
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından başlatılan barış görüşmelerinde Türk hükümeti 2. aşama için beklenen adımları geciktirmeye devam ediyor. Hükümet, "demokrasi paketi" hazırlığı içinde olduğunu deklare etse de şimdiye kadar atılmış henüz somut bir adım yok. BDP heyeti en son 21 Temmuz'da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile İmralı'da görüştü. Ardından yapılan yazılı açıklamada Öcalan, "Eylül ayının başında 2. aşamaya dair mesafa katedip, normalleşme dediğimiz 3. aşama tartışmalarına geçebilme arzusundayım. Ortadoğu'daki gelişmelerle de bağlantılı olarak hükümetin kesinlikle hızlı hareket etmesi gerekir. Meclisin açılmasına yakın hükümetin artık somut, pratik adımlar ortaya koyması beklenir" mesajını vermişti. Öcalan, 29 Temmuz'da ailesiyle yaptığı son görüşmede de tarih vererek, "1 Ekim'e kadar çözüm süreci için hükümet adım atmalı. Adım atılmazsa süreci geliştiremeyeceğimiz açıktır" uyarısında bulunmuştu. BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ile çözüm sürecinin aşamaları, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile İmralı'da yaptıkları son görüşme, Kürt Ulusal Kongresi, Rojava'da yaşanan gelişmeler ve yerel seçimler üzerine konuştuk.
İki kritik tarih ve aşama
İmralı'da Öcalan ile görüşen son heyet içerisinde yer alan BDP Eşbaşkanı Demirtaş, söz konusu tarihlere şöyle açıklık getirdi: "Sayın Öcalan iki tarihten bahsediyor. Biri 1 Eylül diğeri 15 Ekim'dir. 1 Eylül tarihi hükümetin demokratikleşme paketini bizlerle ve Sayın Öcalan ile ortaklaştırması gereken tarihtir. O zamana kadar ortak bir paketin en azından bizimle paylaşılmış, Sayın Öcalan'ın görüşlerinin alınmış ve nihayetinde son hali verilmiş bir paketin netleşmesi lazım. Bu çalışma 1 Eylül'e kadar yapılmazsa sürecin işlemeyeceğine dair güçlü bir kanaat oluşacak bizlerde. Dolayısıyla Sayın Öcalan o tarihten sonra süreci destekleme konusunda ki tavrını gözden geçirecek. Eğer 1 Eylül'e kadar bir paket hazırlığı gerçekleşirse bu defa sonraki 45 gün içinde yani Ekim 15'e kadar bu paketin artık parlamentoda hayata geçmesi ve yasalaşması gerekiyor. O 45 günde bunlar gerçekleşirse 3. aşamaya geçmenin koşulları oluşur. Yok bu konuda gelişme olmaz, parlamentoya sunulmazsa veya adım atılmazsa Sayın Öcalan tekrar aynı kararı gözden geçireceğini söylüyor. Yani önümüzde iki ayrı tarih ve aşama var; biri hazırlık 1 Eylül'e kadar, 15 Ekim'e kadar da pratikleştirme. Bu tarihleri hükümet biliyor. Hükümet bunların farkında. Gereklerini yerine getirip getirmeyeceğini yakından takip ediyor, izliyoruz. Hükümetle temaslarımızı sürdürüyoruz. Halkımız da her yerde 'Hükümet adım at' kampanyası çerçevesinde daha güçlü bir şekilde hükümetin adım atması konusunda zorlayıcı ve muhalefet tutumunu ciddi bir şekilde açığa çıkarmalıdır."
