Rojava’ya kardeşliğin ruhuna aykırı bir harekat başlatıldı. Şu anda canı pahasına evlerini savunanlar belki de ceplerinde dizelerinizi taşıyorlardır.

MİHEME PORGEBOL

Geçtiğimiz günlerde tutsak şair erd. Agron, TTB (Türk Tabipler Birliği) tarafından 23üncüsü düzenlenecek olan Behçet Aysan Şiir Ödülleri’ne “dîwan” adlı Kürtçe şiir dosyasıyla başvurdu. Başvurusuna bir de açıklama metni ekleyen erd. Agron, başvurusunu tamamladıktan sonra açıklama metnini basınla paylaştı ve bunun bir çağrı olduğunu ifade etti. Çağrısına Turgut Uyar’ın Yokuş Yola şiirinin “güllerin bedeninden dikenlerini teker teker koparırsan / dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar / dikenleri kopardığın yerleri bir bahar filân sanırsa / Kürdistan’da ve Muş-Tatvan yolunda bir yer kanar” dizeleriyle başlayan erd. Agron açıklaması aynen şöyle:

“Kardeşlik, ontolojik zemini paylaşmak, aynı kaynaktan beslenmek ve çoğu zaman aynı mecrada akmaktır. Resmi ideolojinin asimilasyon politika ve uygulamalarına direnen Kürtler yüzyıldır kardeş dil Türkçeyi bir tehlike olarak görmemiş kardeşliğin gereklerini yapmakta tereddüt etmemiştir. Bütün yayınevleri, dergi ve gazetelerinde yurtiçi ve yurtdışı, hatta cezaevlerinde Kürt edebiyatı adına düzenlenen her yarışma ve etkinlikte Türkçeye yer vermiştir. Acaba bugüne kadar Türk edebiyatı ve sanatı adına düzenlenen kaç yarışmada Kürtçeye yer verilmiş, kaç yayınevi Kürtçe kitap basmış, bırakalım gazeteleri kaç dergi Kürtçeye kapılarını açmış, bir Kürtçe şiir yayımlamıştır? Türkiye toplumunun vicdanı ve birçok Kürdün kalbinde yer edinmiş olan siz aydınlar ve şairler bunu görmeyecek, bu soruyu sormayacak mısınız?

Mevlana baş tacı kılınırken Melayê Cizîrî yasaklanmış, Yunus yere göğe sığdırılmazken Feqiyê Teyran adı ağza alınmamış, Hacı Bektaş görkemli etkinliklerle anılırken Ehmedê Xanî unutturulmaya çalışılmıştır. Şimdi ise sizler etkinlikten etkinliğe koşturur, her sözünüz, her satırınız ile gazete ve dergi sayfaları süslenirken Kürt edebiyatı ve sanatı adına yarışmalar düzenlenemez hale getirilmiş, Türkiye’nin tek Kürtçe gazetesi Azadiya Welat ve dergilerin tümü kapatılmış, yayınevleri imkansızlıklara mahkum edilmiş, kanla yazan birçok Kürt şair ve yazar cezaevlerinde çürümeye terk edilmiştir. Kürt sorunu aynı zamanda bir dil sorunudur. Kürtçe can çekişiyor. Haberiniz var mı?

Ben de Behçet Aysan Şiir Ödülü’ne “Dîwan” adlı yayımlanmamış dosyamla dil dışındaki bütün gereklerini yerine getirerek katılıyorum. Dosyamla ödüle talip değilim. Katılımım Kürt dili ve Kürt şiiri adına bacadan girme çabasıdır. Katılımım Kürt dili ve edebiyatını egemen ideolojiye terk eden sanat ve edebiyat dünyasına karşı bir eylem, her türlü asimilasyon ve oto-asimilasyoncu eğilime karşı bir itirazdır.

Rojava’ya kardeşliğin ruhuna aykırı bir harekat başlatıldı. Şu anda canı pahasına evlerini savunanlar belki de ceplerinde dizelerinizi taşıyorlardır. Katılımım 21. yüzyıl Hektorlarını şiirlerinizle kucaklama çağrısıdır.”

Dosyayı kim değerlendirecek?

Açıklamanın sonuna da Turgut Uyar’ın aynı şiirini bozarak 4 mısra ekliyor: “Sınırın öte yakasında patlayan bombaları / bir pınarın şırıltısı sanırsanız Kürdün canı yanar / Türkün yüreğinde bir yer kanamalı / Tanrı hilesiyle vurulursa Hektor bir daha / Bu sefer şiir kanar, şair kana / dünya kanar.”

Bu çağrı basına ulaştıktan sonra gazeteciler konuyla ilgili görüşlerini almak için TTB’nin web sitesinde belirtilen seçici kurul üyelerini aradılar. Bu girişimlerle ilgili Gazete Karınca, haberinin altına şu notu düştü: Mektupla ilgili görüşlerini almak için Seçici Kurul’dan iletişime geçtiğimiz iki şairden biri ‘uygun olmadığı için’ konuşamazken, bir diğeri de ‘konuya dair görüşlerinin aktarılmasını istemediğini, Kürt yazarın mektubunu yalnız başına koymanın daha makul olacağını’ ifade etti. Bu yüzden onların konuya dair fikirlerini haberde aktaramıyoruz.

