanı seçimleri kampanyasında bu tür bir vaad yer almayacaktır. Zaten bu konu önceliklerimiz arasında değildir."
Aslında yerel seçimlerde yabancılara oy hakkı tanınma tasarısı ta Mitterrand’ın ilk cumhurbaşkanı seçildiği 1981 yılından beri Sosyalist Parti’nin programında yer alıyor. Fakat bu tasarı sadece programda kaldı. Mitterrand seçim kampanyalarında bunu bir vaad olarak hiçbir zaman halka sunmadı. İlk defa Hollande 2012 seçim kampanyasında yabancıların oy hakkını 50. seçim vaadi olarak açıkladı.
Hollande’ın seçim programında toplam 100 vaad bulunuyordu. Halk bu programa onay verip onu cumhurbaşkanı seçti. Seçildiği ilk dönemlerde politik kontekst bu tür sosyal reformların gerçekleştirmesine oldukça uygundu. Bu sorun referandum yoluyla pekala da çözülebilirdi. O dönemlerde yapılan birçok anket bunu gösteriyordu. Fakat Hollande bu konuda bir girişimde bulunmadı. Şimdi ise Kongre’de çoğunluğu sağlanamayacağı gerekçesiyle bu vaatler rafa kaldırılıyor.
Bilindiği gibi Fransa da bu tür reformların gerçekleşmesi için anayasanın değişmesi lazım. Bu değişikliğin ya referandum ile yapılması ya da cumhurbaşkanının senato ve parlemento üyelerinin birlikte oy kullanacağı Versailles Kongresi’ni toplaması gerekir. Solcuların Kongre’de çoğunuluğu sağlamaları Hollande döneminde hiçbir zaman mümkün olmadı. Politik atmosferin en olumlu olduğu 2012 döneminde bile solcuların 31 oya ihtiyaçları vardı. Günümüzde durum daha da güçleşti. Son yapılan senato seçimlerde solcular birçok sandalye kaybetti. Bugün bu tür reformların Kongre’de geçmesi için sol oyların dışında en az 50 oya ihtiyaç bulunuyor. Bu oyların merkez sağdan gelmesi neredeyse imkansız gibi görünüyor.
Yabancıların oy kullanma hakkı ve daha birçok sosyal projenin aslında ‘sosyalist program’ gereği Fransa Sosyalist Parti’sinin programında yer aldığını savunanlar var. Pratik anlamda bu tür reformların gerçekleşmesi konusunda parti yöneticilerinin bir çabaları şimdiye kadar olmadığı düşünülüyor. Yoksa istenilseydi, hem Mitterrand’ın 14 yıllık cumhurbaşkanlığı döneminde, hem de Hollande’ın bu döneminde yabancıların entegrasyonu için sistem içinde bir alan açılabilirdi. Eğer bu alan açılsaydı, bugün aşırı sağcı Ulusal Cephe bu kadar güçlü olmayabilirdi.
Bütün bunlar bize Fransa demokrasisinin büyük bir çıkmazda olduğunu gösteriyor. Bu çıkmazın ana kaynağı elbette ‘üniter devlet’ sistemidir. Bu sistem aşılmadığı sürece Fransa demokrasisi yara almaya devam edecektir. İşin en anlaşılmaz tarafı solcu politikacıların da en az sağcılar kadar bu ‘jakoben’ safsatasına sarılmış olmaları. Bu Fransa toplumu açısından dramatik bir durumdur. Eğer ülkede köklü reformlara gidilmese, Macaristan’ın Viktor Orban’ı ve Polonya’nın çiçeği burnunda Başkanı Jaroslaw Kaczynski’nin yanında, bir de Fransa’nın Marine Le Pen’i olacaktır.
Tarihinde neredeyse bütün Afrika’yı sömürgeleştiren Fransa, bugün ‘göçmen nüfusunun’ ulusal topraklarında yoğun olması anlaşılır bir durumdur. Fakat anlaşılmayan, özgürlükleri kısıtlayan köhnenmiş bir sistemden ısrar etmektir. Bu ısrar, ülkenin başına daha birçok sorun açacabileceği gibi, 2005 Paris Banliyölerinde başlayan ve günlerce süren sosyal patlamaların benzerlerlerine de yol açabilir.