'Basınla görüşme iç hukuka uygun'
Öcalan'ın son görüşmesinde bir grup gazeteci ile görüşmek yönünde isteği olduğunu vurgulayan Demirtaş, "Sayın Öcalan sürece katkı sunabilecek ve bu konuyu takip eden bir grup gazetecinin görüşme yapmasını istiyor. Talebi budur. Basın mensuplarının aracılığıyla kamuoyuna doğrudan mesaj vermek istiyor. Bu hukuka aykırı değil. İç hukuka uygundur" diye belirtti. Hükümetin tartışma içinde olduğunu ifade eden Demirtaş, yapılan başvuruları da hatırlatarak, "Bu konuda Bakanlık değerlendirmelerde bulunacak. Bizde bir sonraki gidişimizde Sayın Öcalan'a bu gelişmeleri aktaracağız. Kendisinin bir beklentisi varsa onu da halkımızla paylaşırız. Ama şu ana kadar hiçbir gazetecinin ismini zikretmedi. Bu talebi gerçekleşmediği sürece katkı sunma koşulları zorlaşıyor" diye konuştu.
'Hükümet komisyonlara yanaşmıyor'
Demirtaş, Öcalan'ın kadın, hukuk, hakikatlerle yüzleşme, ekonomi gibi alanlarda kurulmasını önerdiği 8 komisyona da hükümetin yanaşmadığını belirtti: "Bunlar parlamentoda kurulması önerilen komisyonlar değil. Bunlar sivil toplum, hükümet ve bizlerin önereceği temsilcilerle, bu başlıklarda çalışma yapacak ve kanun teklifleri de bu çalışmalar üzerinden şekillenecekti. Hükümet bu çalışmalara yanaşmış değil. Yani o çalışmaları ortaklaştırma konusunda adım atmış değil. Hükümet önümüzdeki bir hafta on gün içinde demokrasi paketi ile ilgili çalışmaları olgunlaştıracağını ve kamuoyu ile paylaştırabileceğini söylüyordu. Sayın Başbakan, 'Bizzat ben açıklayacağım' diyordu. Ama biz bu paket açıklanmadan önce mutlaka ilgili çevrelerle ortaklaşılması gerektiğini ve bu 8 alt başlık çerçevesinde paketin hazırlanması gerektiğini belirtiyoruz."
'Böyle sürerse kamuoyu desteği azalır'
Hükümetin şu ana kadar ortaya koyduğu tutum için "Umut veren bir tutum değil" eleştirisinde bulunan Demirtaş, "Biz kendilerini çok sert eleştirdik. Şu anda hükümet güven veren bir şekilde ikinci aşamaya başlamadı. Yani birinci aşama ile ilgili Sayın Öcalan'ın, KCK'nin ve Kürt siyasi hareketinin tutumu çok güven vericiydi, çok ciddiydi, meseleye bu temelde yaklaştılar. Gereğini yerine getirdi. İkinci aşamada bizde muhataplarımızdan aynı ciddiyeti bekliyorduk. Ama şu ana kadar bu ciddiyeti görmüş değiliz. Bu yaklaşım bu şekilde devam ederse kamuoyunun desteği azalacaktır. Hükümet de bu desteği kaybetmek istemiyorsa çözüm sürecini gerçekten çözümsüzlüğe götürmek istemiyorsa Sayın Öcalan'ın bu konudaki iyi niyetli uyarılarını dikkate almalıdır" diye belirtti.
'Lütfeden bakış açısını reddediyoruz'
Hükümetin kullandığı üslubu da sert bir şekilde eleştiren Demirtaş, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın sözlerine atfen, "Öyle kimsenin hükümetin sinir uçlarıyla oynadığı yok. Bir halk ve onun Önderliği çok samimi önerilerde bulunuyorlar. Sürecin sağlıklı ilerlemesi için işin muhatabına ciddi uyarılar yapıyorlar. Madem bu bir müzakere süreci bunu dikkate almaları lazım. Biz bu dili kesinlikler reddediyoruz. Egemen bakış açısını ve lütfeden bakış açısını reddediyoruz. Bu sadece Kürtleri değil Türkiye'nin tamamını ilgilendiriyor. Ve hükümetinde geleceğini ilgilendiriyor. O nedenle sanki Kürtler sadaka bekliyormuş gibi bir tutum içinde olurlarsa her açıdan kaybederler. Kürtlerin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi kalmamış zaten. Bizden çok onların bu çözüm sürecine sarıldıklarını biliyoruz. Sayın Öcalan'a yaklaşımları, İmralı'daki görüşmeler de yaklaşımları saygındır. Dışarıda kullandıkları üslup da aynen öyle olmalıdır. İçeride başka dışarıda başka konuşmanın kimseye faydası yok" dedi.