Yine aynı gün Mezopotamya Ajansı’nın TTB tarafından telefonla arandığını öğrendim. Mezopotamya Ajansı’ndaki gazeteci arkadaşlarımdan öğrendiğim kadarıyla telefonun diğer ucundaki yetkili kişi erd. Agron’un dosyasının kendilerine ulaştığını, bu dosyayı değerlendirmek için kabul ettiklerini, zaten yarışmaya katılım koşullarında dil sınırlaması olmadığını, dolayısıyla her dilden dosyanın değerlendirme için kabul edileceğini söylemiş.

Sorular:

1- Madem TTB’nin şiir ödüllerine başvuru koşullarında dil şartı aranmıyor ve tüm dillerde başvuru yapılabiliyor Ödül Seçici Kurulu’nda adı belirtilen Doğan Hızlan, Cevat Çapan, Ahmet Telli, Ali Cengizkan ve Turgay Fişekçi’den hangisi Kürtçe dosyaları değerlendirecek?

2- Madem yarışmada dil şartı yok daha önce 22 kez verilmiş bu ödüllerin kaçı Kürtçe dosyalara, Kürt şairlere verildi?

3- Daha önce 22 kez verilmiş bu ödüllerin seçici kurullarında kaç tane Kürt yazar, şair, aydın yer aldı? Bunların kaçı kaç tane Kürtçe edebiyat ürünü üretti?

4- Acaba söz konusu ödüle başvuru koşullarında Türkçe dahil hiçbir dil koşulu belirtilmemesine rağmen bütün çağrı, açıklama, broşür, duyuru ve ödüllerle ilgili her konuda neden sadece Türkçe dili kullanılıyor?

5- Hem erd. Agron’un eylemi hem de eylemin ardından gazetecilerin sorularına rağmen TTB ve seçici kurulun hala açık veya kapalı tek bir açıklama yapmamasının sebebi nedir? Bu çağrıyı görmezden mi gelecekler?

Dil koşulu yok ama Türkçeden başka olmaz

TTB’li yetkili tarafından Mezopotamya Ajansı’na yapılan “Ödül başvurularında dil koşulu yok” açıklaması bana geçtiğimiz günlerde Aslı Erdoğan’a dönük lincin konusunu hatırlattı. Aslı Erdoğan’ın “Türklere okula başlar başlamaz Kürtlerden nefret edilmesi öğretiliyor” dediği iddia edilmiş ve Aslı Erdoğan linç edilmişti.  (Sonradan bu cümlenin sorumsuz bir gazetecilik ve çeviri örneği olduğu, aslında Aslı Erdoğan’ın böyle bir şey söylemediği ortaya çıktı.) Linçler sürerken okullarda Kürt nefreti öğretildiğini savunanların en önemli haklı argümanı şuydu: Kürt nefreti öğretilmedi, çünkü Kürt diye bir şeyin varlığı hiç kabul edilmedi.

Anladığım kadarıyla erd. Agron’un eylemine kadar ödül için Kürtçeyi düşünmeyen TTB eylemden sonra demokrat, aydın ve özgürlükçü duruşuna halel gelmesin diye “Ödül başvurularında dil koşulu yok” gibi bir savunmaya sarılıyor. Korkarım ki erd. Agron’un eylemini boşa çıkarıp kendini aklamaya dönük bu savunma tam da “Kürt nefreti öğretilmedi, çünkü Kürt diye bir şeyin varlığı hiç kabul edilmedi”ye tekabül ediyor. Yani “başvuruda dil koşulu yok, çünkü Türkçeden başka başvuru gelebileceğini düşünemedik.” Tam da burada erd. Agron’un açıklamasının ilk cümlesi yerine oturuyor: “Kardeşlik, ontolojik zemini paylaşmak, aynı kaynaktan beslenmek ve çoğu zaman aynı mecrada akmaktır.” TTB bizi kardeş olarak görmüyor mu? Tüm bunların cevabı olabilmek ve bu haklı eyleme bir cevap vermek adına TTB’nin bir an önce konuyla ilgili girişimlerini de anlattığı bir açıklama yapması gerektiğini düşünüyorum. Öte yandan 9 Kasım’dan bu yana yaşanan bu gelişmeler hakkında ne basından ne sanat camiasından ne aydınlardan bir ses geldi. Özellikle Kürt yazar, şair ve yayıncıların bu konuda sessiz kalması, bu eylemi sahiplenmemesi gittikçe vahşileşen devletin Kürt dili, edebiyatı, sanatı ve kültürüne dönük yeni saldırılarına zemin hazırlamaktadır.

*Agron, Kos adasında Byssa ve Meropis adlı iki kızkardeşiyle mutlu bir hayat sürerdi. Agron ve kızkardeşleri toprak ana tanrıçasından başka hiçbir tanrıya inanmıyordu. Bu inanışlarından ötürü bütün tanrılar bir olup Agron ve kardeşlerinin cezalandırılması gerektiğine karar verdi. Cezaları uygulandı. Tanrılar Meropis’i baykuşa, Byssa’yı martıya ve Agron’u da yağmur kuşuna dönüştürdü. Agron’un babası Eumelos ise kargaya dönüştürüldü. Söylenenlere göre Agron kendisine biçilen cezayla uslanmış değil ve hala eskisi gibi düşünüyor.