Türkler, Güney Kürdistan’da, “bağımsızlık istiyor musunuz?" sorusuna cevap aramak için, düzenlenen referandum nedeniyle, Kürt nefretine sarmal olarak, Yahudi ve Amerikan düşmanlığını yeniden başa sardılar. Saray beslemesi medya, Kasımpaşa Magandası ağzıyla, küfür salvosunda.

Oysa Amerika ve İsrail karşıtlığında, Kürtler onlarla hemfikirdi. Bu da ayrı “fukaralık" ama, Amerika’nın, bir kaç yıl önce, Rojava‘ya yardımları nedeniyle, “Bijî Amerika" başlıklı yazı yazdığımda başıma yağdırılan taşları ben biliyorum. Ne “emperyalizm uşaklığım, ne de ihanetim" kalmıştı.

Ama gülüp geçmiştim. Çünkü, bu küfürlerin alt beyni esir, sömürge insanının hezeyanları olduğunu biliyordum. O bir “bindest"ti. Türkçesiyle, el altında, esirdi. El altı toplumlarında, bireyin dost ya da düşmanını belirleme hak ile özgürlüğü de yoktur.

Ona hükmeden gücün dostu dost, düşmanı da can düşmandır.

Örneklersek, Yahudiler, Babil Kralı Nakubednezar’ın ana yurtlarını tarumar ettiğinden beri, yer yüzünün göçmenleridir. Yer yüzünde olabilecek en ağır yaranın acısını ruhlarında yaşayarak gelegeliyorlardı. Ruhlarını yaran travma, Kürtlerinkinden bir kere daha ağır…

Ama, günün birinde atalarının ayak izlerine dönüş hayalini hep diri tuttular. Abdülhamit döneminde, dönüş hayallerini gizlilikten aleniyete döktüler. Ama ana yurtları, o sırada Osmanlı işgalindeydi. Bu yüzden, adları “bölücü" çıktı. Abdulhamit çarkının gazabına uğradılar.

Bozguncu, düzenbaz, hain oldular…

Ama, Yahudi düşmanlığı Abdulhamit’le bitmedi. Onu deviren İttihatçılar, düşmanlığı yayma görevini üstlendiler. Kemalistler de, onlardan devir ve teslim aldılar.

Gaddarlıkta Hitler’den önce ve ona ilham olacak şekilde, eyleme geçtiler. Trakya ve Çanakkale’de zengin bir hayat kurmuş Yahudilere karşı, 1935 yılında sefer düzenlediler. Talandan canını kurtarabilenler şanslıydı.

İkinci ırkçı dalga, Hitler’in kırım sürecinde, 1942 yılında, “varlık vergisi" adıyla tazelendi. İsrail’e gitmek için, Romanya’dan yola çıkan Struma adındaki gemiyi, Hitler’e yaranma adına İstanbul önlerinde durduruldu. Gemi sonra batırıldı. Her yaştan yüzlerce kişi sulara gömüldü.

Buna rağmen, Yahudi kini dinmiyordu.

Kemalist aydınlar, Yahudi düşmanlığını, “kahrolsun siyonizm" sloganlı haykırıyorlardı. Bu slogan daha sonra Kemalist solcuların ağzında sakız oldu. Yahudi düşmanlığını, Amerikan aleytarlığıyla bütünleştirerek haykırmak, “solculuğun alameti" olarak köpürtüldü.

Kürt öğrenci gençliği ve bazı aydınlar da onlardan etkilendi. Kemalistlerin moda düşman ezberini, solculuklarının kanıtı olarak haykırdılar.  

Oysa, Yahudiler yeryüzü masumlarıydı. İnsanlığın dönüşümü için, bilim ve sanata katkıları yadsınamazdı. Kürtlere de bir zararları dokunmamıştı. Tersine İsrail’in kurucu Cumhurbaşkanı Ben Gorion’un Kürtlere beslediği sempati, hatta katkı çabaları biliniyordu.

Kürtlerin düşmanlarıyla alış-veriş mi? Kimin yoktu ki!..

Kürtler arasındaki Yahudi karşıtlığı, bu nedenle anlaşılmazdı. İşin tuhafı, düşmanca söz edenler de, bunun sebebini bilmiyorlardı. “Neden?" diye sorduğunuzda, asla “Türkten bana geçen, ezberdir" diyemiyor, ama "Yahudi babamın bağı, bahçesine girdi, koyunları benim sürümün delavını bulandırdı, demeleri de imkansızdı.

Çıkmazda çırpınırken, bilgiçliği de elden bırakmayarak, “kahrolsun Siyonizm" demekle kalıyorlardı. Bildikleri ezber buydu. O da, Abdülhamit’ten Kemalistlere geçen mirastı…

Ha, Siyonizm mi? Onun içeriğini bildiklerini sanmıyorum. Çünkü, içerikte kan dökücülük, kelle uçurtmalar yoktur.  Onların sövdükleri olgu, Yahudilerin bir ve beraber olma, dil ve kültürlerini yaşatma özlemidir.

İyi de, Kürtler de benzer hayalin yolcuları değil midir? Eğer değilse, geleceğin ve gelecekte kurulacak toplumsal yapının yaşama biçiminin ana ilkeleri için, Ulusal Kongre çabaları neyin nesi?

Demek istiyorum ki, Rönesansını yaşayan Kürtler, başkalarının aşıladığı ezberiyle değil, hayatın tanığı iradeleriyle dost ve düşmanlarını, kendileri belirlemelidir.

İsrail düşman değil, Kürtler gibi düşmanla sarılı, bir bölge devletidir.

Amerika Birleşik Devletlerine gelince: O, bir dünya devletidir. Kürtleri yok sayan, var olma çabalarını bastırmada, düşmanlarının yanında fiilen görev alanların yanında, “Wilson ilkeleri"ni yayımlayan geçmişe sahiptir.

Aynı Amerika, bugünse, Kürtlerin bölgedeki başlıca müttefiği…

Ve çağımızın kuralı: Ebedi dostluk ya da düşmanlık yok, dürüstlük üzerine kurulu, karşılıklı ilişkiler vardır…