Öcalan adına teşekkür toplantıları
Demirtaş, Kürt Halk Önderi'nin talebi üzerine Öcalan adına teşekkür toplantıları düzenleyeceklerini de açıkladı: "Kendisi, 'Bu süreçte halkımız benim yaptığım çağrıyı çok güçlü sahiplendi ve destekledi. Ve benim adıma her yerde, her mahallede halka teşekkür edilmesi lazım. En büyük sorumluluğu ve görevi halk yerine getirdi ve bunu da büyük bir başarıyla yaptı. Sürecin ilk aşamasında sağlıklı bir şekilde sahiplenerek, başarıya götüren halkın duruşu oldu' dedi. Bu nedenle kendisinin halka çok özel selamı vardı."
İmralı'dan bayram hediyesi
Demirtaş, Öcalan ile Ramazan Bayramı'nda tekrar görüşeceklerini belirterek, "Önümüzde Ramazan Bayramı var. Belki bayramdan önce ve hemen sonra Sayın Öcalan ile bir toplantı yapmayı planlıyoruz. Biz de halkın sevgi ve selamını ve bayram tebriklerini Sayın Öcalan'a ileteceğiz. Kendisinden de bir görüntüsünü ve fotoğrafını isteyeceğiz. İnşallah bir bayram hediyesi olarak Sayın Öcalan'ın bir fotoğrafı veya görüntüsünü halkımızla paylaşma fırsatımız olur" diye belirtti.
Kalbimiz Rojava'da atıyor
BDP Eşbaşkanı Demirtaş, Rojava ile dayanışma çağrısını yineleyerek Rojava direnişinin daha güçlü sahiplenilmesi konusunda her yerde daha güçlü etkinlik ve eylemlerin ortaya konulmasını isteyerek, "Hepimizin kalbi yüreği, beyni Rojava'da atıyor" diye belirtti.
Rojava'da yaşanan devrimsel gelişmelerin Kürdistan'ın diğer parçalarında yeterince karşılık bulmadığını belirterek, bu konuda özeleştiri veren Demirtaş, "MYK toplantımızda DTK ile birlikte bütün bu süreci görkemli karşılamanın hazırlıklarına başladık. 4 Ağustos'ta Ceylanpınar'da Serêkanîyê'de büyük bir destek yürüyüşü yapılacak. Sınıra yürünülecek" dedi. 4-6 Ağustos'ta sınırda Rojava için nöbet tutulacak. Merkezi ve yerel eylem ve kampanyalarının süreceğini aktaran Demirtaş, "Ayrıca özellikle gıda ve ilaç gibi kampanyaların daha yaygınlaştırılması ve bu yardımların daha güçlü bir şekilde Rojava'ya ulaştırılması için planlama yapıldı. Özellikle sınır kapılarının açılması konusunda görüşmelerimiz devam edecek. Resmi olarak da 3 sınır kapısının açılmasını bekliyoruz. Dışişleri nezdinde bu girişimlerimizi de sürdüreceğiz" dedi.
Türkiye’de durum değişikliği
Geçen haftaya kadar resmi düzeyde itiraf edilmemiş olsa da El Kaide'ye bağlı güçlerin Türkiye ile ilişkili olduğunu bildiklerini ifade eden Demirtaş, "Türk Dışişleri ile radikal dinciler arasında bir alışveriş vardı. Şimdi içeride başlayan süreç, Sayın Öcalan'ın bazı uyarıları, uluslararası bazı güçlerin Türkiye'yi sıkıştırması ve El Nusra'nın gayri meşru bir şekilde YPG güçlerine yönelik saldırıları Türkiye'yi zor durumda bıraktı. Türkiye bu kararlarını gözden geçiriyor. Resmi olarak El Nusra ile El Kaide'yi desteklemeyeceklerini açıkça belirttiler. Bununla ilgili bazı tedbirler alacaklarını düşünüyoruz. Umut ediyoruz ki Türkiye oradaki halkın öz yönetimini esas alan gelişmeleri esas alacak" dedi.
'Anayasa'da umut binde birin altında'
Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nda gelinen aşamayı değerlendiren Demirtaş, dört partinin uzlaşma ihtimalinin giderek tükendiğini söyledi. Demirtaş, ortaya çıkan tabloyu şöyle değerlendirdi: "Türkiye'nin temel meselelerine dair hiçbir maddede suya sabuna dokunmadan esaslı bir değişiklik yapmadan bir anayasa taslağı yapılmak isteniliyor. Bizim bunu kabul etmemiz mümkün değil. Yani anadilde eğitim olmayacak, herkes Türk olacak, Türk milleti olacak, işte tek dil ve millet üzerine kurulu bir anayasa olacak. Özgürlükler konusunda son derece geri öneriler olacak. Bu şekilde yeni bir anayasa, sivil anayasa olmaz. Tekçi bir anayasayı ne BDP Uzlaşma Komisyonu'nda kabul edebilir ne de halkımız sokakta buna referandumda 'evet' diyebilir. Umutlar diyebilirim ki binde birin altına düşmüştür. Böyle bir anayasanın yapılma ihtimali çok çok zayıf. Artık dört partinin uzlaşma ihtimali giderek tükenmek üzere. Komisyonun geleceği artık önümüzdeki günlerden sonra tartışmalı bir hale gelecektir."
Komisyonun çözüm sürecine yaklaşımını da eleştiren Demirtaş, "Bir buçuk yıldır çalışılan bir konuda mesafe katledilemiyorsa ve çözüm sürecine dair tek bir madde bile önerilip ortaklaşılamıyorsa demek ki kimsenin Kürt sorunun anayasal çözümüne destek sunma bir niyeti yok. Biz önümüzdeki günlerde buradan bir şey çıkmıyorsa artık diğer partilerin tutumunu sorgulayacağız. Çekilme konusunda da yetkili kurumlarımız değerlendirecektir. Biz bu işi seçim sonrasına kadar bekletemeyiz artık" dedi.
Kürdistan’da BDP ile seçime
Demirtaş, Mart 2014'te yapılması planlanan yerel seçimlere yönelik çalışmaları hakkında da bilgi verdi. Farklı çevrelerden temsilcilerin bulunduğu Örgütlenme ve Aday Tespit Etme Komisyonları kurduklarını belirten Demirtaş, "Komisyonlar sadece BDP yönetiminden oluşmuyor. Nihayetinde yerel yönetimler sadece BDP'yi ilgilendiren bir durum değildir. Bütün bileşenler ortaklaşırsa iyi bir sonuç çıkacağını düşünüyorum" dedi. Komisyonların şimdiye kadar 7 ayrı kent ve ilçelerinde partinin durumu, halkın beklentileri, ittifak durumu gibi başlıklarda fizibilite çalışması yaptığını ve raporlar hazırladığını kaydeden Demirtaş, "Bundan sonra hızlı bir şekilde fizibilite çalışması yapılan şehirlerin aday belirleme çalışmaları başlayacak. Bununla birlikte birçok şehir ve ilçede de ön seçim ve eğilim yoklamaları yapılacak. Birçok yerde halkımız adaylarını kendileri ön seçimle belirleyecek. Sandıklar kurulacak ve aday adayları orada yarışacak. Fizibilite çalışmaları ve seçim takvimi netleştikten sonra kapsamlı bir kamuoyu bilgilendirmesi yapıp, resmi olarak da çalışmalarımızı halkımıza duyuracağız. Ama gayri resmi olarak, ön hazırlık çalışmaları şu anda büyük bir hızla devam ediyor" diye belirtti.
"Seçimlere BDP ya da HDP çatısı altında mı girilecek" sorusuna ise Demirtaş şu yanıtı verdi: "Bizim Kürdistan'da BDP ile girme şeklinde bir kararımız var. Ama batı metropollerinde HDP ile mi yoksa BDP ile mi girelim tartışması henüz netleşmiş değil. Orada da değişik fikir ve öneriler var. Bütün bu önerileri biz ilgili bileşenlerle; HDP, BDP yönetimi ve DTK ile tartışıyoruz. Bunlar da önümüzdeki günlerde, bir hafta 10 gün içerisinde netliğe kavuşur."
'Gezi içinde olmaya devam'
BDP'nin hiçbir milletvekilinin ve bileşeninin Gezi direnişine karşı olmadığını belirten Demirtaş, Kürt halkının, Kürt gençliğinin Gezi direnişinin içinde olduğunu belirtti. Demirtaş, yapılan çarpıtmalara ilişkin, "Bir takım Ergenekoncu çevreler öncülük yapmak ve yönlendirmek istediler. Partimiz daha ilk günden onlara tavır koyarak, etkisizleştirdi. Bu partimizin aslında başarısıdır. Gezi direnişinin ilerici, devrimci duruşundan faydalanmak isteyenlere karşı partimiz çok net bir tavır koyarak, sürecin ilerici bir çerçevede yürümesine katkı sundu. Biz bu anlamda Gezi direnişinin ortaya çıkardığı ruhun Türkiye'yi özgürleştirici bir ruh olduğunu biliyoruz” dedi. Çarpıtmaların CHP kökenli kesimler tarafından yapıldığına dikkat çeken Demirtaş, "Onlar özellikle BDP'nin Gezi ile olan bağını koparmaya çalışıyorlar. Çok bilinçli ve politik bir oyundur. Hiç kimsenin bu oyuna düşmemesi lazım. Gezi ile ilgili bizim duruşumuz nettir. Biz Gezi'nin içinde olmaya olmaya devam edeceğiz" mesajını verdi.
BDP'nin kongre önerileri
BDP Eşbaşkanı Demirtaş Kürt Ulusal Kongresi'ne ilişkin ise partinin önerileri için bir komite oluşturduklarını söyledi. Kongreyi, "Kürt halkının kendi geleceğiyle ilgili somut bir kararlaşma, planlama ve somut bir kurumsallaşmaya gitmesi" olarak değerlendiren Demirtaş, kongreye ilişkin somut önerilerini şöyle sıraladı: "Yani her parçada bulunan Kürt halkının yaşadığı ülke ve devletle ve diğer bölge devletleriyle ilişkileri ne olacak? Statüsü ne olacak? Her parça diğer parçanın hakkını, bu konuda ki tutumunu hep birlikte savunabilmeli, ortak bir tutum sergilemelidir. Bununla birlikte barış olacaksa, Kürtlerle barış içinde yaşamak isteyen bütün uluslararası güçlere de güçlü bir mekanizma ile mesajın verilmesi lazım. Kürtlerin barış konusunda beklentileri ve barışın nasıl sağlanacağına dair somut taleplerinin kongre aracılığıyla bütün dünyaya anlatılması lazım. Hakeza Kürtleri hedefine alan saldırılar, Kürtlere yönelik katliam, Kürtlere yok etmeye dönük bütün anlayışlara karşıda ortak bir savunma anlayışının gelişmesi lazım. Yani Kürtler hiç kimseye saldırma, herhangi bir gruba karşı savaş hazırlığında değildir. Meşru temelde kendilerini nasıl savunacaklar. Kürdistan'ın sosyo ekonomik durumu geri kalmışlığı meselesinin de kongrenin gündemi olması gerekiyor. Ayrıca Kongre kararlarının takibi, ulusal birlik ruhunun takip edilmesi sürdürülmesi açısından da kurumsallaşma gerekir. Kongre toplanıp dağılmamalıdır. Bu kongreyi takip edecek bir yürütme kurulunun, bir konseyin varlığını dünyaya deklare etmesi çok güçlü olur. Ve bütün dünya güçleriyle ortak diplomasi yürütebilmek için oluşacak bu konseyin ortak diplomasi komiteleri kurması çok iyi oluyor. Bizler de BDP olarak bu konuda somut önerilerimizi sürdüreceğiz."
NAGİHAN AKARSEL/MEHMET ŞAH ORUÇ / DİHA/ANKARA